Sosyoloji İngilizcesi: 100 Temel Terim ve Anlamları
Sosyoloji dergilerinin, klasik kuram metinlerinin ve uluslararası kongrelerin büyük bölümü İngilizcedir; güncel tartışmaları takip etmek isteyen öğrencilerin bu dilin terimlerine erkenden alışması gerekir. Bu sözlük; toplum, kültür ve toplumsal yapıdan sınıf, toplumsal cinsiyet, göç, kent yaşamı ve araştırma yöntemlerine, Durkheim, Weber, Marx ve Bourdieu gibi düşünürlerin kavramlarına kadar sosyoloji öğrencilerinin ilk karşılaştığı kelimeleri Türkçe karşılıkları ve derslerden, seminerlerden ve saha çalışmalarından alınmış örneklerle bir araya getirir. Ayrıca class, power, deviance ve community gibi gündelik anlamı sosyolojik anlamından farklı olan kelimelere de dikkat çeker.
- 100 terim
- 10 konu
- 57 temel terim
- 200 örnek cümle
Toplum ve Kültür
Ortak bir toprak parçasında yaşayan, birbiriyle etkileşim içinde olan ve kurumları, kuralları ve bir ölçüde ortak bir kültürü paylaşan geniş insan topluluğu.
Bir insan grubunun öğrendiği ve kuşaktan kuşağa aktardığı ortak inançlar, değerler, normlar, dil, pratikler ve maddi nesnelerin bütünü.
Bireylerin içinde yaşadıkları toplumun normlarını, değerlerini, dilini ve rollerini öğrenerek o toplumun bir üyesi haline geldiği, ömür boyu süren süreç.
Belirli bir durumda insanların nasıl davranmasının beklendiğine dair yazılı ya da yazısız kural; uyulduğunda onay görür, çiğnendiğinde yaptırımla karşılaşır.
Bir toplumda neyin iyi, doğru, önemli ya da arzu edilir olduğuna dair yaygın biçimde paylaşılan ve insanların seçimlerine ve uydukları normlara yön veren inançlar.
Kişinin kim olduğuna dair duygusu; hem kendini nasıl gördüğüyle hem de ait olduğu ya da dahil edildiği ulus, sınıf, toplumsal cinsiyet veya din gibi toplumsal gruplarla biçimlenir.
Daha geniş bir toplumun içinde yer alan; üyeleri kendine özgü bazı değerleri, normları, tarzları ya da etkinlikleri paylaşırken genel kültüre de katılmayı sürdüren grup.
Başka kültürleri kendi kültürünün ölçütleriyle değerlendirme ve kendi grubunun yaşam biçimini olağan ya da üstün kabul etme eğilimi.
Bir kültürün inanç ve pratiklerinin başka bir kültürün ölçütleriyle yargılanmak yerine kendi bağlamı içinde anlaşılması gerektiği ilkesi.
Sınıf, Tabakalaşma ve Eşitsizlik
Gelir, servet, meslek ve eğitim gibi açılardan benzer bir ekonomik konuma ve çoğu zaman benzer yaşam şanslarına sahip geniş insan grubu.
Bir toplumun insan gruplarını katmanlar halinde sıralaması ve böylece bazı grupların diğerlerinden daha fazla servete, güce ve saygınlığa sahip olması.
Bireyler ya da gruplar arasında gelir, eğitim, sağlık ya da güç gibi kaynaklara, fırsatlara, haklara ve ödüllere eşit olmayan biçimde erişilmesi.
Bireylerin ya da grupların toplumsal hiyerarşideki konumlar arasında yer değiştirmesi; örneğin işçi sınıfından bir ailenin çocuğunun profesyonel bir mesleğe girmesi.
Marksist kuramda fabrikalar, toprak ve sermaye gibi üretim araçlarına sahip olan ve başkalarının emeğinden elde edilen kazançla geçinen kapitalist sınıf.
Marksist kuramda üretim araçlarına sahip olmayan ve geçinebilmek için emeğini ücret karşılığında satmak zorunda olan işçi sınıfı.
Çoğunlukla ücret karşılığında kol emeğine dayalı, rutin ya da hizmet işlerinde çalışan; genellikle daha az gelire, iş güvencesine ve işi üzerinde denetime sahip insanlardan oluşan toplumsal sınıf.
İşçi sınıfı ile üst sınıf arasında yer alan; genellikle profesyonel, yönetsel ve büro işleri, yükseköğretim ve orta düzeyde servetle ilişkilendirilen toplumsal sınıf.
