Ceza avukatları, emniyet mensupları ve öğrenciler için İngilizce

Ceza Hukuku İngilizcesi: 100 Temel Terim ve Anlamları

Ceza hukuku İngilizcesi; polis tutanaklarının, mahkeme duruşmalarının, suç haberlerinin ve farklı ülkelerin yargı sistemleri arasındaki işbirliğinin dilidir. Bu sayfada ceza avukatlarının, emniyet mensuplarının ve hukuk öğrencilerinin ilk karşılaştığı kelimeler yer alıyor: suçlar ve unsurları, soruşturma ve yakalama, suçlama, yargılama ve hüküm, cezalar, cezaevi ve denetimli serbestlik ile mağdur hakları. Bu terimlerin çoğu Türk ceza muhakemesindeki kavramlarla birebir örtüşmediği için her maddede kelimenin yanında kavramın kendisi de açıklanıyor.

  • 100 terim
  • 10 konu
  • 50 temel terim
  • 278 örnek cümle

Suçlar

  • crimeisimsuç, suç olgusu

    Ceza kanunlarını ihlal eden ve devletin para cezası ya da hapis gibi yaptırımlarla cezalandırabildiği eylem; artikelsiz kullanıldığında genel olarak suç olgusunu ifade eder.

  • offenceisimsuç, suç teşkil eden fiil

    Hız sınırını aşmak gibi hafif eylemlerden yağma gibi ağır eylemlere kadar, kanunun cezalandırdığı hukuka aykırı fiillerin resmi adı.

  • theftisimhırsızlık

    Başkasına ait bir malı izinsiz olarak ve sahiplenmek amacıyla almaktan oluşan suç.

  • murderisimkasten öldürme, cinayet

    Bir başkasını hukuka aykırı olarak ve bilerek öldürme suçu; tüm hukuk sistemlerinde en ağır suçlar arasında yer alır.

  • assaultisimsaldırı, kasten yaralama

    Bir kişiye fiziksel olarak saldırma suçu; dar hukuki anlamda ise birinde saldırıya uğrayacağı korkusunu yaratma.

  • robberyisimyağma, soygun

    Bir kişiden ya da bir yerden zor kullanarak veya zor kullanma tehdidiyle mal almaktan oluşan suç.

  • burglaryisimkonuta girerek hırsızlık, ev soygunu

    Hırsızlık yapmak ya da içeride başka bir suç işlemek amacıyla bir binaya izinsiz girme suçu.

  • fraudisimdolandırıcılık, hile

    Para, mal ya da başka bir çıkar elde etmek amacıyla, örneğin yanlış bilgi veya sahte belgelerle insanları aldatma suçu.

  • drug traffickingisimuyuşturucu ticareti, uyuşturucu kaçakçılığı

    Yasa dışı uyuşturucuları, çoğu zaman büyük miktarlarda ve sınır ötesine taşıyarak üretme, nakletme ya da satma suçu.

  • manslaughterisimtaksirle öldürme, ölüme neden olma

    Bir kişiyi, kasten öldürme için gereken kast olmaksızın ya da kontrol kaybı gibi kısmi bir savunma bulunarak hukuka aykırı biçimde öldürme suçu.

  • briberyisimrüşvet, rüşvet verme ve alma

    Özellikle bir kamu görevlisinin işini nasıl yapacağını etkilemek amacıyla para ya da başka bir çıkar teklif etme, verme, isteme veya kabul etme suçu.

  • money launderingisimkara para aklama, suç gelirlerinin aklanması

    Yasa dışı yollarla elde edilen parayı bankalar, şirketler ya da çeşitli işlemler üzerinden dolaştırıp yasal görünmesini sağlayarak kaynağını gizleme suçu.

  • kidnappingisimadam kaçırma, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma

    Bir kişiyi zorla ya da hileyle götürüp iradesi dışında alıkoyma suçu; bazen fidye istemek amacıyla işlenir.

  • cybercrimeisimsiber suç, bilişim suçu

    Bilgisayar ya da internet kullanılarak işlenen suç; örneğin bilişim sistemlerine izinsiz girme, internet dolandırıcılığı, kimlik hırsızlığı ya da zararlı yazılım yayma.

