Hukuk İngilizcesi: 200 Temel Terim ve Anlamları
Hukuk İngilizcesi; uluslararası sözleşmelerin, tahkimin, sınır ötesi uyuşmazlıkların ve dünya hukuk literatürünün büyük bölümünün ortak dilidir. Buradaki terimler avukatların ve hukuk öğrencilerinin ilk karşılaştığı kavramlardır: hukuk sistemlerinin yapısı, mahkemelerin ve davaların işleyişi, olayların nasıl ispat edildiği ve hukuki metinlerin nasıl yazıldığı. Kelimelerin çoğu tanıdık görünse de hukukta çok belirli bir anlam taşır; bu yüzden onları bağlam içinde öğrenmek ciddi yanlış anlamaların önüne geçer.
- 200 terim
- 9 konu
- 54 temel terim
- 406 örnek cümle
Hukuk Sistemleri ve Hukukun Kaynakları
Bir toplumun mahkemeler ve devlet eliyle uyguladığı kurallar sistemi; ayrıca parlamentonun çıkardığı tek bir kural ya da üniversitede okunan bölümün adı.
Hukukla ya da hukuk sistemiyle ilgili; aynı zamanda kanunun izin verdiği, yasa dışının (illegal) karşıtı.
Parlamento ya da başka bir yasama organı tarafından kabul edilmiş yazılı kanun; mahkeme kararlarından doğan kuralların karşıtı olarak kullanılır.
Özellikle parlamentonun çıkardığı kanunların bütünü; aynı zamanda bu kanunları yapma süreci.
Bir devleti kuran, yetkilerini düzenleyen ve kişilerin temel haklarını güvence altına alan temel hukuk kuralları ve ilkeler bütünü.
Benzer olgular ya da hukuki sorunlar içeren sonraki davalarda hakimlerin örnek veya kural olarak başvurduğu önceki mahkeme kararı.
Kanunlardan değil, mahkeme kararlarından doğan hukuk; hakimlerin ve avukatların dayandığı önceki kararlar bütünü.
İngiltere'de gelişen ve ABD, Kanada, Avustralya gibi ülkelerde kullanılan, mahkeme kararlarının temel hukuk kaynaklarından biri olduğu hukuk sistemi; ayrıca hakimlerce oluşturulan kuralların kendisi.
Esas olarak yazılı kanunlara dayanan ve kıta Avrupası'nın büyük bölümünde, Latin Amerika'da ve Türkiye'de uygulanan hukuk sistemi; ayrıca suçlarla değil, özel uyuşmazlıklarla ilgilenen hukuk alanı.
Hükümet ve kamu görevlileri dahil herkesin hukuka uymak zorunda olduğu ve kanunların bağımsız mahkemelerce adil biçimde uygulandığı ilke.
Genellikle bir kanunun verdiği yetkiye dayanarak bir devlet kurumu tarafından çıkarılan ayrıntılı resmi kural; ayrıca bir faaliyetin kurallarla denetlenmesi.
Bir kanunu, sözleşmeyi ya da mahkeme belgesini, metnin tamamını yeniden yazmadan düzeltmek veya iyileştirmek amacıyla değiştirmek.
Parlamento ya da başka bir yasama organı tarafından kabul edilen kanun; çoğunlukla 'Companies Act 2006' gibi adı ve yılıyla anılır ve 'Act of Parliament' olarak da adlandırılır.
Görüşülmek ve oylanmak üzere meclise sunulan kanun taslağı; ancak kabul edilip resmen onaylandıktan sonra kanun haline gelir.
Kanun yapma, değiştirme ve yürürlükten kaldırma yetkisine sahip, parlamento ya da kongre gibi seçilmiş organ.
Bir kanun teklifini kabul ederek resmen kanun haline getirmek; parlamentolar ve diğer yasama organları için kullanılır.
Bir kanunu resmen sona erdirerek hukuki etkisini ortadan kaldırmak; genellikle yeni bir kanunla yasama organı tarafından yapılır.
Belirli bir tarihten itibaren hukuki sonuç doğurmaya başlamak; o tarihten sonra herkesin ona uyması gerekir. Kanunlar, yönetmelikler ve sözleşmeler için kullanılır.
Devleti ve devletin bireylerle ilişkisini düzenleyen; anayasa, idare ve ceza hukukunu kapsayan hukuk alanı.
Gerçek ve tüzel kişiler arasındaki ilişkileri; örneğin sözleşmeleri, mülkiyeti, aile ilişkilerini ve haksız fiilleri düzenleyen hukuk alanı.
Bir hukuk alanının tamamını tek ve sistematik bir metinde düzenleyen kapsamlı kanun; örneğin medeni kanun, ceza kanunu ya da usul kanunu.
Sözleşmeden ya da yargı kararlarından değil, doğrudan kanundan kaynaklanan, kanunla zorunlu kılınan ya da düzenlenen.
Doğrudan parlamento tarafından kabul edilmeyen, bir kanunun verdiği yetkiye dayanarak bakan, bakanlık ya da başka bir kurum tarafından çıkarılan kurallar.
Devlet gücünün yasama, yürütme ve yargı arasında paylaştırılması ve böylece hiçbir erkin her şeyi tek başına kontrol edememesi ilkesi.