İnsanların temel ihtiyaçlarını karşılamaya ya da içinde yaşadıkları toplumun olağan yaşamına katılmaya yetecek paraya veya kaynağa sahip olmaması durumu.
İnsanlara toplumda, özellikle de okulda avantaj sağlayan bilgi, beğeniler, konuşma biçimleri ve eğitim belgeleri gibi parasal olmayan kaynaklar.
İnsanların toplumsal ağları ve ilişkileri aracılığıyla erişebildiği bilgi, destek, güven ve işe yarar bağlantılar gibi kaynaklar.
Bir kişinin ya da ailenin gelir, eğitim ve mesleğin birlikte değerlendirilmesiyle ölçülen toplumsal konumu.
Toplumsal cinsiyet, ırk, sınıf ve engellilik gibi toplumsal kategorilerin birbiriyle kesiştiği ve bu nedenle insanların bir araya gelen, kendine özgü avantaj ya da dezavantaj biçimleri yaşadığı fikri.
Bireylerin ya da grupların çalışma hayatı, eğitim, konut, hizmetler ya da siyasal yaşam gibi alanlarda topluma tam olarak katılımının engellenmesi durumu.
Aile, Toplumsal Cinsiyet ve Yaşam Seyri
Kan bağı, evlilik, birliktelik ya da evlat edinme yoluyla birbirine bağlı olan, genellikle aynı evi, kaynakları ve çocuk yetiştirme sorumluluğunu paylaşan insan grubu.
Bir toplumun kadın ya da erkek olmaya yüklediği roller, davranışlar ve kimlikler; 'sex' kelimesinin anlattığı biyolojik farklılıklardan ayrı bir kavramdır.
İki ebeveyn ve bakmakla yükümlü oldukları çocuklardan oluşan ve aynı hanede birlikte yaşayan aile.
Anne, baba ve çocukların yanı sıra büyükanne, büyükbaba, hala, teyze, amca, dayı ya da kuzenler gibi akrabaları da kapsayan ve birlikte yaşayan veya yakın gündelik ilişki sürdüren aile.
Bir toplumun kadınlar ya da erkekler için uygun gördüğü ve genellikle toplumsallaşma yoluyla öğrenilen davranışlar, görevler ve tutumlar bütünü.
Erkeklerin aile, ekonomi, siyaset ve diğer kurumlarda gücün ve otoritenin büyük bölümünü elinde tuttuğu toplumsal sistem.
Soy, evlilik ya da evlat edinmeye dayanan insanlar arası ilişkiler ağı ve bu ilişkilerin beraberinde getirdiği kurallar ve yükümlülükler.
İnsanların hayatları boyunca geçtiği eğitim, çalışma, birliktelik, ebeveynlik ve emeklilik gibi evreler ve geçişler dizisi; toplum ve tarih tarafından biçimlendirildiği kabul edilir.
Göç, Irk ve Etnisite
Ortak soy, dil, din, gelenekler ya da ortak bir tarih duygusu gibi unsurlara dayanan, paylaşılan kültürel kimlik.
İnsanların iş, aile, eğitim ya da güvenlik gibi nedenlerle bir ülke içinde veya ulusal sınırların ötesinde yaşamak üzere bir yerden başka bir yere gitmesi.
İnsanları ten rengi gibi algılanan fiziksel farklılıklara göre gruplara ayıran ve sosyologların biyolojik değil toplumsal bir kategori olarak ele aldığı sınıflandırma biçimi.
Etnik kökeni, dini, dili ya da paylaştığı başka bir özellik nedeniyle bir toplumdaki baskın gruba göre daha az güce, statüye veya kaynaklara erişime sahip grup.
İnsanlara toplumsal cinsiyet, etnik köken, yaş, din ya da engellilik gibi belirli bir gruba ait oldukları için haksız ya da farklı davranılması.
Bir grubun tüm üyelerinin özelliklerine dair, bireysel farklılıkları göz ardı eden, basitleştirilmiş, katı ve çoğu zaman olumsuz inanç.
Bir azınlık ya da göçmen grubun, çoğunluk toplumunun kültürünü, dilini ve geleneklerini zamanla benimseyerek ondan giderek daha az ayırt edilir hale gelmesi süreci.
Birden fazla kültürel ya da etnik grubun aynı toplumda bir arada yaşaması ve bu grupların farklılıklarının tanınmasını ve onlara saygı gösterilmesini destekleyen politika veya düşünceler.
Asıl anavatanının dışında, çoğu zaman birden fazla ülkeye dağılmış olarak yaşayan ve anavatanla kültürel, duygusal ya da ekonomik bağlarını sürdüren nüfus.