  • domestic violenceisimaile içi şiddet, ev içi şiddet

    Bir kişinin eşine, eski eşine, partnerine ya da bir aile üyesine yönelik şiddet içeren, tehditkar veya kontrol edici davranışları.

  • felonyisimağır suç, cürüm (eski terim)

    ABD'de kasten öldürme, yağma ya da konut hırsızlığı gibi, genellikle bir yıldan fazla hapis cezası gerektiren ağır suç; daha hafif suçlara 'misdemeanor' denir.

  • perjuryisimyalan tanıklık, yalan yere yemin

    Doğruyu söyleyeceğine söz verdikten sonra mahkemede ya da başka bir resmi beyanda bilerek yalan söyleme suçu.

Suçun Unsurları ve Ceza Sorumluluğu

  • criminalsıfatcezai, ceza hukukuna ilişkin

    Suçla ya da suçu düzenleyen hukuk dalıyla ilgili; isim olarak kullanıldığında suç işlemiş kişi anlamına gelir.

  • offenderisimfail, suçlu

    Suç işlemiş kişi, özellikle de mahkum olmuş kişi; kelime cezalandırma, cezaevi ve denetimli serbestlik bağlamlarında sık kullanılır.

  • intentisimkast, niyet

    Bir şeyi yapmaya ya da belirli bir sonucu doğurmaya yönelik zihinsel karar; birçok ağır suç ancak kasten işlenebilir.

  • motiveisimsaik, güdü

    Bir kişinin suç işleme nedeni; örneğin para, kıskançlık ya da intikam.

  • accompliceisimsuç ortağı, şerik

    Başka birinin suç işlemesine yardım eden kişi; örneğin suçu planlayan, gözcülük yapan ya da kaçış aracını kullanan kişi.

  • perpetratorisimfail, suçu işleyen kişi

    Bir suçu ya da zarar verici eylemi fiilen gerçekleştiren kişi; polis, mahkemeler ve araştırmacılar tarafından kullanılan resmi bir kelime.

  • mens reaisimmanevi unsur, suç kastı

    Latince 'suçlu zihin' anlamına gelen terim: iddia makamının ispatlaması gereken kast, bilme ya da bilinçli taksir gibi suçun zihinsel unsuru.

  • actus reusisimmaddi unsur, suçun maddi unsuru

    Latince 'suçlu fiil' anlamına gelen terim: kanunun yasakladığı hareket, ihmal ya da netice gibi suçun fiziksel unsuru.

  • criminal negligenceisimtaksir, ağır ihmal

    Makul bir kişinin göstereceği özeni göstermemekten kaynaklanan, zarara ya da ölüme yol açan ve suç sayılacak kadar ağır olan özensizlik.

  • attemptisimteşebbüs, kalkışma

    Bir suçu işlemeye kalkışıp bu yönde somut adımlar atılmasına rağmen suçun tamamlanamaması; bu durum da başlı başına cezalandırılır.

  • self-defenceisimmeşru müdafaa, kendini savunma

    Kendini ya da bir başkasını bir saldırıya karşı korumak için makul ölçüde güç kullanma hakkı; ceza davasında sanığı tamamen sorumluluktan kurtarabilir.

  • criminal liabilityisimceza sorumluluğu, cezai sorumluluk

    Bir suçtan dolayı hukuken sorumlu olmak; yani kişinin bu suç nedeniyle yargılanabilmesi ve cezalandırılabilmesi.

Soruşturma, Yakalama ve Gözaltı

  • suspectisimşüpheli, zanlı

    Polisin bir suçu işlemiş olabileceğini düşündüğü, ancak henüz hakkında suçlama yöneltilmemiş ya da suçlu bulunmamış kişi.

  • arrestfiilyakalamak, gözaltına almak

    Bir kişiyi, genellikle suç işlediğinden şüphelenildiği için, kanuni yetkiye dayanarak kolluğun denetimine almak; aynı kelime isim olarak bu işlemi de ifade eder.