Yeni bir hukuki ilke ortaya koyduğu ya da hukuku önemli ölçüde değiştirdiği için kararı özel önem taşıyan dava.
Bir kanunda ya da sözleşmede bulunan ve kişilerin kuralı teknik olarak çiğnemeden bir kuraldan veya yükümlülükten kaçmasına imkan veren boşluk ya da zayıf nokta.
Mahkemeler ve Hakimler
Hakimlerin hukuki uyuşmazlıkları dinleyip hukuka göre karara bağladığı kurum ya da yer; kelime bazen hakimlerin kendisini de ifade eder.
Duruşmayı yöneten, tarafları dinleyerek davayı karara bağlayan ya da jüriye hukukun nasıl uygulanacağını açıklayan kamu görevlisi.
Bir mahkemenin davayı görme ve karara bağlama yetkisi; ayrıca belirli bir hukuk düzeninin uygulandığı ülke, eyalet ya da bölge.
Bir ülkenin ya da eyaletin en üst mahkemesi; hukuki meselelere ilişkin kararları genellikle alt mahkemeleri bağlar ve bu kararlara karşı başka bir başvuru yolu yoktur.
Taraflardan biri hakimin hata yaptığını ileri sürdüğünde alt mahkeme kararlarını inceleyen ve bu kararları onaylayabilen, değiştirebilen ya da kaldırabilen mahkeme.
Bir yargılamada delilleri dinleyip olgular hakkında, örneğin sanığın suçlu olup olmadığı konusunda karar vermek üzere seçilen ve çoğunlukla on iki kişiden oluşan sıradan vatandaşlar grubu.
Mahkemede doğrudan bir hakime hitap ederken, hakimin adı yerine kullanılan saygılı hitap biçimi.
İş veya vergi uyuşmazlıkları gibi belirli türdeki anlaşmazlıkları dinleyip karara bağlamak için kurulan, çoğu zaman olağan mahkemelerden daha az resmi olan organ; ayrıca bir tahkim heyeti.
Bir ülkedeki hakimlerin bütünü ve devletin kanunları yorumlayıp uyuşmazlıkları karara bağlayan erki.
Adliye binasında duruşmaların yapıldığı; hakim, taraflar, avukatları, tanıklar ve izleyiciler için yerler bulunan salon.
Bir duruşmayı ya da toplantıyı bir süre için durdurup aynı gün ya da başka bir tarihte devam etmek üzere ertelemek.
Bir duruşmanın ya da yargılamanın sorumlu hakimi olmak veya resmi bir toplantıyı yönetmek.
Bir mahkemenin hakimleri topluca ya da duruşma salonunda hakimin oturduğu yüksek kürsü.
Daha hafif davalara bakan yargı görevlisi; İngiltere ve Galler'de çoğunlukla hukuk diploması olmayan, eğitim almış bir gönüllü, ABD'de ise federal bölge hakimlerine yardımcı olan hakim.
Bir uyuşmazlıkta taraflardan hiçbirini kayırmayan ve kararını yalnızca olaylara ve hukuka dayandıran; hakimler ve hakemler için temel bir şart.
Bir ihtiyati tedbire uymamak ya da duruşmayı bozmak gibi, mahkeme kararlarına karşı gelen veya adaletin işleyişine müdahale eden davranış; para cezası ya da hapisle cezalandırılabilir.
Kanunların ve devlet işlemlerinin anayasaya uygun olup olmadığına karar veren ve birçok ülkede hak ihlallerine ilişkin bireysel başvuruları da inceleyen özel mahkeme.
Bir davanın kanun yoluna gitmeden önce ilk kez görüldüğü ve olaylar ile hukuk bakımından karara bağlandığı mahkeme; çoğu zaman 'trial court' olarak da anılır.
Davalar ve Yargılama Usulü
Mahkemenin ele aldığı hukuki uyuşmazlık ya da avukatların atıf yaptığı önceki mahkeme kararı; ayrıca bir tarafın ortaya koyduğu olgular ve argümanlar.
Bir kişinin ya da şirketin başka birine karşı hukuk mahkemesinde açtığı, genellikle para ya da bir eylemin durdurulmasını talep eden dava.
Bir kişi ya da kuruluşa karşı, genellikle verdiği zarar için para almak amacıyla hukuk mahkemesinde dava açmak.
Bir başkasına karşı hukuk mahkemesinde dava açan ve mahkemeden hukuki koruma talep eden kişi ya da şirket.
Aleyhine dava açılan kişi ya da şirket; hukuk davasında talebe, ceza davasında ise suçlamaya cevap vermek zorunda olan taraf.
Bir sözleşmede ya da davada doğrudan yer alan kişi veya kuruluş; örneğin alıcı ile satıcı ya da davacı ile davalı.
Delillerin mahkemede sunulduğu ve davanın hakim ya da jüri tarafından karara bağlandığı resmi süreç; genellikle haftalar ya da aylar süren hazırlıktan sonra yapılır.
Tarafların ya da avukatlarının belirli bir mesele hakkında argüman veya delil sunduğu mahkeme ya da kurul oturumu.
Özellikle mahkeme önünde ileri sürülen para, mal ya da başka bir hukuki koruma talebi; ayrıca henüz ispatlanmamış bir iddia.
