Avukatlar ve hukuk öğrencileri için İngilizce

Hukuk İngilizcesi: 200 Temel Terim ve Anlamları

Hukuk İngilizcesi; uluslararası sözleşmelerin, tahkimin, sınır ötesi uyuşmazlıkların ve dünya hukuk literatürünün büyük bölümünün ortak dilidir. Buradaki terimler avukatların ve hukuk öğrencilerinin ilk karşılaştığı kavramlardır: hukuk sistemlerinin yapısı, mahkemelerin ve davaların işleyişi, olayların nasıl ispat edildiği ve hukuki metinlerin nasıl yazıldığı. Kelimelerin çoğu tanıdık görünse de hukukta çok belirli bir anlam taşır; bu yüzden onları bağlam içinde öğrenmek ciddi yanlış anlamaların önüne geçer.

  • 200 terim
  • 9 konu
  • 54 temel terim
  • 406 örnek cümle

Mahkemeler ve Hakimler

  • courtisimmahkeme, yargı yeri

    Hakimlerin hukuki uyuşmazlıkları dinleyip hukuka göre karara bağladığı kurum ya da yer; kelime bazen hakimlerin kendisini de ifade eder.

  • judgeisimhakim, yargıç

    Duruşmayı yöneten, tarafları dinleyerek davayı karara bağlayan ya da jüriye hukukun nasıl uygulanacağını açıklayan kamu görevlisi.

  • jurisdictionisimyargı yetkisi, yetki

    Bir mahkemenin davayı görme ve karara bağlama yetkisi; ayrıca belirli bir hukuk düzeninin uygulandığı ülke, eyalet ya da bölge.

  • supreme courtisimyüksek mahkeme, Yargıtay

    Bir ülkenin ya da eyaletin en üst mahkemesi; hukuki meselelere ilişkin kararları genellikle alt mahkemeleri bağlar ve bu kararlara karşı başka bir başvuru yolu yoktur.

  • court of appealisimistinaf mahkemesi, bölge adliye mahkemesi

    Taraflardan biri hakimin hata yaptığını ileri sürdüğünde alt mahkeme kararlarını inceleyen ve bu kararları onaylayabilen, değiştirebilen ya da kaldırabilen mahkeme.

  • juryisimjüri

    Bir yargılamada delilleri dinleyip olgular hakkında, örneğin sanığın suçlu olup olmadığı konusunda karar vermek üzere seçilen ve çoğunlukla on iki kişiden oluşan sıradan vatandaşlar grubu.

  • Your HonourifadeSayın Hakim, Sayın Başkan

    Mahkemede doğrudan bir hakime hitap ederken, hakimin adı yerine kullanılan saygılı hitap biçimi.

  • tribunalisimmahkeme, heyet

    İş veya vergi uyuşmazlıkları gibi belirli türdeki anlaşmazlıkları dinleyip karara bağlamak için kurulan, çoğu zaman olağan mahkemelerden daha az resmi olan organ; ayrıca bir tahkim heyeti.

  • judiciaryisimyargı, yargı erki

    Bir ülkedeki hakimlerin bütünü ve devletin kanunları yorumlayıp uyuşmazlıkları karara bağlayan erki.

  • courtroomisimduruşma salonu, mahkeme salonu

    Adliye binasında duruşmaların yapıldığı; hakim, taraflar, avukatları, tanıklar ve izleyiciler için yerler bulunan salon.

  • adjournfiilertelemek, ara vermek

    Bir duruşmayı ya da toplantıyı bir süre için durdurup aynı gün ya da başka bir tarihte devam etmek üzere ertelemek.

  • presidefiilbaşkanlık etmek, (duruşmayı) yönetmek

    Bir duruşmanın ya da yargılamanın sorumlu hakimi olmak veya resmi bir toplantıyı yönetmek.

  • benchisimhakim kürsüsü, hakimler

    Bir mahkemenin hakimleri topluca ya da duruşma salonunda hakimin oturduğu yüksek kürsü.

  • magistrateisimsulh hakimi, alt derece mahkemesi hakimi

    Daha hafif davalara bakan yargı görevlisi; İngiltere ve Galler'de çoğunlukla hukuk diploması olmayan, eğitim almış bir gönüllü, ABD'de ise federal bölge hakimlerine yardımcı olan hakim.

  • impartialsıfattarafsız, yansız

    Bir uyuşmazlıkta taraflardan hiçbirini kayırmayan ve kararını yalnızca olaylara ve hukuka dayandıran; hakimler ve hakemler için temel bir şart.