  • investigationisimsoruşturma, araştırma

    Kolluğun ya da savcılığın, bir suçun işlenip işlenmediğini ve failin kim olduğunu ortaya çıkarmak için olguları ve delilleri topladığı süreç.

  • custodyisimgözaltı, tutukluluk

    Kişinin, örneğin yakalandıktan sonra ya da yargılanmayı beklerken, polis tarafından tutulması veya cezaevinde bulunması durumu.

  • statementisimifade, beyan

    Bir kişinin gördüklerini, duyduklarını ya da yaptıklarını polise veya mahkemeye resmen anlattığı yazılı ya da kayıtlı anlatım.

  • confessionisimitiraf, ikrar

    Bir kişinin, genellikle polis sorgusu sırasında, suçu işlediğini kabul ettiği beyan.

  • warrantisimyakalama kararı, arama kararı

    Polise bir kişiyi yakalamak ya da bir yeri aramak gibi bir işlem yapma yetkisi veren, hakim tarafından imzalanmış resmi belge.

  • detainfiilgözaltına almak, alıkoymak

    Bir kişiyi karakol ya da cezaevi gibi bir yerde resmi olarak tutmak ve ayrılmasına izin vermemek.

  • interrogationisimsorgu, sorgulama

    Bilgi ya da itiraf elde etmek amacıyla bir şüphelinin polis veya başka yetkililer tarafından resmi ve çoğu zaman uzun süre sorgulanması.

  • right to remain silentifadesusma hakkı, sessiz kalma hakkı

    Şüphelinin polisin ya da mahkemenin sorularını yanıtlamama hakkı; bu hak sayesinde kimse kendi aleyhine delil vermeye zorlanamaz.

  • seizefiilel koymak, ele geçirmek

    Kanuni yetkiye dayanarak bir şeyi, örneğin suçla bağlantılı uyuşturucu, silah, belge ya da parayı resmen almak.

  • turn yourself inphrasal verb (öbek fiil)teslim olmak, kendini polise teslim etmek

    Özellikle polis tarafından aranırken, kendi isteğinizle polise gidip yakalanmanıza izin vermek.

  • on the rundeyimfirari, kaçak

    Bir suçun ya da firarın ardından, genellikle saklanarak veya sürekli yer değiştirerek polise yakalanmamaya çalışmak.

Deliller ve Adli Bilimler

  • evidenceisimdelil, kanıt

    Mahkemenin bir olgunun doğru olup olmadığına, örneğin sanığın suçu işleyip işlemediğine karar verirken dayanabileceği bilgi, eşya, belge ya da tanık beyanı.

  • witnessisimtanık, şahit

    Bir suçla ilgili bir şey gören ya da duyan veya bu konuda mahkemede bilgi veren kişi.

  • testifyfiiltanıklık etmek, ifade vermek

    Genellikle doğruyu söyleyeceğine dair yemin ettikten sonra, bildiklerini ya da gördüklerini mahkemede resmen anlatmak.

  • crime sceneisimolay yeri, suç mahalli

    Suçun işlendiği ve hiçbir şeyin yeri değiştirilmeden önce polisin ve adli uzmanların delil aradığı yer.

  • forensicsıfatadli, kriminal

    Suçları araştırmak ve mahkemeye delil sunmak için kan, lif ya da dijital veri analizi gibi bilimsel yöntemlerin kullanılmasına ilişkin.

  • fingerprintisimparmak izi

    Parmak ucundaki çizgilerin oluşturduğu desen ya da bu desenin bir yüzeyde bıraktığı iz; polis kişileri tanımlamak için kullanır.

  • alibiisimalibi, suç anında başka yerde bulunduğu iddiası

    Suç işlendiği sırada kişinin başka bir yerde bulunduğunu, dolayısıyla suçu işlemiş olamayacağını gösteren delil ya da iddia.

  • CCTVkısaltmagüvenlik kamerası, kamera kayıtları

    Closed-circuit television, yani kapalı devre kamera sistemi; kamuya açık ya da özel alanları kaydeden ve ceza davalarında sıkça delil olarak kullanılan kamera düzeni.