Bir belgeyi kayda geçmesi için resmi olarak mahkemeye ya da bir kamu kurumuna sunmak; örneğin dava açmak ya da davaya cevap vermek için.
Bir hukuki uyuşmazlığı mahkeme kararı olmadan sona erdiren ve genellikle bir tarafın diğerine üzerinde anlaşılan bir tutarı ödemesini öngören anlaşma.
Bir davanın başlatıldığı andan sona erdiği ana kadar geçen resmi aşamalar; bir bütün olarak hukuki süreç.
Alternative dispute resolution ifadesinin kısaltması; müzakere, arabuluculuk ve tahkim gibi hukuki uyuşmazlıkları mahkeme dışında çözme yolları.
Dava açmak için bir süre sınırı koyan kanun; bu süre geçtikten sonra genellikle talep artık ileri sürülemez.
Dava sırasında hakime yazılı ya da sözlü olarak yapılan ve mahkemeden belirli bir karar vermesini isteyen resmi talep.
Kişiler ya da kurumlar arasında haklar, para veya yükümlülükler konusunda çıkan ve çözülemezse mahkemeye ya da tahkime taşınabilen ciddi anlaşmazlık.
Bir uyuşmazlığın mahkemeye taşınması ve talepler, duruşmalar ve kararlarla orada sürdürülmesi süreci; uyuşmazlığı taraflar arasında çözmenin karşıtı.
İngiltere ve Galler mahkemelerinde hukuk davasını açan kişi ya da kurum; 1999'dan beri orada 'plaintiff' yerine kullanılan terim.
Aleyhine kanun yoluna başvurulan, dilekçe sunulan ya da tahkim davası açılan ve buna cevap vermesi gereken taraf.
Bir dava için harcanan para; avukatlık ücretlerini, mahkeme harçlarını ve bilirkişi ücretlerini kapsar. Bu giderleri hangi tarafın ödeyeceğine çoğu zaman mahkeme karar verir.
Tarafların uyuşmazlığı bir ya da birden fazla bağımsız hakemin karara bağlamasını kabul ettiği ve sonucu genellikle kesin ve bağlayıcı olan özel uyuşmazlık çözüm yolu.
Arabulucu denilen tarafsız bir kişinin, uyuşmazlığın taraflarının konuşmasına ve kendi anlaşmalarına varmasına yardımcı olduğu süreç; arabulucu uyuşmazlık hakkında karar vermez.
Bir kişinin mahkeme huzuruna çıkmasını emreden ya da davalıya aleyhine dava açıldığını bildiren resmi mahkeme belgesi.
Dava dilekçesi, davetiye ya da ihtarname gibi bir hukuki belgeyi, kuralların öngördüğü şekilde ilgilisine resmen ulaştırmak.
ABD medeni usul hukukunda davacının davayı başlatmak için sunduğu ilk belge; olayları, hukuki talepleri ve mahkemeden istenen hükmü içerir.
Davalının aynı yargılama içinde davacıya karşı ileri sürdüğü talep; böylece her iki tarafın talepleri birlikte karara bağlanır.
Bir mahkemeden ya da kamu makamından belirli bir işlem yapmasını, örneğin bir şirketin tasfiyesine karar vermesini ya da bir kararı incelemesini isteyen resmi yazılı başvuru.
Belirli bir talebi mahkemeye götürme hakkı; kişi ancak konudan yeterince etkileniyorsa bu hakka sahiptir. Latince 'locus standi' olarak da anılır.
Delil ve İspat
Mahkemenin hangi olguların doğru olduğuna karar verirken dayandığı belgeler, nesneler, beyanlar ve diğer bilgiler.
Bir dava hakkında gördüğünü, duyduğunu ya da bildiğini mahkemeye anlatan kişi; ayrıca bir belgenin imzalanmasına tanıklık edip kendisi de imza atan kişi.
Bir tanığın, genellikle yemin altında, mahkemede ya da yazılı olarak bildiği olgular hakkında yaptığı resmi beyan.
Davada bir tarafın dayandığı olguların doğru olduğunu ispat etme yükümlülüğü; bunu başaramazsa o noktada davayı kaybeder.
Hukuki kurallara uygun olduğu için mahkemede delil olarak kullanılabilen ya da mahkemece incelemeye alınabilen.
Bir tanığın, anlattıklarını sınamak ve zayıf noktalarını ortaya çıkarmak amacıyla karşı tarafın avukatı tarafından sorgulanması.
Birinin yanlış ya da hukuka aykırı bir şey yaptığını veya bir olgunun doğru olduğunu henüz ispatlamadan ileri sürmek.
Bir kişinin, genellikle yetkili bir görevli huzurunda doğruluğuna yemin ederek ya da bunu teyit ederek imzaladığı ve delil olarak kullanılabilen yazılı beyan.
Mahkemede ya da başka bir resmi oturumda, genellikle doğruyu söyleyeceğine dair söz verdikten sonra soruları cevaplayarak delil niteliğinde beyanda bulunmak.
Bir olgunun ya da iddianın doğru olduğunu, mahkemenin aradığı ölçüde delillerle ortaya koymak; böylece mahkeme buna dayanabilir.