Kentleşme ve Topluluk
Bir ülke nüfusunun giderek artan bir bölümünün kasaba ve şehirlerde yaşamaya başlaması ve bunun beraberinde getirdiği toplumsal değişimler.
Bir yeri, bir kimliği ya da ortak çıkarları paylaşan ve aidiyet ile karşılıklı bağ duygusu taşıyan insan grubu.
Daha varlıklı sakinlerin ve işletmelerin düşük gelirli bir kentsel bölgeye taşınarak mülk fiyatlarını yükseltmesi ve çoğu zaman bölgenin eski sakinlerini yerinden etmesi süreci.
İnsanların, konutların ve işletmelerin şehir merkezlerinden kentin çevresindeki dış alanlara taşınması ve geniş konut banliyölerinin oluşması süreci.
Bir toplumdaki ya da topluluktaki insanların kendilerini birbirine ne ölçüde bağlı hissettiği, birbirine ne kadar güvendiği ve ortak bir aidiyet ve amaç duygusunu ne ölçüde paylaştığı.
Toplumsal grupların yasal olarak ya da fiilen birbirinden ayrılması ve farklı mahalleler veya okullar gibi farklı yerlerde yaşaması, eğitim görmesi ya da çalışması.
Sapma ve Toplumsal Denetim
Bir grubun ya da toplumun normlarını çiğneyen ve yasaya aykırı olsun ya da olmasın onaylanmama veya cezayla karşılanan davranış, inanç ya da özellikler.
Bir toplumun insanları normlarına uymaya teşvik ettiği ve sapmayı caydırdığı, yasalar ve polisten dedikodu ve onaylamamaya kadar uzanan resmi ve resmi olmayan yollar.
Bir özelliğe, duruma ya da kimliğe yapıştırılan ve başkalarının o kişiyi daha az kabul edilebilir ya da daha az 'normal' görmesine yol açan utanç damgası.
Sapmanın, güç sahibi kişilerin belirli eylemleri ya da bireyleri başarılı biçimde sapkın olarak etiketlemesiyle ortaya çıktığını ve etiketlenen kişinin zamanla bu kimliği benimseyebileceğini savunan kuram.
Bir grubun ya da davranışın, çoğunlukla medya tarafından toplumun değerlerine yönelik ciddi bir tehdit olarak sunulmasıyla ortaya çıkan yoğun ve çoğu zaman abartılı kamusal tepki.
Kuramlar ve Düşünürler
Kişisel deneyimlerle daha geniş toplumsal güçler arasındaki bağı görebilme ve böylece özel sıkıntıları kamusal sorunlar olarak anlayabilme yetisi.
Toplumu, her biri bütünün istikrarını korumaya yardımcı olan bir işlevi yerine getiren, birbirine bağlı parçalardan oluşan bir sistem olarak gören kuramsal yaklaşım.
Toplumu, sınıflar, toplumsal cinsiyetler ya da etnik gruplar gibi eşit olmayan güç ve kaynaklara sahip gruplar arasındaki mücadelelerin biçimlendirdiğini savunan kuramlar bütünü.
İnsanların dil ve jestler gibi semboller aracılığıyla gündelik etkileşim içinde anlamları nasıl ürettiğini ve paylaştığını inceleyen kuramsal yaklaşım.
Bireylerin, toplumsal yapının koyduğu sınırlara rağmen bağımsız hareket edebilme, kendi seçimlerini yapabilme ve koşullarını değiştirebilme kapasitesi.
Durkheim sosyolojisinde, bireylerin dışında var olan ve onlar üzerinde baskı uygulayan eylem, düşünme ya da hissetme biçimi; yasalar, gelenekler ya da intihar oranları gibi.
Genellikle hızlı toplumsal değişim dönemlerinde, davranışlara yön veren normların zayıfladığı, belirsizleştiği ya da çelişkili hale geldiği ve insanların yönsüz kaldığı durum.
Marx'ın kuramında, kapitalizm altında işçilerin emeklerinin ürünlerinden, üretim sürecinden, diğer insanlardan ve kendi insani potansiyellerinden kopması.
Toplumun nasıl işlediğini ve nasıl işlemesi gerektiğini açıklayan ve çoğu zaman belirli bir grubun çıkarlarını destekleyen fikirler ve inançlar bütünü.
Bourdieu'nün kuramında, insanların toplumsal geçmişlerinden edindiği ve genellikle sorgulamadan benimsediği köklü alışkanlıklar, beğeniler, eğilimler ve dünyayı algılama biçimleri.
Bir grubun, değerleri ve fikirleri başkaları tarafından sağduyu olarak benimsendiğinde ortaya çıkan ve esas olarak rızaya dayanan önderliği ya da egemenliği.