  • DNA evidenceisimDNA delili, DNA bulgusu

    Saç, deri ya da tükürük gibi vücut hücrelerindeki genetik materyale dayanan ve bir kişiyi bir yerle ya da nesneyle yüksek bir kesinlikle ilişkilendirebilen delil.

Suçlama ve Yargılama Öncesi Süreç

  • chargefiilsuçlamak, itham etmek

    Bir kişiyi belirli bir suçla resmen itham ederek davanın mahkemeye taşınmasını sağlamak; isim olarak 'charge', bu resmi suçlamanın kendisidir.

  • bailisimkefalet, kefaletle serbest bırakma

    Şüpheli ya da sanığın davanın bir sonraki aşamasına kadar tutuklanmadan serbest kalmasına verilen izin; çoğu zaman belirli şartlara ya da güvence olarak yatırılan bir paraya bağlıdır.

  • plead guiltyifadesuçlamayı kabul etmek, suçunu ikrar etmek

    İtham edildiğiniz suçu işlediğinizi mahkeme önünde resmen kabul etmek; 'plead not guilty' ise suçlamayı reddetmek anlamına gelir.

  • indictmentisimiddianame, kamu davası

    Bir kişinin bir ya da daha fazla ağır suç işlediğine dair resmi yazılı itham; kişi aleyhindeki ceza davasını başlatır.

  • remandfiiltutuklamak, tutuklu olarak cezaevine göndermek

    Yargılanmayı ya da cezasının belirlenmesini bekleyen bir sanığın bir sonraki duruşmaya kadar cezaevinde tutulmasına veya belirli şartlarla serbest bırakılmasına karar vermek.

  • plea bargainisimsavunma pazarlığı, ceza pazarlığı

    Sanığın, daha hafif bir ceza ya da diğer suçlamaların düşürülmesi karşılığında, çoğu zaman daha hafif bir suçu kabul ettiği anlaşma.

  • drop the chargesifadesuçlamaları düşürmek, kovuşturmadan vazgeçmek

    Bir kişi hakkındaki ceza davasını sürdürmemeye resmen karar vermek; böylece kişi artık o suçlamayla karşı karşıya kalmaz.

  • pretrial detentionisimtutukluluk, tutuklama

    Bir suçla itham edilen kişinin, serbest bırakılmasının fazla riskli olduğuna mahkemece karar verilmesi halinde, yargılama öncesinde ve sırasında cezaevinde tutulması.

Yargılama ve Hüküm

  • defendantisimsanık, davalı (hukuk davalarında)

    Bir suçla itham edilmiş ve mahkemede yargılanan kişi; hukuk davalarında ise aleyhine dava açılan taraf.

  • trialisimyargılama, duruşma

    Delillerin sunulduğu ve hakimin ya da jürinin sanığın suçlamalardan suçlu olup olmadığına karar verdiği resmi mahkeme süreci.

  • verdictisimhüküm, karar

    Yargılamanın sonunda sanığın suçlu olup olmadığına dair verilen karar; özellikle jürinin verdiği karar.

  • guiltysıfatsuçlu, suçu sabit

    Mahkemece bir suçu işlediği resmen kabul edilen; karşıt hüküm 'not guilty' (suçsuz) şeklindedir.

  • convictfiilmahkum etmek, suçlu bulmak

    Mahkemede bir kişinin bir suçtan suçlu olduğuna resmen karar vermek; isim olarak 'convict', suçlu bulunmuş ve genellikle cezaevinde bulunan kişidir.

  • acquitfiilberaat ettirmek, beraatine karar vermek

    Mahkemede bir kişinin itham edildiği suçtan suçlu olmadığına resmen karar vermek.

  • convictionisimmahkumiyet, mahkumiyet kararı

    Bir kişinin bir suçtan suçlu olduğuna dair mahkemenin resmi kararı; ayrıca kişinin sicilinde kayıtlı geçmiş bir mahkumiyet.

  • juryisimjüri, jüri heyeti

    Ciddi ceza davalarında genellikle on iki kişiden oluşan, yargılamada delilleri dinleyip sanığın suçlu olup olmadığına karar veren sıradan vatandaşlar topluluğu.