ABD'deki davalarda, duruşmadan önce her tarafın ilgili belge ve bilgileri karşı tarafa vermek, yazılı soruları cevaplamak ve yeminli sorgulamalara (deposition) katılmak zorunda olduğu aşama.
İngiliz hukuk davalarında her tarafın ilgili belgeleri bildirmek ve karşı tarafın bunları incelemesine izin vermek zorunda olduğu aşama; genel anlamda ise bir bilgiyi açıklama.
Mahkemeye delil olarak resmen sunulan ve 'Exhibit A' ya da 'Exhibit 12' gibi bir harf veya numarayla işaretlenen belge ya da eşya.
Doktor, mühendis ya da muhasebeci gibi özel bilgiye sahip olan ve davadaki teknik konularda mahkemeye görüş bildiren kişi.
Bir tanığın, başka birinin mahkeme dışında söylediği sözleri, bu sözlerin doğruluğunu ispat etmek amacıyla aktarması.
Mahkemede doğruyu söyleyeceğine ya da resmi görevini sadakatle yerine getireceğine dair, genellikle belirli kalıp sözlerle yüksek sesle verilen resmi ve ciddi söz.
Mahkemenin bir olgunun ispat edildiğini kabul etmesi için aradığı kesinlik derecesi; ceza davalarında hukuk davalarına göre daha yüksektir.
Bir avukatın duruşma sırasında bir sorunun, delilin ya da usul işleminin kurallara aykırı olduğunu ileri sürerek yaptığı resmi itiraz.
Kararlar, Kanun Yolları ve Hukuki Koruma
Mahkemenin bir davada verdiği nihai karar ve hakimin bu karar için gösterdiği gerekçeler; ayrıca bu kararı içeren yazılı belge.
Alt mahkemenin kararının üst mahkemece incelenip değiştirilmesini talep etmek; aynı talep için isim olarak da kullanılır.
Sözleşmeye aykırılık ya da başka bir hukuka aykırı davranış sonucu doğan zarar için mahkemenin bir tarafın diğerine ödemesine hükmettiği para.
Hakimin ya da mahkemenin belirli bir mesele hakkında verdiği resmi karar; örneğin bir delilin kullanılıp kullanılamayacağı ya da davanın devam edip edemeyeceği konusunda.
Mahkemenin bir haksızlığı giderme ya da bir hakkı koruma yolu; örneğin para ödenmesine, bir eylemin yasaklanmasına ya da sözleşmenin ifasına karar vermek.
Bir kişiye ya da şirkete bir şeyi yapmayı bırakmasını, bazen de bir şeyi yapmasını emreden ve çoğu zaman ciddi bir zararı önlemek için hızla verilen mahkeme kararı.
Bir davayı, talebi ya da kanun yolu başvurusunu reddederek ilerlemesini durdurmak; ayrıca birinin işine son vermek.
Önceki bir kararın doğru olduğunu teyit etmek, özellikle üst mahkemenin alt mahkeme kararını değiştirmemesi; ayrıca bir ilkeyi korumak ve savunmak.
Alt mahkemenin kararını resmen kaldırmak ya da tersine çevirmek; böylece karar artık hüküm doğurmaz.
Özellikle mahkemenin davayı bir süre değerlendirdikten sonra kararını resmen açıklaması.
Bir mahkeme kararını, hükmü ya da hakem kararını artık hiçbir hukuki sonuç doğurmayacak şekilde ortadan kaldırmak.
Mahkemenin bir kişiye ya da kuruma bir şeyi yapmasını veya yapmaktan kaçınmasını bildiren resmi kararı; bu karara uyulmaması ağır yaptırımlara yol açabilir.
Bir kanuna, kurala, sözleşmeye ya da mahkeme kararına uyulmasını, gerekirse mallara el konulması gibi resmi yetkiler kullanılarak sağlamak.
Bir mahkeme ya da kurul kararına karşı kanun yoluna başvurarak üst mahkemeden bu kararın değiştirilmesini veya kaldırılmasını isteyen taraf.
Mahkemelerin kamu makamlarınca alınan kararların ya da çıkarılan kanunların hukuka uygun olup olmadığını denetleme ve uygun değilse bunları iptal etme yetkisi.
Bir kişiye bir şeyin, özellikle tazminat ya da yargılama gideri olarak belirli bir paranın verilmesine resmen karar vermek; bu tür kararın kendisi için isim olarak da kullanılır.
Dava kesin olarak karara bağlanana kadar bir tarafın durumunu koruyan geçici mahkeme kararı; örneğin malvarlığının dondurulması ya da bir eylemin durdurulması.
Davaya süresi içinde cevap vermeyen ya da gerekli bir usul işlemini yapmayan davalı aleyhine, tam bir yargılama yapılmadan verilen karar.
Kanun yoluna başvuran tarafın, alt mahkeme kararının hatalı olduğunu ileri sürerken dayandığı somut hukuki ya da maddi sebepler.
Pek çok common law sisteminde, bir tarafın kanun yoluna başvurabilmesi için mahkemeden alması gereken izin.
Duruşma sırasında yapılan bir itirazı reddetmek ya da üst mahkeme bakımından, daha önceki başka bir davada konulan emsalin hatalı olduğunu ve artık izlenmeyeceğini açıklamak.