  • contempt of courtisimmahkemeye saygısızlık, mahkeme kararına uymama

    Bir ihtiyati tedbire uymamak ya da duruşmayı bozmak gibi, mahkeme kararlarına karşı gelen veya adaletin işleyişine müdahale eden davranış; para cezası ya da hapisle cezalandırılabilir.

  • constitutional courtisimAnayasa Mahkemesi

    Kanunların ve devlet işlemlerinin anayasaya uygun olup olmadığına karar veren ve birçok ülkede hak ihlallerine ilişkin bireysel başvuruları da inceleyen özel mahkeme.

  • court of first instanceisimilk derece mahkemesi

    Bir davanın kanun yoluna gitmeden önce ilk kez görüldüğü ve olaylar ile hukuk bakımından karara bağlandığı mahkeme; çoğu zaman 'trial court' olarak da anılır.

Davalar ve Yargılama Usulü

  • caseisimdava, dosya

    Mahkemenin ele aldığı hukuki uyuşmazlık ya da avukatların atıf yaptığı önceki mahkeme kararı; ayrıca bir tarafın ortaya koyduğu olgular ve argümanlar.

  • lawsuitisimdava, hukuk davası

    Bir kişinin ya da şirketin başka birine karşı hukuk mahkemesinde açtığı, genellikle para ya da bir eylemin durdurulmasını talep eden dava.

  • suefiildava açmak, dava etmek

    Bir kişi ya da kuruluşa karşı, genellikle verdiği zarar için para almak amacıyla hukuk mahkemesinde dava açmak.

  • plaintiffisimdavacı

    Bir başkasına karşı hukuk mahkemesinde dava açan ve mahkemeden hukuki koruma talep eden kişi ya da şirket.

  • defendantisimdavalı, sanık

    Aleyhine dava açılan kişi ya da şirket; hukuk davasında talebe, ceza davasında ise suçlamaya cevap vermek zorunda olan taraf.

  • partyisimtaraf

    Bir sözleşmede ya da davada doğrudan yer alan kişi veya kuruluş; örneğin alıcı ile satıcı ya da davacı ile davalı.

  • trialisimyargılama, duruşma

    Delillerin mahkemede sunulduğu ve davanın hakim ya da jüri tarafından karara bağlandığı resmi süreç; genellikle haftalar ya da aylar süren hazırlıktan sonra yapılır.

  • hearingisimduruşma, oturum

    Tarafların ya da avukatlarının belirli bir mesele hakkında argüman veya delil sunduğu mahkeme ya da kurul oturumu.

  • claimisimtalep, dava

    Özellikle mahkeme önünde ileri sürülen para, mal ya da başka bir hukuki koruma talebi; ayrıca henüz ispatlanmamış bir iddia.

  • filefiil(dava) açmak, sunmak

    Bir belgeyi kayda geçmesi için resmi olarak mahkemeye ya da bir kamu kurumuna sunmak; örneğin dava açmak ya da davaya cevap vermek için.

  • settlementisimsulh, uzlaşma

    Bir hukuki uyuşmazlığı mahkeme kararı olmadan sona erdiren ve genellikle bir tarafın diğerine üzerinde anlaşılan bir tutarı ödemesini öngören anlaşma.

  • proceedingsisimyargılama, dava süreci

    Bir davanın başlatıldığı andan sona erdiği ana kadar geçen resmi aşamalar; bir bütün olarak hukuki süreç.

  • ADRkısaltmaalternatif uyuşmazlık çözümü, alternatif uyuşmazlık çözüm yolları

    Alternative dispute resolution ifadesinin kısaltması; müzakere, arabuluculuk ve tahkim gibi hukuki uyuşmazlıkları mahkeme dışında çözme yolları.

  • statute of limitationsifadezamanaşımı, zamanaşımı süresi

    Dava açmak için bir süre sınırı koyan kanun; bu süre geçtikten sonra genellikle talep artık ileri sürülemez.

  • motionisimtalep, talep dilekçesi

    Dava sırasında hakime yazılı ya da sözlü olarak yapılan ve mahkemeden belirli bir karar vermesini isteyen resmi talep.

  • disputeisimuyuşmazlık, ihtilaf

    Kişiler ya da kurumlar arasında haklar, para veya yükümlülükler konusunda çıkan ve çözülemezse mahkemeye ya da tahkime taşınabilen ciddi anlaşmazlık.

  • litigationisimdava süreci, yargılama

    Bir uyuşmazlığın mahkemeye taşınması ve talepler, duruşmalar ve kararlarla orada sürdürülmesi süreci; uyuşmazlığı taraflar arasında çözmenin karşıtı.