  • presumption of innocenceisimmasumiyet karinesi, suçsuzluk karinesi

    Bir suçla itham edilen herkesin, suçluluğu mahkemede iddia makamınca ispatlanana kadar masum kabul edilmesi gerektiğine dair temel ilke.

  • beyond reasonable doubtifademakul şüphenin ötesinde, her türlü makul şüpheden uzak biçimde

    Ceza davalarındaki ispat ölçütü: deliller, makul hiçbir kişinin sanığın suçluluğundan şüphe etmeyeceği kadar güçlü olmalıdır.

  • burden of proofisimispat yükü

    Bir iddianın doğru olduğunu ispatlama yükümlülüğü; ceza davalarında bu yük sanıkta değil, iddia makamındadır.

Savunma ve İddia Makamı

  • prosecutorisimsavcı, Cumhuriyet savcısı

    Devlet adına çalışan, ceza davalarını mahkemeye taşıyan ve sanığın suçluluğunu ispatlamaya çalışan hukukçu.

  • defence lawyerisimmüdafi, ceza avukatı

    Şüpheliyi ya da sanığı temsil eden, haklarını koruyan ve iddia makamına karşı onun lehine olan görüşleri savunan avukat.

  • prosecutionisimiddia makamı, kovuşturma

    Bir kişi hakkında ceza davası açılması ve yürütülmesi süreci; 'the prosecution' aynı zamanda sanık aleyhine davayı yürüten savcılık tarafını ifade eder.

  • defenceisimsavunma, savunma tarafı

    Ceza yargılamasında sanığı temsil eden taraf; ayrıca meşru müdafaa gibi sanığı sorumluluktan kurtarabilecek hukuki gerekçe.

  • public defenderisimkamu avukatı, devlet tarafından atanan müdafi

    ABD'de, bir suçla itham edilen ve kendi avukatını tutacak parası olmayan kişileri savunmak üzere ücreti devlet tarafından ödenen avukat.

  • legal aidisimadli yardım, hukuki yardım

    Avukat tutmaya gücü yetmeyen kişilere, özellikle bir suçlamayla karşı karşıya olduklarında, devlet tarafından sağlanan maddi destek ya da ücretsiz hukuki hizmet.

  • DAkısaltmabölge savcısı, savcı

    District attorney, yani bölge savcısı: ABD'de bir ilçe ya da bölgenin baş savcısı; hangi ceza davalarının mahkemeye taşınacağına karar verir.

Ceza ve Yaptırımlar

  • sentenceisimceza, mahkumiyet cezası

    Hakimin suçlu bulunan kişiye verdiği ceza; fiil olarak birini belirli bir cezaya çarptırmak.

  • fineisimpara cezası, adli para cezası

    Kanunu ihlal eden kişiye mahkeme ya da yetkili makam tarafından ceza olarak ödenmesi emredilen para.

  • imprisonmentisimhapis cezası, hapis

    Belirli bir süre cezaevinde tutulmaktan oluşan ceza; ayrıca cezaevinde bulunma durumu.

  • suspended sentenceisimertelenmiş ceza, hapis cezasının ertelenmesi

    Hükümlünün, belirli bir süre içinde yeniden suç işlemediği ya da belirli şartları ihlal etmediği sürece çekmek zorunda olmadığı hapis cezası.

  • community serviceisimkamu yararına çalışma, toplum hizmeti

    Hükümlünün, cezaevi yerine ceza olarak toplum için yapmak zorunda olduğu park temizliği ya da bina onarımı gibi ücretsiz iş.

  • life sentenceisimmüebbet hapis cezası, ömür boyu hapis

    Birçok ülkede kasten öldürme gibi çok ağır suçlar için verilen en ağır hapis cezası; her zaman kişinin ölene kadar cezaevinde kalacağı anlamına gelmez.

  • serve a sentenceifadecezasını çekmek, cezası infaz edilmek

    Mahkemenin verdiği ceza süresini, özellikle cezaevinde geçmesi gereken süreyi tamamlamak.

  • mitigating circumstancesisimhafifletici sebepler, takdiri indirim nedenleri

    Suçu daha az ağır ya da faili daha az kusurlu gösteren ve bu nedenle daha hafif bir cezaya yol açabilen olgular.