Mahkemenin çoğunluk kararına katılmayan bir hakimin, davayı neden farklı karara bağlayacağını açıkladığı yazılı görüş.
Haklar ve Yükümlülükler
Kanunun sahip olmanıza, yapmanıza ya da başkalarından talep etmenize izin verdiği şey; örneğin adil yargılanma hakkı ya da ücret alma hakkı.
Bir kişinin ya da kuruluşun kanun, sözleşme veya mahkeme kararı gereği yapmak zorunda olduğu şey.
Kanunun uygulanmasını güvence altına aldığı, her bir tarafın ne yapacağını ya da vereceğini belirleyen iki veya daha fazla taraf arasındaki anlaşma.
Bir şeyden doğan hukuki sorumluluk, özellikle zarar, kayıp ya da borçlar için ödeme yapma yükümlülüğü; muhasebede ayrıca şirketin borçlu olduğu tutar.
Bir kanunu, sözleşme hükmünü ya da bir yükümlülüğü çiğneme eylemi; aynı anlamda fiil olarak da kullanılır.
Bir şeye sahip olma ya da bir şeyi yapma konusunda hukuki hakka sahip olmak; örneğin bir ödeme, bildirim süresi ya da maldan pay almak.
Bir kurala, kanuna, emre ya da talebe uygun davranmak; gerekeni yapmak.
Özellikle başka bir tarafla sözleşme ya da anlaşma yaparak resmi bir hukuki ilişki kurmak.
Devletin, bir kişinin haklarını ya da mülkiyetini elinden almadan önce bildirimde bulunmak ve dinlenme imkanı tanımak gibi adil ve usule uygun hukuki prosedürleri izlemesi gerektiği ilkesi.
Sözleşmeye aykırılık dışında, başka bir kişiye zarar veren ve o kişiye hukuk mahkemesinde tazminat talep etme imkanı tanıyan hukuka aykırı eylem.
Makul bir kişinin aynı durumda göstereceği özeni göstermeme ve bu yüzden başkasına zarar ya da kayba yol açma.
Şirket ya da dernek gibi, kanunun kendisine sahip olan veya onu yöneten kişilerden ayrı hak ve yükümlülükler tanıdığı varlık.
Bir kişiye, sözleşme imzalamak ya da banka hesabını yönetmek gibi hukuki veya mali işlerde başka biri adına hareket etme yetkisi veren hukuki belge.
Bir şeyden, özellikle sebep olduğu zarardan veya bir borçtan hukuken sorumlu olan.
Ceza hukukuna, özel hukuka ya da bir düzenlemeye aykırı olsun, hukukun izin vermediği; 'lawful' kelimesinin karşıtı.
Herkesin yalnızca insan olduğu için sahip olduğu yaşam hakkı, adil yargılanma hakkı ve ifade özgürlüğü gibi temel hak ve özgürlükler.
Arazi, bina, eşya ya da para gibi bir kişinin sahip olduğu şeyler; ayrıca bunlar üzerindeki mülkiyet hakkı.
Başkalarına öngörülebilir bir zarar vermemek için makul özeni gösterme hukuki yükümlülüğü; ihmal davasında davacının ilk olarak ispat etmesi gereken unsur.
Başka birinden para ya da başka bir edim alacağı olan kişi veya kurum; örneğin kredi vermiş bir banka.
Başka birine para ya da başka bir edim borçlu olan kişi veya kurum.
Neye razı olduğunu anlayan bir kişinin özgür iradesiyle verdiği izin ya da onay; bu olmadan birçok eylem hukuka aykırı hale gelir.
Hile ya da haksız çıkar sağlama amacı taşımayan dürüst ve adil davranış; hem kişinin dürüst inancını hem de tarafların uyması gereken davranış ölçüsünü anlatabilir.
Bir haktan ya da talepten kendi isteğiyle vazgeçmek veya bir kuralın, şartın ya da ücretin uygulanmasında ısrar etmemeye karar vermek.
Bir kanunu çiğnemek ya da bir kişinin hakkını, özellikle patent, marka veya telif hakkı gibi bir fikri mülkiyet hakkını ihlal etmek.
Bir kişinin ölümünden sonra mal ve parasının kime kalacağını ve bu işlerin kim tarafından yürütüleceğini belirttiği hukuki belge.
Bir kişi öldüğünde başka birine geçen para, mal ya da haklar ve bu geçişin gerçekleştiği hukuki süreç.
Hukukun tam ergin saymadığı yaşın altındaki kişi; Türkiye ve İngiltere dahil çoğu ülkede bu yaş 18'dir.
Kişinin dikkatsiz ya da kusurlu olmadığı durumlarda bile ortaya çıkan hukuki sorumluluk; örneğin bazı ayıplı ürünler ya da tehlikeli faaliyetler için.
Hukuk Meslekleri
Hukuk eğitimi almış, müvekkillerine danışmanlık yapan ve onları hukuki işlerde temsil eden kişi; attorney, solicitor ve barrister gibi unvanların hepsini kapsayan genel kelime.
Özellikle ABD'de müvekkillere danışmanlık yapma ve onları mahkemede temsil etme yetkisine sahip avukat; daha genel anlamda başkası adına hareket etmeye yetkili kişi.