  • claimantisimdavacı, talep sahibi

    İngiltere ve Galler mahkemelerinde hukuk davasını açan kişi ya da kurum; 1999'dan beri orada 'plaintiff' yerine kullanılan terim.

  • respondentisimdavalı, karşı taraf

    Aleyhine kanun yoluna başvurulan, dilekçe sunulan ya da tahkim davası açılan ve buna cevap vermesi gereken taraf.

  • legal costsisimyargılama giderleri, avukatlık ücretleri

    Bir dava için harcanan para; avukatlık ücretlerini, mahkeme harçlarını ve bilirkişi ücretlerini kapsar. Bu giderleri hangi tarafın ödeyeceğine çoğu zaman mahkeme karar verir.

  • arbitrationisimtahkim

    Tarafların uyuşmazlığı bir ya da birden fazla bağımsız hakemin karara bağlamasını kabul ettiği ve sonucu genellikle kesin ve bağlayıcı olan özel uyuşmazlık çözüm yolu.

  • mediationisimarabuluculuk

    Arabulucu denilen tarafsız bir kişinin, uyuşmazlığın taraflarının konuşmasına ve kendi anlaşmalarına varmasına yardımcı olduğu süreç; arabulucu uyuşmazlık hakkında karar vermez.

  • summonsisimdavetiye, çağrı kağıdı

    Bir kişinin mahkeme huzuruna çıkmasını emreden ya da davalıya aleyhine dava açıldığını bildiren resmi mahkeme belgesi.

  • servefiiltebliğ etmek, tebligat yapmak

    Dava dilekçesi, davetiye ya da ihtarname gibi bir hukuki belgeyi, kuralların öngördüğü şekilde ilgilisine resmen ulaştırmak.

  • complaintisimdava dilekçesi, şikayet

    ABD medeni usul hukukunda davacının davayı başlatmak için sunduğu ilk belge; olayları, hukuki talepleri ve mahkemeden istenen hükmü içerir.

  • counterclaimisimkarşılık dava, karşı dava

    Davalının aynı yargılama içinde davacıya karşı ileri sürdüğü talep; böylece her iki tarafın talepleri birlikte karara bağlanır.

  • petitionisimdilekçe, başvuru

    Bir mahkemeden ya da kamu makamından belirli bir işlem yapmasını, örneğin bir şirketin tasfiyesine karar vermesini ya da bir kararı incelemesini isteyen resmi yazılı başvuru.

  • standingisimdava açma hakkı, taraf sıfatı

    Belirli bir talebi mahkemeye götürme hakkı; kişi ancak konudan yeterince etkileniyorsa bu hakka sahiptir. Latince 'locus standi' olarak da anılır.

Delil ve İspat

  • evidenceisimdelil, kanıt

    Mahkemenin hangi olguların doğru olduğuna karar verirken dayandığı belgeler, nesneler, beyanlar ve diğer bilgiler.

  • witnessisimtanık, şahit

    Bir dava hakkında gördüğünü, duyduğunu ya da bildiğini mahkemeye anlatan kişi; ayrıca bir belgenin imzalanmasına tanıklık edip kendisi de imza atan kişi.

  • testimonyisimtanık beyanı, ifade

    Bir tanığın, genellikle yemin altında, mahkemede ya da yazılı olarak bildiği olgular hakkında yaptığı resmi beyan.

  • burden of proofifadeispat yükü

    Davada bir tarafın dayandığı olguların doğru olduğunu ispat etme yükümlülüğü; bunu başaramazsa o noktada davayı kaybeder.

  • admissiblesıfatkabul edilebilir, hukuka uygun (delil)

    Hukuki kurallara uygun olduğu için mahkemede delil olarak kullanılabilen ya da mahkemece incelemeye alınabilen.

  • cross-examinationisimçapraz sorgu, karşı tarafça sorgulama

    Bir tanığın, anlattıklarını sınamak ve zayıf noktalarını ortaya çıkarmak amacıyla karşı tarafın avukatı tarafından sorgulanması.

  • allegefiiliddia etmek, ileri sürmek

    Birinin yanlış ya da hukuka aykırı bir şey yaptığını veya bir olgunun doğru olduğunu henüz ispatlamadan ileri sürmek.

  • affidavitisimyeminli beyan, yeminli ifade

    Bir kişinin, genellikle yetkili bir görevli huzurunda doğruluğuna yemin ederek ya da bunu teyit ederek imzaladığı ve delil olarak kullanılabilen yazılı beyan.

  • testifyfiiltanıklık etmek, ifade vermek

    Mahkemede ya da başka bir resmi oturumda, genellikle doğruyu söyleyeceğine dair söz verdikten sonra soruları cevaplayarak delil niteliğinde beyanda bulunmak.