  • aggravating factorisimağırlaştırıcı sebep, nitelikli hal

    Silah kullanılması ya da korunmasız bir mağdurun hedef alınması gibi, suçu daha ağır kılan ve daha uzun ya da ağır bir cezaya yol açabilen olgu.

Cezaevi, Denetimli Serbestlik ve Koşullu Salıverilme

  • prisonisimcezaevi, hapishane

    Mahkumiyet sonrasında ceza olarak ya da yargılanmayı beklerken kişilerin tutulduğu güvenlikli kurum.

  • criminal recordisimadli sicil kaydı, sabıka kaydı

    Bir kişinin mahkum olduğu suçların resmi kaydı; işverenler ya da resmi kurumlar bazı durumlarda bu kayda bakabilir.

  • probationisimdenetimli serbestlik, gözetim altında serbestlik

    Hükümlünün cezaevi yerine toplum içinde yaşadığı, ancak belirli kurallara uymak ve denetim görevlisiyle düzenli olarak görüşmek zorunda olduğu ceza ya da süre.

  • paroleisimkoşullu salıverilme, şartla tahliye

    Hükümlünün cezası bitmeden, belirli kurallara uyması şartıyla cezaevinden erken salıverilmesi; kurallara uymazsa cezaevine geri gönderilebilir.

  • inmateisimhükümlü, tutuklu

    Mahkum olmuş ya da yargılanmayı bekliyor olsun, cezaevinde tutulan kişi.

  • reoffendfiilyeniden suç işlemek, suçu tekrarlamak

    Önceki bir suç nedeniyle cezalandırıldıktan sonra yeniden suç işlemek.

  • rehabilitationisimrehabilitasyon, ıslah

    Hükümlünün davranışlarını değiştirmesine ve yeniden suç işlemeden normal hayata dönmesine yardımcı olma süreci.

Mağdur Hakları

  • victimisimmağdur, suçtan zarar gören

    Bir suç sonucunda zarar gören, yaralanan ya da hayatını kaybeden veya parasını ya da malını yitiren kişi.

  • press chargesifadeşikayetçi olmak, suç duyurusunda bulunmak

    Bir kişi hakkında suçlama yöneltilebilmesi için resmi şikayette bulunmak; çoğunlukla mağdurlar için kullanılır.

  • complainantisimmüşteki, şikayetçi

    Bir suçu bildiren ve bu suçtan zarar gördüğünü söyleyen kişi; özellikle suçun işlenip işlenmediğine henüz karar verilmemiş davalarda kullanılır.

  • restraining orderisimuzaklaştırma kararı, koruma kararı

    Bir kişinin başka birine yaklaşmasını ya da onunla iletişim kurmasını yasaklayan mahkeme kararı; genellikle şiddet, tehdit ya da taciz mağdurunu korumak için verilir.

  • compensationisimtazminat, zararın giderilmesi

    Bir suçun yol açtığı yaralanma, kayıp ya da acı nedeniyle mağdura failin ödediği ya da bir devlet programı aracılığıyla ödenen para.

  • victim impact statementisimmağdur etki beyanı, mağdurun suçun etkilerine ilişkin beyanı

    Mağdurun suçun hayatını nasıl etkilediğini anlattığı ve mahkemenin ceza belirlenmeden önce dikkate alabileceği yazılı ya da sözlü beyan.

  • restorative justiceisimonarıcı adalet, uzlaştırma

    Mağdur ile faili, genellikle eğitimli bir arabulucu aracılığıyla bir araya getirerek failin verdiği zararı anlamasını ve bu zararı gidermeye çalışmasını amaçlayan yaklaşım.

Mini test: bu terimleri biliyor musun?

Bu sözlükten 10 soru. Her terimin doğru Türkçe karşılığını seç, puanını gör.

Ceza Hukuku İngilizcesi nasıl öğrenilir?