Bir avukattan ya da hukuk bürosundan danışmanlık veya hizmet alan ve bunun karşılığını ödeyen kişi ya da kuruluş.
Avukatların müvekkillere hukuki hizmet vermek için birlikte çalıştığı, çoğu zaman ortaklık şeklinde örgütlenmiş işletme.
Mahkemede bir tarafı temsil eden avukat ya da avukatlar; İngiltere'de çoğunlukla barrister anlamına gelir. Bir şirkette kadrolu çalışan avukata 'in-house counsel' denir.
İngiltere, Galler ve bazı başka ülkelerde müvekkillere doğrudan danışmanlık yapan, belgeleri hazırlayan ve dosyaları yürüten, ancak genellikle üst mahkemelerde duruşmaya çıkmayan avukat.
İngiltere, Galler ve bazı common law ülkelerinde davaları mahkemede savunma ve uzman hukuki görüş verme konusunda uzmanlaşmış avukat.
Bir bütün olarak avukatlık mesleği, özellikle mahkemede savunma yapma yetkisi olan avukatlar; İngiltere'de barrister'ların tamamını ifade eder.
Araştırma, belge hazırlama ve dosya yönetimi gibi işlerde avukatlara yardım eden, hukuki işler konusunda eğitimli ancak avukat olmayan kişi.
Bachelor of Laws ifadesinin kısaltması; Birleşik Krallık'ta ve pek çok başka ülkede standart hukuk lisans derecesi.
Master of Laws ifadesinin kısaltması; avukatların bir alanda uzmanlaşmak ya da yurt dışında eğitim almak için yaptığı, çoğunlukla bir yıl süren hukuk yüksek lisansı.
Juris Doctor ifadesinin kısaltması; ABD'de bir lisans derecesinden sonra alınan ve genellikle üç yıl süren temel mesleki hukuk diploması.
Yetkili bir hukukçunun, hukukun belirli bir kişinin durumu açısından ne anlama geldiği ve hangi seçeneklere sahip olduğu konusunda verdiği yönlendirme.
İmza ve belgeleri onaylamaya ve bazı hukuki işlemleri düzenlemeye yetkili olan, böylece bu belgelerin mahkemede ya da yurt dışında güvenilir kabul edilmesini sağlayan görevli.
Bir hukuk bürosunda büronun ortaklarından biri olan ya da buna denk kıdemli bir konumda bulunan ve müvekkillerden ve kıdemsiz avukatlardan sorumlu olan avukat.
Bir hukuk bürosunda ortak olmadan çalışan, genellikle birkaç yıllık deneyime sahip ve ortakların gözetiminde çalışan avukat.
Birçok müvekkili olan bir hukuk bürosunda değil, doğrudan bir şirket ya da kurum bünyesinde çalışarak ona hukuki danışmanlık veren avukat.
Avukat tutmaya gücü yetmeyen kişilerin, özellikle ceza ve aile davalarında, hukuki danışmanlık ya da temsil giderlerinin kamu kaynaklarıyla karşılanması.
Bir avukatın ya da başka bir meslek mensubunun kendi çıkarları veya başka birine karşı yükümlülükleri nedeniyle bir kişi adına tarafsız biçimde hareket edemediği durum.
Avukat ile müvekkil arasında hukuki danışmanlık amacıyla yapılan gizli yazışma ve görüşmelerin korunduğunu ve müvekkilin kural olarak bunları açıklamaya zorlanamayacağını öngören kural.
Hukuk mezunlarının avukatlık yapma yetkisi almadan önce, özellikle ABD'de bir eyalette, geçmesi gereken mesleki sınav.
Latince Hukuk Terimleri
Latince 'versus' (karşı) kelimesinin kısaltması; dava adında tarafların isimleri arasına konur.
Bir avukatın, genellikle hukuki hizmet alamayacak durumdaki kişilere ya da kuruluşlara yardım etmek için ücret almadan yaptığı (iş); Latince 'kamu yararı için' ifadesinden gelir.
Daha ayrıntılı bir incelemeden önce, ilk görülen ya da bilinene dayanan; hukukta, karşı taraf aksini ispatlamadıkça bir iddiayı desteklemeye yeterli olan.
Gerçek ve dürüst olan ya da kimseyi aldatma amacı olmadan iyi niyetle hareket eden; Latince 'iyi niyetle' ifadesinden gelir.
Kanunla resmen kurulmamış olsa bile gerçekte ya da uygulamada var olan; 'kanunen' anlamına gelen 'de jure' ifadesinin karşıtı.
'Diğer şeylerin yanı sıra' anlamına gelen ve daha uzun bir listeden yalnızca bazı unsurların anıldığını gösteren Latince ifade.
Mahkemelerin, hukukun tutarlı ve öngörülebilir kalması için aynı hukuki meseleye ilişkin önceki kararları izlemesi gerektiği ilkesi; Latince 'karara bağlanmış olana bağlı kalmak' anlamına gelir.
Mahkeme kararı için zorunlu olan ve sonraki mahkemeleri bağlayan hukuki gerekçe; Latince 'karar verme nedeni' anlamına gelir.