  • provefiilispat etmek, kanıtlamak

    Bir olgunun ya da iddianın doğru olduğunu, mahkemenin aradığı ölçüde delillerle ortaya koymak; böylece mahkeme buna dayanabilir.

  • discoveryisimdelillerin karşılıklı ibrazı, belge ve bilgi ibrazı süreci

    ABD'deki davalarda, duruşmadan önce her tarafın ilgili belge ve bilgileri karşı tarafa vermek, yazılı soruları cevaplamak ve yeminli sorgulamalara (deposition) katılmak zorunda olduğu aşama.

  • disclosureisimbelge ibrazı, açıklama

    İngiliz hukuk davalarında her tarafın ilgili belgeleri bildirmek ve karşı tarafın bunları incelemesine izin vermek zorunda olduğu aşama; genel anlamda ise bir bilgiyi açıklama.

  • exhibitisimdelil olarak sunulan belge veya eşya, ek

    Mahkemeye delil olarak resmen sunulan ve 'Exhibit A' ya da 'Exhibit 12' gibi bir harf veya numarayla işaretlenen belge ya da eşya.

  • expert witnessisimbilirkişi, uzman tanık

    Doktor, mühendis ya da muhasebeci gibi özel bilgiye sahip olan ve davadaki teknik konularda mahkemeye görüş bildiren kişi.

  • hearsayisimduyuma dayalı tanıklık, dolaylı beyan

    Bir tanığın, başka birinin mahkeme dışında söylediği sözleri, bu sözlerin doğruluğunu ispat etmek amacıyla aktarması.

  • oathisimyemin

    Mahkemede doğruyu söyleyeceğine ya da resmi görevini sadakatle yerine getireceğine dair, genellikle belirli kalıp sözlerle yüksek sesle verilen resmi ve ciddi söz.

  • standard of proofisimispat ölçüsü, ispat standardı

    Mahkemenin bir olgunun ispat edildiğini kabul etmesi için aradığı kesinlik derecesi; ceza davalarında hukuk davalarına göre daha yüksektir.

  • objectionisimitiraz

    Bir avukatın duruşma sırasında bir sorunun, delilin ya da usul işleminin kurallara aykırı olduğunu ileri sürerek yaptığı resmi itiraz.

Kararlar, Kanun Yolları ve Hukuki Koruma

  • judgmentisimkarar, hüküm

    Mahkemenin bir davada verdiği nihai karar ve hakimin bu karar için gösterdiği gerekçeler; ayrıca bu kararı içeren yazılı belge.

  • appealfiilkanun yoluna başvurmak, istinaf etmek

    Alt mahkemenin kararının üst mahkemece incelenip değiştirilmesini talep etmek; aynı talep için isim olarak da kullanılır.

  • damagesisimtazminat, tazminat bedeli

    Sözleşmeye aykırılık ya da başka bir hukuka aykırı davranış sonucu doğan zarar için mahkemenin bir tarafın diğerine ödemesine hükmettiği para.

  • rulingisimkarar, hüküm

    Hakimin ya da mahkemenin belirli bir mesele hakkında verdiği resmi karar; örneğin bir delilin kullanılıp kullanılamayacağı ya da davanın devam edip edemeyeceği konusunda.

  • remedyisimhukuki çare, giderim

    Mahkemenin bir haksızlığı giderme ya da bir hakkı koruma yolu; örneğin para ödenmesine, bir eylemin yasaklanmasına ya da sözleşmenin ifasına karar vermek.

  • injunctionisimihtiyati tedbir, tedbir kararı

    Bir kişiye ya da şirkete bir şeyi yapmayı bırakmasını, bazen de bir şeyi yapmasını emreden ve çoğu zaman ciddi bir zararı önlemek için hızla verilen mahkeme kararı.

  • dismissfiilreddetmek, düşürmek

    Bir davayı, talebi ya da kanun yolu başvurusunu reddederek ilerlemesini durdurmak; ayrıca birinin işine son vermek.

  • upholdfiilonamak, onaylamak

    Önceki bir kararın doğru olduğunu teyit etmek, özellikle üst mahkemenin alt mahkeme kararını değiştirmemesi; ayrıca bir ilkeyi korumak ve savunmak.

  • overturnfiilbozmak, kaldırmak

    Alt mahkemenin kararını resmen kaldırmak ya da tersine çevirmek; böylece karar artık hüküm doğurmaz.

  • hand downphrasal verb (öbek fiil)(karar) vermek, (karar) açıklamak

    Özellikle mahkemenin davayı bir süre değerlendirdikten sonra kararını resmen açıklaması.