Bir toplumsal olgunun tipik özelliklerini bir araya getiren ve araştırmacıların gerçek örnekleri karşılaştırmak için ölçüt olarak kullandığı yalınlaştırılmış model.
Kadınlar ile erkekler arasındaki eşitsizliği ve toplumsal cinsiyetin toplumsal yaşamı nasıl biçimlendirdiğini inceleyen ve bu eşitsizliği sorgulayan toplumsal kuramlar ve hareketler bütünü.
Toplumsal cinsiyet rolleri, çocukluk ya da ırk gibi doğal ya da apaçık kabul ettiğimiz pek çok şeyin aslında insanlar tarafından ortak anlamlar ve pratikler aracılığıyla yaratıldığı ve sürdürüldüğü fikri.
Araştırma Yöntemleri
İnsanların deneyimlerini, anlamlandırmalarını ve bakış açılarını derinlemesine anlamak için görüşme, gözlem ve metin gibi sayısal olmayan veriler toplayan araştırma.
Genellikle geniş örneklemlerden sayısal veri toplayan ve örüntüleri ölçmek, değişkenler arasındaki ilişkileri sınamak için istatistik kullanan araştırma.
Karşılaştırılabilir veri toplamak için bir grup insana anket formu ya da yapılandırılmış görüşme aracılığıyla aynı soruları soran araştırma yöntemi.
Araştırmacının bir grubun içinde uzun süre bulunarak gündelik yaşamını gözlemlediği ve bu yaşama katıldığı, grubun kültürünü içeriden betimlemeyi amaçlayan araştırma yaklaşımı.
Araştırmacının incelediği grubun etkinliklerine katılırken bir yandan da olup biteni gözlemleyip kaydettiği araştırma yöntemi.
Araştırmacının sırasını değiştirebildiği, yeniden ifade edebildiği ya da ek sorularla derinleştirebildiği önceden hazırlanmış konu veya sorulara dayanan ve katılımcıların kendi sözleriyle yanıt vermesine olanak tanıyan görüşme.
Araştırmacının inceleyip sonuç çıkarabilmesi için daha büyük bir evrenden daha küçük bir kişi ya da vaka grubunun seçilmesi süreci.
Yaş, gelir, eğitim düzeyi ya da tutum gibi bir vakadan diğerine farklı değerler alabilen ve araştırmacıların ölçüp karşılaştırdığı özellik.
İki ya da daha fazla değişken arasında bir ilişki öngören, veriler toplanmadan önce yazılan ve ardından kanıtlarla desteklenen ya da reddedilen sınanabilir önerme.
Toplumsal sınıf ya da güven gibi soyut bir kavramı, örneğin belirli anket sorularıyla gözlemlenebilir ve ölçülebilir bir şeye dönüştürmek.
Bir araştırma yönteminin ya da ölçümün gerçekten ölçtüğünü iddia ettiği şeyi yakalama ve incelenen toplumsal gerçekliğin doğru bir resmini verme derecesi.
Bir araştırma yönteminin başka bir araştırmacı tarafından ya da başka bir zamanda aynı koşullar altında tekrarlandığında tutarlı sonuçlar verme derecesi.
Çalışmanın amaçları, yöntemleri, riskleri ve çekilme hakkı konusunda açıkça bilgilendirilmiş bir katılımcının araştırmaya katılmayı özgür iradesiyle kabul etmesi.
Bir araştırmacının yönettiği, genellikle altı ila on kişiden oluşan ve katılımcıların görüşlerini, deneyimlerini ve bir konuyu birlikte nasıl konuştuklarını keşfetmeyi amaçlayan grup tartışması.
Bir kişi, örgüt, topluluk ya da olay gibi belirli bir vakanın, onu derinlemesine anlamak için çoğu zaman birden fazla yöntem kullanılarak ayrıntılı biçimde incelenmesi.
Resmi istatistikler, daha önce yapılmış anketler, arşivler ya da medya metinleri gibi başka biri tarafından toplanmış ve bir araştırmacının yeni bir amaçla yeniden kullandığı veriler.
Kütüphane ya da ofis yerine insanların yaşadığı ve çalıştığı gerçek ortamlarda, yerinde gözlem yapılarak, görüşmeler gerçekleştirilerek ve malzeme toplanarak yürütülen araştırma.
Bir anketteki, anket formundaki ya da görüşmedeki soruları yanıtlayan kişi.
Mini test: bu terimleri biliyor musun?
Bu sözlükten 10 soru. Her terimin doğru Türkçe karşılığını seç, puanını gör.