Bir kararda yer alan, sonuç için zorunlu olmadığından sonraki mahkemeleri bağlamayan ancak yol gösterici olabilen yorum ya da görüş.
Bir mesele hakkında mahkemece kesin karar verildikten sonra aynı taraflarca aynı talebin tekrar ileri sürülemeyeceği ilkesi; Latince 'karara bağlanmış mesele' anlamına gelir.
'Kendi başına' ya da 'özü itibarıyla' anlamına gelen ve bir şeyin başka hiçbir şeyin gösterilmesine gerek kalmadan geçerli olduğunu belirtmek için kullanılan Latince ifade.
'Hukuken' ya da 'kanuna göre' anlamına gelen ve fiilen var olup olmadığına bakılmaksızın resmi ve hukuki olarak var olan durumu anlatan Latince ifade.
'Yetkinin ötesinde' anlamına gelen ve bir kamu makamının, şirketin ya da görevlinin kendisine verilen hukuki yetkilerin dışında hareket ettiğini belirtmek için kullanılan Latince ifade.
Genellikle acil durumlarda, karşı tarafa haber verilmeden ve karşı taraf hazır bulunmadan yalnızca bir tarafın yaptığı başvuruyu ya da verilen kararı anlatan Latince ifade.
'Gerekli değişiklikler yapılarak' anlamına gelen ve bir durum için yazılmış kuralların benzer başka bir duruma da uygulanacağını belirtmek için kullanılan Latince ifade.
'Mahkemenin dostu' anlamına gelen Latince ifade: davada taraf olmadığı halde, geniş etkileri olan bir konuda mahkemeye bilgi ya da görüş sunan kişi veya kurum.
'Kapalı olarak' anlamına gelen ve halkın ve basının bulunmadığı, kamuya kapalı olarak yapılan duruşmayı ya da duruşmanın bir bölümünü anlatan Latince ifade.
Hukuki Yazım ve Metin Hazırlama
Sözleşmenin ya da başka bir hukuki belgenin ödeme, fesih veya gizlilik gibi belirli bir konuyu düzenleyen numaralı bölümü.
Sözleşme, mektup ya da mahkemeye sunulacak dilekçe gibi hukuki bir belgeyi, genellikle başkalarının inceleyip değiştireceği ilk versiyon olarak yazmak.
Bir kanunun ya da hukuki belgenin belirli bir kural, şart veya gerekliliği ortaya koyan bölümü.
Sözleşmelerde ve kanunlarda bir şeyin yalnızca gelecekte olacağını değil, zorunlu olduğunu belirtmek için kullanılan yardımcı fiil.
Bir kanuna, sözleşmeye ya da başka bir belgeye 'göre' veya 'onun gerektirdiği şekilde' anlamına gelen resmi ifade.
Bir avukatın hukuki bir meseleyi incelediği ve vardığı sonuçları ortaya koyduğu, genellikle bir meslektaşı, ortağı ya da müvekkili için hazırlanan yazılı belge; kısaca 'memo' denir.
ABD'de avukatın mahkemeye, özellikle üst mahkemeye sunduğu yazılı savunma; İngiltere'de ise solicitor'ın bir dava için barrister'a gönderdiği talimat ve belgeler.
Bir argümanı desteklemek için bir karara, kanuna ya da başka bir kaynağa, okuyucunun onu tam olarak nerede bulacağını gösteren standart bir biçimde atıf yapmak.
Sözleşme, vasiyetname ya da liste gibi resmi bir yazılı belgeyi genellikle özenle ve eksiksiz biçimde hazırlamak.
Hukuki belgelerde 'bu belgenin bundan sonraki kısmında' anlamına gelen ve özellikle bir taraf ya da şey için kısa bir ad tanımlarken kullanılan resmi kelime.
'Rağmen' ya da 'bakılmaksızın' anlamına gelen ve hukuki metinlerde, başka bir kural farklı bir şey söylüyor gibi görünse bile bir kuralın uygulanacağını göstermek için kullanılan resmi kelime.
Bir avukatın, örneğin bir sözleşmenin geçerli olup olmadığı ya da bir şirketin onu imzalama yetkisi bulunup bulunmadığı gibi hukuki bir soruya ilişkin mesleki görüşünü ortaya koyduğu resmi yazılı metin.
'Bu belge ya da beyan aracılığıyla' anlamına gelen ve bir şeyi yazmanın ya da söylemenin kendisinin hukuki sonuç doğurduğu durumlarda kullanılan resmi kelime.
Hukuki bir metinde az önce sözü edilen bir şeye geri gönderme yaparak 'onun' ya da 'bunun' anlamına gelen resmi kelime.
Bir şeyi, gerçekte öyle olmasa bile hukuki bakımdan doğru ya da belirli bir sonucu doğurmuş kabul etmek.
Bir hükmün başka bir kurala, şarta ya da hükme bağlı olduğunu veya onunla sınırlandığını gösteren ifade.
Bir kurala, kanuna, sözleşmeye ya da talimata 'uyarak' veya 'onunla uyumlu biçimde' anlamına gelen resmi ifade.
Az önce söylenene bir şart ya da istisna ekleyen ifade: asıl kural ancak bu şart gerçekleşirse uygulanır.
Bir listenin önüne konarak sayılanların yalnızca örnek olduğunu ve benzer başka şeylerin de kapsama girdiğini gösteren ifade.
Uzun cümleler, eski üsluplu kelimeler ve Latince ifadelerle dolu olan ve sıradan okuyucuların anlamakta zorlandığı karmaşık hukuk dili.
Bir anayasanın, kanunun, uluslararası antlaşmanın ya da yönetmeliğin numaralandırılmış bölümü; Türk kanunlarının İngilizce çevirilerinde her 'madde' genellikle 'article' olarak karşılanır.
Common law ülkelerinde bir kanunun numaralandırılmış maddesi (örneğin bir Kanunun 3. maddesi); fıkralara ve bentlere ayrılır.
Mini test: bu terimleri biliyor musun?
Bu sözlükten 10 soru. Her terimin doğru Türkçe karşılığını seç, puanını gör.
Hukuk İngilizcesi nasıl öğrenilir?
- Her hafta gerçek hukuki metinler okuyun: kısa bir mahkeme kararı, bir kanunun bir bölümü ya da yayımlanmış bir sözleşme örneği. Her terimle birlikte kullanılan fiillerin altını çizin; örneğin file a claim, hand down a judgment, breach an obligation.
- Terimleri çiftler ve aileler halinde öğrenin: plaintiff ve defendant, right ve obligation, uphold ve overturn, ratio decidendi ve obiter dictum. Çiftler, sistemin mantığını akılda tutmayı kolaylaştırır.
- Birebir çeviriye zorlamayın. Barrister, jury ya da common law gibi kavramların Türkçede tam karşılığı yoktur; notlarınıza tek bir kelime yerine kısa bir açıklama yazın.
- Bir metnin kelimelerini kullanmadan önce İngiliz mi Amerikan mı olduğuna bakın ve kendi yazınızda tutarlı olun: claimant ya da plaintiff, disclosure ya da discovery, solicitor ya da attorney.
- Okuduğunuz bir kararı beş altı İngilizce cümleyle özetleyerek pratik yapın: taraflar, olaylar, hukuki sorun, karar ve temel gerekçe.
Sıkça sorulan sorular
Hukuk İngilizcesi kelimelerini nasıl etkili biçimde öğrenebilirim?
Kelimeleri yalnızca listelerden değil, gerçek hukuki metinlerin içinden öğrenin. İlgilendiğiniz alandaki mahkeme kararlarını, kanunları, hukuk bürolarının makalelerini ve sözleşmeleri okuyun; her yeni terimi çevresindeki fiil ve edatlarla birlikte not edin ve bu kalıpları özet ya da e-posta yazarken yeniden kullanın. Her gün biraz okumak, ayda bir uzun süre çalışmaktan daha etkilidir.
Hukuk İngilizcesinde önce hangi terimleri öğrenmeliyim?
Bir davanın aktörleri ve aşamalarıyla başlayın: court, judge, lawyer, plaintiff, defendant, claim, hearing, trial, judgment ve appeal. Ardından hukukun kaynaklarını (statute, legislation, case law, precedent) ve hak, yükümlülük, sözleşme ve sorumluluk gibi temel kavramları ekleyin. Bu sayfadaki ilk terimler tam olarak bu çekirdeği kapsar.
Hukuk İngilizcesi İngiltere'de ve ABD'de farklı mı?
Temel common law kavramları ortaktır, ancak kelime dağarcığının önemli bir bölümü farklıdır. İngiliz mahkemeleri claimant, disclosure ve limitation period derken Amerikan mahkemeleri plaintiff, discovery ve statute of limitations der. İngiltere ve Galler'de avukatlar solicitor ve barrister olarak ikiye ayrılır; ABD'de ise neredeyse her avukat attorney'dir. Çalıştığınız belgelerin kullanımını izleyin ve aynı metinde iki tarzı karıştırmayın.
İngilizce hukuki metinleri okumak için Latince bilmem gerekir mi?
Hayır. Sürekli karşınıza çıkan birkaç düzine Latince ifadeyi tanımanız yeterlidir; örneğin prima facie, bona fide, inter alia, obiter dictum ve res judicata. Sade dille yazılan güncel metinler bunların çoğundan kaçınır; ancak mahkeme kararlarında, ders kitaplarında ve akademik makalelerde sık kullanıldıkları için onları tanımakta fayda vardır.
Common law terimleri Türk hukuk sistemine nasıl karşılık gelir?
Türkiye, kanunların hukukun temel kaynağı olduğu Kıta Avrupası hukuk sistemine sahiptir. Mahkeme kararları, özellikle Yargıtay kararları çok etkilidir ve içtihadı birleştirme kararları bağlayıcıdır; ancak İngiltere'deki gibi genel bir emsale bağlılık kuralı yoktur. Bu nedenle precedent, barrister ya da jury gibi terimleri çevirirken tam bir Türkçe karşılık olduğunu varsaymak yerine kavramı açıklayın.
İlgili alanlar
Seviyene uygun okumayla pekiştir
Yeni kelimelerin kalıcı olmasının en hızlı yolu seviyene uygun metin okumaktır. Seviyene göre ücretsiz İngilizce kitaplar:
Bu sayfa İngilizce öğrenenler için kelime açıklaması içerir; hukuki tavsiye değildir.