  • set asidephrasal verb (öbek fiil)bozmak, kaldırmak

    Bir mahkeme kararını, hükmü ya da hakem kararını artık hiçbir hukuki sonuç doğurmayacak şekilde ortadan kaldırmak.

  • court orderisimmahkeme kararı, mahkeme emri

    Mahkemenin bir kişiye ya da kuruma bir şeyi yapmasını veya yapmaktan kaçınmasını bildiren resmi kararı; bu karara uyulmaması ağır yaptırımlara yol açabilir.

  • enforcefiilicra etmek, uygulamak

    Bir kanuna, kurala, sözleşmeye ya da mahkeme kararına uyulmasını, gerekirse mallara el konulması gibi resmi yetkiler kullanılarak sağlamak.

  • appellantisimkanun yoluna başvuran, istinaf eden

    Bir mahkeme ya da kurul kararına karşı kanun yoluna başvurarak üst mahkemeden bu kararın değiştirilmesini veya kaldırılmasını isteyen taraf.

  • judicial reviewisimyargısal denetim, idari işlemlerin yargısal denetimi

    Mahkemelerin kamu makamlarınca alınan kararların ya da çıkarılan kanunların hukuka uygun olup olmadığını denetleme ve uygun değilse bunları iptal etme yetkisi.

  • awardfiilhükmetmek, (tazminata) karar vermek

    Bir kişiye bir şeyin, özellikle tazminat ya da yargılama gideri olarak belirli bir paranın verilmesine resmen karar vermek; bu tür kararın kendisi için isim olarak da kullanılır.

  • interim reliefisimgeçici hukuki koruma, ihtiyati tedbir

    Dava kesin olarak karara bağlanana kadar bir tarafın durumunu koruyan geçici mahkeme kararı; örneğin malvarlığının dondurulması ya da bir eylemin durdurulması.

  • default judgmentisimdavalının cevap vermemesi üzerine verilen karar, gıyabi karar

    Davaya süresi içinde cevap vermeyen ya da gerekli bir usul işlemini yapmayan davalı aleyhine, tam bir yargılama yapılmadan verilen karar.

  • grounds of appealisimistinaf sebepleri, temyiz sebepleri

    Kanun yoluna başvuran tarafın, alt mahkeme kararının hatalı olduğunu ileri sürerken dayandığı somut hukuki ya da maddi sebepler.

  • leave to appealisimkanun yoluna başvuru izni, istinaf izni

    Pek çok common law sisteminde, bir tarafın kanun yoluna başvurabilmesi için mahkemeden alması gereken izin.

  • overrulefiil(itirazı) reddetmek, (önceki içtihadı) değiştirmek

    Duruşma sırasında yapılan bir itirazı reddetmek ya da üst mahkeme bakımından, daha önceki başka bir davada konulan emsalin hatalı olduğunu ve artık izlenmeyeceğini açıklamak.

  • dissenting opinionisimkarşı oy, muhalefet şerhi

    Mahkemenin çoğunluk kararına katılmayan bir hakimin, davayı neden farklı karara bağlayacağını açıkladığı yazılı görüş.

Haklar ve Yükümlülükler

  • rightisimhak

    Kanunun sahip olmanıza, yapmanıza ya da başkalarından talep etmenize izin verdiği şey; örneğin adil yargılanma hakkı ya da ücret alma hakkı.

  • obligationisimyükümlülük, borç

    Bir kişinin ya da kuruluşun kanun, sözleşme veya mahkeme kararı gereği yapmak zorunda olduğu şey.

  • contractisimsözleşme, akit

    Kanunun uygulanmasını güvence altına aldığı, her bir tarafın ne yapacağını ya da vereceğini belirleyen iki veya daha fazla taraf arasındaki anlaşma.

  • liabilityisimsorumluluk, yükümlülük

    Bir şeyden doğan hukuki sorumluluk, özellikle zarar, kayıp ya da borçlar için ödeme yapma yükümlülüğü; muhasebede ayrıca şirketin borçlu olduğu tutar.

  • breachisimihlal, aykırılık

    Bir kanunu, sözleşme hükmünü ya da bir yükümlülüğü çiğneme eylemi; aynı anlamda fiil olarak da kullanılır.

  • entitled toifade-e hakkı olmak, hak sahibi olmak

    Bir şeye sahip olma ya da bir şeyi yapma konusunda hukuki hakka sahip olmak; örneğin bir ödeme, bildirim süresi ya da maldan pay almak.

  • comply withphrasal verb (öbek fiil)uymak, riayet etmek

    Bir kurala, kanuna, emre ya da talebe uygun davranmak; gerekeni yapmak.

  • enter intophrasal verb (öbek fiil)(sözleşme) akdetmek, (sözleşme) yapmak

    Özellikle başka bir tarafla sözleşme ya da anlaşma yaparak resmi bir hukuki ilişki kurmak.

  • due processifadehukuka uygun yargılama, adil yargılanma güvencesi

    Devletin, bir kişinin haklarını ya da mülkiyetini elinden almadan önce bildirimde bulunmak ve dinlenme imkanı tanımak gibi adil ve usule uygun hukuki prosedürleri izlemesi gerektiği ilkesi.

  • tortisimhaksız fiil

    Sözleşmeye aykırılık dışında, başka bir kişiye zarar veren ve o kişiye hukuk mahkemesinde tazminat talep etme imkanı tanıyan hukuka aykırı eylem.

  • negligenceisimihmal, kusur

    Makul bir kişinin aynı durumda göstereceği özeni göstermeme ve bu yüzden başkasına zarar ya da kayba yol açma.

  • legal personisimtüzel kişi, hukuki kişi

    Şirket ya da dernek gibi, kanunun kendisine sahip olan veya onu yöneten kişilerden ayrı hak ve yükümlülükler tanıdığı varlık.

  • power of attorneyisimvekaletname, vekalet

    Bir kişiye, sözleşme imzalamak ya da banka hesabını yönetmek gibi hukuki veya mali işlerde başka biri adına hareket etme yetkisi veren hukuki belge.

  • liablesıfatsorumlu, yükümlü

    Bir şeyden, özellikle sebep olduğu zarardan veya bir borçtan hukuken sorumlu olan.

  • unlawfulsıfathukuka aykırı, kanuna aykırı

    Ceza hukukuna, özel hukuka ya da bir düzenlemeye aykırı olsun, hukukun izin vermediği; 'lawful' kelimesinin karşıtı.

  • human rightsisiminsan hakları

    Herkesin yalnızca insan olduğu için sahip olduğu yaşam hakkı, adil yargılanma hakkı ve ifade özgürlüğü gibi temel hak ve özgürlükler.

  • propertyisimmülkiyet, mal

    Arazi, bina, eşya ya da para gibi bir kişinin sahip olduğu şeyler; ayrıca bunlar üzerindeki mülkiyet hakkı.

  • duty of careisimözen yükümlülüğü, özen borcu

    Başkalarına öngörülebilir bir zarar vermemek için makul özeni gösterme hukuki yükümlülüğü; ihmal davasında davacının ilk olarak ispat etmesi gereken unsur.

  • creditorisimalacaklı

    Başka birinden para ya da başka bir edim alacağı olan kişi veya kurum; örneğin kredi vermiş bir banka.

  • debtorisimborçlu

    Başka birine para ya da başka bir edim borçlu olan kişi veya kurum.

  • consentisimrıza, onay

    Neye razı olduğunu anlayan bir kişinin özgür iradesiyle verdiği izin ya da onay; bu olmadan birçok eylem hukuka aykırı hale gelir.

  • good faithisimiyi niyet, dürüstlük kuralı

    Hile ya da haksız çıkar sağlama amacı taşımayan dürüst ve adil davranış; hem kişinin dürüst inancını hem de tarafların uyması gereken davranış ölçüsünü anlatabilir.

  • waivefiilferagat etmek, vazgeçmek

    Bir haktan ya da talepten kendi isteğiyle vazgeçmek veya bir kuralın, şartın ya da ücretin uygulanmasında ısrar etmemeye karar vermek.

  • infringefiilihlal etmek, (hakka) tecavüz etmek

    Bir kanunu çiğnemek ya da bir kişinin hakkını, özellikle patent, marka veya telif hakkı gibi bir fikri mülkiyet hakkını ihlal etmek.

  • willisimvasiyetname, vasiyet

    Bir kişinin ölümünden sonra mal ve parasının kime kalacağını ve bu işlerin kim tarafından yürütüleceğini belirttiği hukuki belge.

  • inheritanceisimmiras, veraset

    Bir kişi öldüğünde başka birine geçen para, mal ya da haklar ve bu geçişin gerçekleştiği hukuki süreç.

  • minorisimküçük, reşit olmayan

    Hukukun tam ergin saymadığı yaşın altındaki kişi; Türkiye ve İngiltere dahil çoğu ülkede bu yaş 18'dir.

  • strict liabilityisimkusursuz sorumluluk

    Kişinin dikkatsiz ya da kusurlu olmadığı durumlarda bile ortaya çıkan hukuki sorumluluk; örneğin bazı ayıplı ürünler ya da tehlikeli faaliyetler için.

Latince Hukuk Terimleri

  • v.kısaltma-e karşı, aleyhine

    Latince 'versus' (karşı) kelimesinin kısaltması; dava adında tarafların isimleri arasına konur.

  • pro bonosıfatücretsiz, gönüllü (hukuki yardım)

    Bir avukatın, genellikle hukuki hizmet alamayacak durumdaki kişilere ya da kuruluşlara yardım etmek için ücret almadan yaptığı (iş); Latince 'kamu yararı için' ifadesinden gelir.

  • prima faciesıfatilk bakışta, görünüşte

    Daha ayrıntılı bir incelemeden önce, ilk görülen ya da bilinene dayanan; hukukta, karşı taraf aksini ispatlamadıkça bir iddiayı desteklemeye yeterli olan.

  • bona fidesıfatiyi niyetli, gerçek

    Gerçek ve dürüst olan ya da kimseyi aldatma amacı olmadan iyi niyetle hareket eden; Latince 'iyi niyetle' ifadesinden gelir.

  • de factosıfatfiili, fiilen

    Kanunla resmen kurulmamış olsa bile gerçekte ya da uygulamada var olan; 'kanunen' anlamına gelen 'de jure' ifadesinin karşıtı.

  • inter aliazarfdiğerlerinin yanı sıra, ezcümle

    'Diğer şeylerin yanı sıra' anlamına gelen ve daha uzun bir listeden yalnızca bazı unsurların anıldığını gösteren Latince ifade.

  • stare decisisisimemsale bağlılık ilkesi, emsal kararlara uyma ilkesi

    Mahkemelerin, hukukun tutarlı ve öngörülebilir kalması için aynı hukuki meseleye ilişkin önceki kararları izlemesi gerektiği ilkesi; Latince 'karara bağlanmış olana bağlı kalmak' anlamına gelir.

  • ratio decidendiisimkararın bağlayıcı gerekçesi, hükmün dayanağı

    Mahkeme kararı için zorunlu olan ve sonraki mahkemeleri bağlayan hukuki gerekçe; Latince 'karar verme nedeni' anlamına gelir.

  • obiter dictumisimkarara esas olmayan görüş, obiter dictum

    Bir kararda yer alan, sonuç için zorunlu olmadığından sonraki mahkemeleri bağlamayan ancak yol gösterici olabilen yorum ya da görüş.

  • res judicataisimkesin hüküm, kesin hüküm itirazı

    Bir mesele hakkında mahkemece kesin karar verildikten sonra aynı taraflarca aynı talebin tekrar ileri sürülemeyeceği ilkesi; Latince 'karara bağlanmış mesele' anlamına gelir.

  • per sezarfbaşlı başına, kendi başına

    'Kendi başına' ya da 'özü itibarıyla' anlamına gelen ve bir şeyin başka hiçbir şeyin gösterilmesine gerek kalmadan geçerli olduğunu belirtmek için kullanılan Latince ifade.

  • de juresıfathukuken, hukuki

    'Hukuken' ya da 'kanuna göre' anlamına gelen ve fiilen var olup olmadığına bakılmaksızın resmi ve hukuki olarak var olan durumu anlatan Latince ifade.

  • ultra viressıfatyetki aşımı, yetkisiz

    'Yetkinin ötesinde' anlamına gelen ve bir kamu makamının, şirketin ya da görevlinin kendisine verilen hukuki yetkilerin dışında hareket ettiğini belirtmek için kullanılan Latince ifade.

  • ex partesıfatkarşı taraf dinlenmeden, tek taraflı

    Genellikle acil durumlarda, karşı tarafa haber verilmeden ve karşı taraf hazır bulunmadan yalnızca bir tarafın yaptığı başvuruyu ya da verilen kararı anlatan Latince ifade.

  • mutatis mutandiszarfkıyasen, gerekli değişiklikler yapılarak

    'Gerekli değişiklikler yapılarak' anlamına gelen ve bir durum için yazılmış kuralların benzer başka bir duruma da uygulanacağını belirtmek için kullanılan Latince ifade.

  • amicus curiaeisimmahkemeye görüş sunan üçüncü kişi, amicus curiae

    'Mahkemenin dostu' anlamına gelen Latince ifade: davada taraf olmadığı halde, geniş etkileri olan bir konuda mahkemeye bilgi ya da görüş sunan kişi veya kurum.

  • in camerazarfkapalı duruşmada, kamuya kapalı olarak

    'Kapalı olarak' anlamına gelen ve halkın ve basının bulunmadığı, kamuya kapalı olarak yapılan duruşmayı ya da duruşmanın bir bölümünü anlatan Latince ifade.

Mini test: bu terimleri biliyor musun?

Bu sözlükten 10 soru. Her terimin doğru Türkçe karşılığını seç, puanını gör.

Hukuk İngilizcesi nasıl öğrenilir?

  • Her hafta gerçek hukuki metinler okuyun: kısa bir mahkeme kararı, bir kanunun bir bölümü ya da yayımlanmış bir sözleşme örneği. Her terimle birlikte kullanılan fiillerin altını çizin; örneğin file a claim, hand down a judgment, breach an obligation.
  • Terimleri çiftler ve aileler halinde öğrenin: plaintiff ve defendant, right ve obligation, uphold ve overturn, ratio decidendi ve obiter dictum. Çiftler, sistemin mantığını akılda tutmayı kolaylaştırır.
  • Birebir çeviriye zorlamayın. Barrister, jury ya da common law gibi kavramların Türkçede tam karşılığı yoktur; notlarınıza tek bir kelime yerine kısa bir açıklama yazın.
  • Bir metnin kelimelerini kullanmadan önce İngiliz mi Amerikan mı olduğuna bakın ve kendi yazınızda tutarlı olun: claimant ya da plaintiff, disclosure ya da discovery, solicitor ya da attorney.
  • Okuduğunuz bir kararı beş altı İngilizce cümleyle özetleyerek pratik yapın: taraflar, olaylar, hukuki sorun, karar ve temel gerekçe.

Sıkça sorulan sorular

Hukuk İngilizcesi kelimelerini nasıl etkili biçimde öğrenebilirim?

Kelimeleri yalnızca listelerden değil, gerçek hukuki metinlerin içinden öğrenin. İlgilendiğiniz alandaki mahkeme kararlarını, kanunları, hukuk bürolarının makalelerini ve sözleşmeleri okuyun; her yeni terimi çevresindeki fiil ve edatlarla birlikte not edin ve bu kalıpları özet ya da e-posta yazarken yeniden kullanın. Her gün biraz okumak, ayda bir uzun süre çalışmaktan daha etkilidir.

Hukuk İngilizcesinde önce hangi terimleri öğrenmeliyim?

Bir davanın aktörleri ve aşamalarıyla başlayın: court, judge, lawyer, plaintiff, defendant, claim, hearing, trial, judgment ve appeal. Ardından hukukun kaynaklarını (statute, legislation, case law, precedent) ve hak, yükümlülük, sözleşme ve sorumluluk gibi temel kavramları ekleyin. Bu sayfadaki ilk terimler tam olarak bu çekirdeği kapsar.

Hukuk İngilizcesi İngiltere'de ve ABD'de farklı mı?

Temel common law kavramları ortaktır, ancak kelime dağarcığının önemli bir bölümü farklıdır. İngiliz mahkemeleri claimant, disclosure ve limitation period derken Amerikan mahkemeleri plaintiff, discovery ve statute of limitations der. İngiltere ve Galler'de avukatlar solicitor ve barrister olarak ikiye ayrılır; ABD'de ise neredeyse her avukat attorney'dir. Çalıştığınız belgelerin kullanımını izleyin ve aynı metinde iki tarzı karıştırmayın.

İngilizce hukuki metinleri okumak için Latince bilmem gerekir mi?

Hayır. Sürekli karşınıza çıkan birkaç düzine Latince ifadeyi tanımanız yeterlidir; örneğin prima facie, bona fide, inter alia, obiter dictum ve res judicata. Sade dille yazılan güncel metinler bunların çoğundan kaçınır; ancak mahkeme kararlarında, ders kitaplarında ve akademik makalelerde sık kullanıldıkları için onları tanımakta fayda vardır.

Common law terimleri Türk hukuk sistemine nasıl karşılık gelir?

Türkiye, kanunların hukukun temel kaynağı olduğu Kıta Avrupası hukuk sistemine sahiptir. Mahkeme kararları, özellikle Yargıtay kararları çok etkilidir ve içtihadı birleştirme kararları bağlayıcıdır; ancak İngiltere'deki gibi genel bir emsale bağlılık kuralı yoktur. Bu nedenle precedent, barrister ya da jury gibi terimleri çevirirken tam bir Türkçe karşılık olduğunu varsaymak yerine kavramı açıklayın.

Seviyene uygun okumayla pekiştir

Yeni kelimelerin kalıcı olmasının en hızlı yolu seviyene uygun metin okumaktır. Seviyene göre ücretsiz İngilizce kitaplar:

Bu sayfa İngilizce öğrenenler için kelime açıklaması içerir; hukuki tavsiye değildir.