  • Her hafta gerçek ceza adaleti metinleri okuyun: nitelikli bir gazetedeki duruşma haberi, kısa bir ceza kararı ya da bir polis basın açıklaması. Her terimle birlikte kullanılan fiilleri not edin; örneğin charge someone with, remand in custody, pass sentence.
  • Bir davanın aşamalarını sırasıyla öğrenin: suç, ihbar, soruşturma, yakalama, suçlama, yargılama, hüküm, ceza ve kanun yolu. Bir kelimenin bu zincirde nerede durduğunu bilmek, onu hatırlamayı ve doğru kullanmayı çok kolaylaştırır.
  • Edatlara özellikle dikkat edin: arrested for, charged with, accused of, convicted of, acquitted of, sentenced to, plead guilty to. Türkçe konuşanlar bunları sık karıştırır ve bu hatalar hukuki yazıda hemen göze çarpar.
  • Yanlış eşdeğerlere dikkat edin: arrest tutuklama değildir, robbery basit hırsızlık değildir, ceza mahkemesindeki probation ise işyerindeki deneme süresiyle ilgili değildir. Notlarınızda İngilizce terimin yanına Türk hukukundaki kavramı yazın.
  • Bir metnin kelimelerini kullanmadan önce İngiliz mi Amerikan mı olduğuna bakın: offence ya da offense, defence ya da defense, remand ya da pretrial detention, Crown Prosecution Service ya da district attorney. Kendi yazınızda tutarlı olun.

Sıkça sorulan sorular

'Arrest' ile 'tutuklama' aynı şey mi?

Hayır. Arrest, polisin suç şüphesiyle bir kişiyi yakalaması ya da gözaltına almasıdır. Tutuklama ise şüphelinin yargılanana kadar cezaevinde tutulmasına dair hakim kararıdır; İngiliz İngilizcesinde remand in custody, Amerikan ve uluslararası metinlerde pretrial detention olarak karşılanır. Bu ikisini karıştırmak, bu alandaki en yaygın çeviri hatalarından biridir.

Suspect, accused ve defendant arasındaki fark nedir?

Suspect, polisin bir suçu işlemiş olabileceğini düşündüğü ve henüz hakkında resmi suçlama yöneltilmemiş kişidir. Suçlama yöneltildikten sonra kişi the accused, mahkemede ise the defendant olarak anılır. Türk ceza muhakemesi de benzer bir ayrım yapar: soruşturma evresinde şüpheli, iddianamenin kabulünden sonra ise sanık.

'Not guilty' ile 'innocent' aynı anlama mı gelir?

Tam olarak değil. Not guilty kararı, iddia makamının suçlamayı makul şüphenin ötesinde ispatlayamadığı anlamına gelir; mahkeme kişinin masum olduğunu ilan etmez. Gündelik dilde innocent denir, ancak hakimler ve avukatlar not guilty ve acquitted ifadelerini kullanır.

Ceza hukuku İngilizcesi İngiltere'de ve ABD'de farklı mı?

Temel kavramlar ortaktır, ancak yazım ve kelime dağarcığı farklıdır. İngiliz metinleri offence ve defence yazar; remand, Crown Prosecution Service ve Crown Court gibi terimler kullanır. Amerikan metinleri offense ve defense yazar; felony, misdemeanor, district attorney ve plea bargain terimlerine çok daha sık yer verir. Çalıştığınız belgelere göre bir üslup seçin ve tutarlı olun.

Ceza hukuku kelimelerini nasıl etkili biçimde öğrenebilirim?

Haberlerde bir davayı ilk ihbardan cezanın açıklanmasına kadar takip edin. Duruşma haberleri bu terimleri tam da bağlamı içinde kullanır; aynı davayı birkaç hafta boyunca okumak, kelimelerin yakalamadan hükme kadar nasıl değiştiğini gösterir. Buna mahkemelerin ve savcılıkların yayımladığı kısa kararları ve resmi rehberleri ekleyin; okuduklarınızı beş cümlelik İngilizce özetlerle kendiniz yazın.

Seviyene uygun okumayla pekiştir

Yeni kelimelerin kalıcı olmasının en hızlı yolu seviyene uygun metin okumaktır. Seviyene göre ücretsiz İngilizce kitaplar:

Bu sayfa İngilizce öğrenenler için kelime açıklaması içerir; hukuki tavsiye değildir.