Sosyoloji İngilizcesi nasıl öğrenilir?
- Her kavramı, geldiği düşünür ve kuramla birlikte öğrenin: anomiyi Durkheim'la, ideal tipi Weber'le, yabancılaşmayı Marx'la, habitusu Bourdieu'yle. Sınav sorularında ve ödevlerde bu eşleştirmeler neredeyse her zaman karşınıza çıkar.
- Her hafta makale özetleri, klasik eserlerden İngilizce kısa bölümler ve yayımlanmış etnografiler gibi alanınızdan gerçek metinler okuyun; 'drawing on Bourdieu', 'the data suggest' ya da 'semi-structured interviews were conducted' gibi kalıpları not edin.
- Hem gündelik hem de daha dar bir sosyolojik anlamı olan kelimelere dikkat edin: class, power, culture, norm, deviance ve community gibi. Ödevlerde sosyolojik anlamı kullanın ve kavramı ilk geçtiği yerde tanımlayın.
- Kelimeleri aile halinde öğrenin: socialise, socialisation, social, sociable; urban, urbanise, urbanisation gibi. İngiliz metinlerinde -isation, Amerikan metinlerinde -ization yazıldığına dikkat edin.
- Sesli pratik yapın: Bir kuramı iki dakikada anlatın ya da bir araştırmanın sorusunu, yöntemini ve temel bulgusunu seminerdeymiş gibi İngilizce sunun.
Sıkça sorulan sorular
Sosyoloji İngilizcesi kelimelerini nasıl etkili biçimde öğrenebilirim?
Alfabetik sırayla değil konu konu çalışın ve her kavramı birlikte kullanıldığı fiil ve sıfatlarla öğrenin ('reproduce inequality', 'challenge a norm', 'upward social mobility'). Makale özetleri, İngilizce ders kitabı bölümleri ve klasik eserlerden kısa alıntılar gibi gerçek metinleri düzenli okuyun; yeni kelimeleri ödev yazarken ya da seminer için okuma özeti hazırlarken kullanın. Her gün biraz çalışmak, sınavdan önceki uzun bir oturumdan daha etkilidir.
Sosyolojide sex ile gender arasındaki fark nedir?
Sosyolojide sex genellikle biyolojik özellikleri, gender ise bir toplumun kadın ya da erkek olmaya yüklediği rolleri, beklentileri ve kimlikleri ifade eder. Sosyologlar bu beklentilerin nasıl öğrenildiğini, kültürden kültüre nasıl farklılaştığını ve zamanla nasıl değiştiğini incelerken gender kavramını kullanır. Türkçede sex genellikle cinsiyet ya da biyolojik cinsiyet, gender ise toplumsal cinsiyet olarak çevrilir.
Social kelimesini toplumsal diye mi çevirmeliyim, sosyal diye mi?
İkisi de doğrudur ve Türk sosyolojisinde yaygın olarak kullanılır. Akademik metinlerde çoğunlukla toplumsal tercih edilir (toplumsal yapı, toplumsal cinsiyet, toplumsal hareket); sosyal ise yerleşik ifadelerde daha yaygındır (sosyal sermaye, sosyal politika, sosyal medya). Takip ettiğiniz ders kitabının ya da dersin kullanımına uyun ve aynı metin içinde tutarlı olun.
Nitel ve nicel araştırma arasındaki fark nedir?
Nicel araştırma, genellikle anketler ya da resmi istatistikler aracılığıyla geniş örneklemlerden sayısal veri toplar ve değişkenler arasındaki örüntüleri ve ilişkileri arar. Nitel araştırma ise görüşme, odak grup ya da etnografi gibi yollarla sözlü veri, gözlem ve görsel malzeme toplar; anlamları ve deneyimleri derinlemesine anlamayı amaçlar. Pek çok çalışma ikisini birleştirir; buna karma yöntem (mixed methods) denir.
Klasik sosyologların adları İngilizcede nasıl telaffuz edilir?
İngilizce konuşanlar genellikle özgün dildeki telaffuza yakın kalır. Durkheim kabaca 'dürkhaym', Weber 'veybır' (bazıları 'webır' der), Bourdieu 'burdiyö', Goffman 'gofmın' gibi okunur. Marx ise sadece 'marks' diye söylenir. Bu adları doğru söylemenin en hızlı yolu, kayıtlı derslerde nasıl telaffuz edildiklerini dinlemektir.
İlgili alanlar
Seviyene uygun okumayla pekiştir
Yeni kelimelerin kalıcı olmasının en hızlı yolu seviyene uygun metin okumaktır. Seviyene göre ücretsiz İngilizce kitaplar:
