Felsefe İngilizcesi: 100 Temel Terim ve Anlamları
İngilizce, günümüz felsefesinin başlıca çalışma dilidir: Dergilerin, ansiklopedilerin ve kongrelerin çoğu İngilizcedir; Platon, Descartes, Kant ya da Sartre gibi düşünürlerin klasik metinleri de yaygın olarak İngilizce çevirileri üzerinden okunur ve tartışılır. Bu sözlük, argüman, öncül ve geçerlilikten etik, epistemoloji, metafizik, siyaset felsefesi ve zihin felsefesine kadar felsefe öğrencilerinin ve okurlarının ilk karşılaştığı terimleri Türkçe karşılıkları ve seminerlerden, ödevlerden, ders kitaplarından alınmış örneklerle bir araya getirir. Ayrıca mantıktaki valid ile sound ayrımı, argument kelimesinin gündelik anlamı ve a priori, ad hominem gibi Latince ifadeler gibi Türkçe konuşanları yanıltan noktalara dikkat çeker.
- 100 terim
- 10 konu
- 48 temel terim
- 200 örnek cümle
Temel Kavramlar
Bilgi, gerçeklik, değerler, zihin ve akıl yürütme hakkındaki en temel soruları deneyden çok titiz argümanlar yoluyla inceleyen disiplin.
Gerçek bir deney yapmadan bir kuramı sınamak ya da sezgilerimizi açığa çıkarmak için kurgulanan hayali senaryo.
İnsanın mantıklı düşünme, sonuç çıkarma ve neyin doğru ya da yerinde olduğuna karar verme yetisi; ayrıca bir inancı ya da eylemi destekleyen gerekçe.
Tam bir argümanla destekleyemesek de bize hemen doğru görünen yargı; felsefede çoğunlukla bir kanıt olarak kullanılır.
Bir şeyi, genellikle bir argümana temel oluşturmak ya da bir şeyi açıklamak için, önce kanıtlamadan doğru ya da var olarak ortaya koymak.
Doğru görünen öncüllerden yola çıkıp geçerli görünen bir akıl yürütmeyle yanlış ya da çelişkili görünen bir sonuca varan argüman.
Mantık ve Argüman
Bazı önermelerin (öncüllerin) başka bir önermeyi (sonucu) kabul etmek için gerekçe olarak sunulduğu önermeler dizisi.
Bir argümanda gerekçe olarak öne sürülen ve sonucun kendisinden çıkması beklenen önerme.
Bir argümanın kanıtlamaya çalıştığı ve kendisine götüren öncüllerle desteklenen önerme.
Doğru akıl yürütmenin, özellikle hangi sonuçların hangi öncüllerden neden çıktığının incelenmesi.
Biçimi gereği, bütün öncülleri doğruysa sonucunun da zorunlu olarak doğru olduğu argüman için kullanılır.
Hem geçerli olan hem de bütün öncülleri doğru olan, bu yüzden sonucunun doğruluğu garanti altında olan tümdengelimli argüman için kullanılır.
Birinin doğru olarak öne sürdüğü ve savunmaya hazır olduğu ifade; çoğu zaman bir yazının ya da argümanın desteklemeye çalıştığı ana nokta.
Bir iddiaya, kurama ya da argümana karşı ileri sürülen ve onun yanlış, belirsiz ya da zayıf desteklenmiş olabileceğini gösteren gerekçe.
Genel bir iddianın ya da tanımın yanlış olduğunu gösteren somut durum; ayrıca öncülleri doğru, sonucu yanlış olup bir argüman biçiminin geçersizliğini gösteren örnek.
Sonucun öncüllerden zorunlu olarak çıkmasının amaçlandığı, böylece doğru öncüllerin doğru bir sonucu garanti ettiği akıl yürütme.
Gözlemlenen durumlardan genel bir sonuca ya da bir öngörüye varan, öncüllerin sonucu kesin değil ama olası kıldığı akıl yürütme.
Bir ya da daha fazla önermeden başka bir önermeye geçme işlemi; ayrıca bu işlemin sonunda varılan önerme.
Bir şeyin doğru olması ya da gerçekleşmesi için mutlaka sağlanması gereken, ama tek başına yeterli olmayabilen koşul.
Sağlandığında bir şeyin doğru olmasını ya da gerçekleşmesini garanti eden koşul; o şey başka yollarla da gerçekleşebilir.
Mantıkta, yalnızca biçimi sayesinde her olası durumda doğru olan önerme; örneğin 'Ya yağmur yağıyor ya da yağmur yağmıyor'.
Her biri iki kategoriyi birbirine bağlayan iki öncül ve bir sonuçtan oluşan argüman; örneğin 'Bütün insanlar ölümlüdür; Sokrates bir insandır; öyleyse Sokrates ölümlüdür'.
Geçerli bir çıkarım kuralı: 'P ise Q' ve 'P' önermelerinden 'Q' sonucuna varılabilir.
Hiçbir şekilde doğru olamayacak önerme ya da önermeler çifti; örneğin bir şeyin hem böyle olduğunu hem de böyle olmadığını ileri sürmek.
Bir şeyi mantıksal olarak zorunlu kılmak: A, B'yi gerektiriyorsa A'nın doğru olduğu her durumda B de doğru olmak zorundadır.
Safsatalar
Öncüller sonucu gerçekte desteklemediği halde argümanı ikna edici gösteren yaygın akıl yürütme hatası.
Argümanın kendisi yerine onu ortaya koyan kişiye, örneğin karakterine ya da niyetlerine saldırmaya dayanan safsata.
Karşı tarafın görüşünü olduğundan daha zayıf ya da aşırı biçimde sunup ardından bu kolay hedefe saldırmaya dayanan safsata.
Bir argümanın kanıtlaması gereken sonucu açıkça ya da örtük biçimde baştan varsaymasına dayanan safsata.
Atılacak küçük bir adımın kaçınılmaz olarak felaketle biten bir olaylar zincirine yol açacağını öne süren argüman; zincir gerekçelendirilmediğinde safsatadır.
Aslında başka seçenekler de varken yalnızca iki seçeneği tek olasılıklarmış gibi sunan safsata.
Bir iddiayı yalnızca bir otorite figürü öyle söylediği için doğru kabul eden safsata; özellikle o kişi söz konusu alanda uzman değilse.
Bir tartışmaya kasıtlı ya da kasıtsız biçimde sokulan ve dikkati asıl meseleden uzaklaştıran konu dışı nokta.
Bir olay diğerinden sonra gerçekleşti diye, öncekinin sonrakine neden olmuş olması gerektiğini varsayan safsata.
Çok az sayıda ya da temsil gücü olmayan örnekten genel bir sonuç çıkarmaya dayanan safsata.
Epistemoloji (Bilgi Felsefesi)
Bilginin ne olduğunu, nasıl edinildiğini, inançların nasıl gerekçelendirildiğini ve bilgimizin nereye kadar uzanabildiğini inceleyen felsefe dalı.
Bir şeyin böyle olduğunu bilme durumu; geleneksel olarak doğru ve uygun biçimde gerekçelendirilmiş inanç diye tanımlanır, ancak bu tanım tartışmalıdır.
Gerçekten doğru olsun ya da olmasın, iyi gerekçelere dayansın ya da dayanmasın, bir şeyi doğru kabul etme zihinsel durumu.
Bir inancı benimsemeyi rasyonel kılan gerekçeler ya da kanıtlar; ayrıca bir inancın yeterince desteklendiğinde sahip olduğu özellik.
Bir önermenin ya da inancın, şeylerin gerçekte olduğu duruma uyduğunda sahip olduğu özellik; bu uyumun tam olarak neden ibaret olduğu filozoflar arasında tartışmalıdır.
Deneyime dayanmayan bilgi ya da gerekçelendirme için kullanılır; örneğin bütün bekarların evlenmemiş olduğunu ya da 7 + 5 = 12 olduğunu bilmek.
Deneyime ya da gözleme dayanan bilgi veya gerekçelendirme için kullanılır; örneğin suyun deniz seviyesinde 100°C'de kaynadığını bilmek.
Belirli bir alanda bilgiye sahip olmadığımızı ya da olamayacağımızı savunan görüş; ayrıca iddialardan, yeterince gerekçelendirilene kadar kuşku duyma yöntemi.
Saf akıl yürütmeye ya da kurama değil, gözleme, deneyime ya da deneye dayanan.
Metafizik
Gerçekliğin temel doğasını, yani neyin var olduğunu, şeylerin ne olduğunu ve zaman, neden, özdeşlik, olanak gibi kavramları inceleyen felsefe dalı.
Gerçek olma ya da var olma durumu, yokluğun karşıtı; varoluşçulukta ayrıca insanın somut yaşamı anlamına gelir.
Olası farklı eylemler arasında, yaptıklarımızdan gerçekten sorumlu tutulmamızı sağlayacak şekilde seçim yapabilme yetisi.
İnsan seçimleri de dahil olmak üzere her olayın, önceki nedenler ve doğa yasalarıyla birlikte belirlendiğini savunan görüş.
Metafiziğin, neyin var olduğunu ve nesneler, özellikler, olaylar ya da sayılar gibi temel varlık türlerini inceleyen kısmı.
Bir olayın ya da durumun başka birini meydana getirdiği, neden ile sonuç arasındaki ilişki.
Beden ve zihindeki değişimlere rağmen bir kişiyi farklı zamanlarda aynı kişi yapan şeyin ne olduğu sorusu.
Metafizikte, başka bir şeyin özelliği olmayıp kendi başına var olan ve özellikler taşıyan şey.
Bir şeyi o şey yapan, onlar olmadan o türden bir şey olmayacağı özellikler bütünü.
Etik ve Ahlak Felsefesi
Doğru ile yanlışı, iyi ile kötüyü, nasıl yaşamamız ve birbirimize nasıl davranmamız gerektiğini inceleyen felsefe dalı.
İnsanların ya da toplumların benimsediği doğru ve yanlış davranışa ilişkin ilkeler; ayrıca bir eylemin ahlaken doğru ya da yanlış olma niteliği.
Doğru eylemin, etkilenen herkes için toplamda en fazla mutluluğu ya da iyiliği üreten eylem olduğunu savunan etik kuram.
Bazı eylemlerin, sonuçları ne olursa olsun, ödevler ya da kurallar nedeniyle kendi içinde doğru ya da yanlış olduğunu savunan etik kuramlar ailesi.
Etiği kurallar ya da sonuçlar yerine iyi karakter ve cesaret, dürüstlük, pratik bilgelik gibi erdemler üzerinden ele alan yaklaşım.
Bir eylemin doğru ya da yanlış olmasının yalnızca sonuçlarına bağlı olduğunu, dolayısıyla en iyi eylemin en iyi sonucu doğuran eylem olduğunu savunan görüş.
Doğruluğun, bilginin ya da ahlaki doğruluğun mutlak olmayıp bir kültüre, kişiye ya da çerçeveye bağlı olduğunu savunan görüş.
Şeylerin gerçekte nasıl olduğunu betimlemekten çok nasıl olması gerektiğiyle, neyin iyi, doğru ya da makul olduğuyla ilgili.
Hangi eylemlerin doğru olduğunu değil, ahlaki iddiaların ne anlama geldiğini, doğru ya da yanlış olup olamayacaklarını ve bunları nasıl bilebileceğimizi soran etik dalı.
Herhangi bir kişinin ya da kültürün onlar hakkında ne düşündüğünden bağımsız olarak geçerli olan nesnel ahlaki olguların bulunduğunu savunan metaetik görüş.
Siyaset Felsefesi
Siyasi otoritenin ya da ahlak kurallarının, akıl sahibi insanların karşılıklı yarar için kabul edeceği ya da kabul etmiş olduğu bir anlaşmaya dayandığı için meşru olduğu düşüncesi.
İnsanlara adil ve hak ettikleri biçimde davranılması; özellikle bir toplumun hakları, ödevleri, nimetleri ve cezaları nasıl dağıttığıyla ilgili kavram.
Özellikle devletten ya da başkalarından gelen haksız müdahale olmadan hareket edebilme ve seçim yapabilme durumu.
İnsanların hiçbir hükümet ya da siyasi otorite olmadan yaşadığı varsayılan durum; devlete neden ihtiyaç duyduğumuzu açıklamak için kullanılır.
Siyasi gücün haklı olma niteliği; yani bu gücü elinde tutanların gerçekten yönetme hakkına sahip olması ve insanların ona uymak için gerekçelerinin bulunması.
İnsanların herhangi bir yasadan ya da hükümetten önce ve onlardan bağımsız olarak, yalnızca insan oldukları için sahip olduklarına inanılan haklar.
Bireysel özgürlüğü, eşit hakları ve devlet gücünün sınırlandırılmasını siyasal yaşamın merkezine koyan siyaset felsefesi geleneği.
Zihin Felsefesi
Deneyimlere sahip olma durumu, yani görmenin, hissetmenin ya da düşünmenin öznel olarak 'nasıl bir şey olduğunun' bulunması; ayrıca uyanık ve farkında olma hali.
Düşünceleri ve duygularıyla zihnin bedenle, özellikle de beyinle nasıl bir ilişki içinde olduğu sorusu.
Zihin ile bedenin temelde farklı türden şeyler olduğunu, dolayısıyla zihinsel durumların yalnızca fiziksel durumlardan ibaret olmadığını savunan görüş.
Var olan her şeyin fiziksel olduğunu ya da tamamen fiziksel olana dayandığını, dolayısıyla zihnin de nihayetinde fiziksel dünyanın bir parçası olduğunu savunan görüş.
Bilinçli deneyimin öznel nitelikleri; örneğin kırmızının kırmızılığının nasıl göründüğü ya da bir baş ağrısının onu yaşayan kişiye nasıl hissettirdiği.
Zihinsel durumların bir şey hakkında olma ya da bir şeye yönelme özelliği; örneğin bir inanç bir olgu hakkındadır, bir arzu ise bir nesneye yöneliktir.
Zihinsel bir durumun neyden yapıldığıyla değil, ne yaptığıyla, yani girdiler, diğer zihinsel durumlar ve davranış arasındaki nedensel rolüyle tanımlandığını savunan görüş.
Beyindeki fiziksel süreçlerin hiçbir iç deneyim olmadan işlemek yerine neden ve nasıl öznel bir deneyime yol açtığını açıklama problemi.
Akımlar ve Ekoller
Bilgimizin tamamının ya da büyük kısmının yalnızca akıldan değil, duyular aracılığıyla deneyimden geldiğini savunan görüş.
Bilginin başlıca kaynağının duyu deneyimi değil akıl olduğunu ve bazı bilgilerin doğuştan ya da a priori olduğunu savunan görüş.
Bireysel varoluşu, özgürlüğü ve seçimi merkeze alan, insanların anlamı hazır bulmak yerine nasıl yaşadıklarıyla yarattığını savunan felsefi akım.
Deneyimin bilince göründüğü haliyle yapılarını birinci şahıs bakış açısından inceleyen felsefi yöntem ve akım.
Gerçekliğin temelde zihinsel olduğunu ya da zihne bağlı olduğunu, dolayısıyla düşünceden ya da deneyimden tümüyle bağımsız bir dünya bulunmadığını savunan metafizik görüş.
Fikirlerin anlamının ve doğruluğunun pratik sonuçlarına ve deneyimde ne kadar işe yaradıklarına bağlı olduğunu savunan Amerikan felsefe akımı.
Erdemin tek gerçek iyi olduğunu ve denetleyemediğimiz şeyleri soğukkanlılıkla kabul etmemiz gerektiğini öğreten antik Yunan ve Roma okulu.
Yaşamın hiçbir anlamı, değeri ya da amacı olmadığını, daha dar anlamda ise hiçbir ahlaki doğrunun ya da bilginin bulunmadığını savunan görüş.
İngilizce konuşulan ülkelerin üniversitelerinde baskın olan, açık argümanı, mantıksal çözümlemeyi ve dile ve bilime yakından dikkat etmeyi öne çıkaran felsefe tarzı.
Kant ve Hegel'den bu yana başta Fransız ve Alman felsefesi olmak üzere fenomenoloji, varoluşçuluk, hermeneutik, eleştirel kuram ve postyapısalcılık gibi gelenekler için kullanılan geniş bir etiket.
Filozofların Temel Kavramları
Kant'ın en yüksek ahlak ilkesi: İsteklerinden ya da amaçlarından bağımsız olarak her akıl sahibi varlığı koşulsuz biçimde bağlayan buyruk.
Descartes'ın 'Düşünüyorum, öyleyse varım' argümanı; insanın düşündüğü sürece kendi varlığından şüphe edemeyeceğini göstermeyi amaçlar.
Platon'un, değişen fiziksel dünyanın ötesinde Güzellik ya da Adaletin kendisi gibi kusursuz, ölümsüz ve değişmez Formlar (idealar) bulunduğunu, şeylerin ise bunların ancak kusurlu kopyaları olduğunu savunan kuramı.
Bir dizi soru ve cevap yoluyla kişinin inançlarındaki çelişkileri açığa çıkaran ve onu daha açık düşünmeye yönelten inceleme yöntemi.
Aristoteles'in, bir erdemin biri aşırılık biri eksiklik olan iki kusur arasında yer aldığı düşüncesi; örneğin cesaret, korkaklık ile atılganlık arasındadır.
John Rawls'un, insanların toplumdaki kendi konumlarını, örneğin sınıflarını, yeteneklerini ya da cinsiyetlerini bilmeden adalet ilkelerini seçtiği düşünce deneyi.
Rousseau'nun, özel çıkarların toplamından farklı olarak ortak iyiyi hedefleyen, bütün olarak halkın paylaştığı irade düşüncesi.
Zihnin doğuşta hiçbir doğuştan fikir taşımayan boş bir levha gibi olduğu ve bütün içeriğinin deneyimden geldiği düşüncesi.
Gerektiğinden fazla varlık ya da neden varsaymamamız gerektiğini söyleyen ilke: Birbiriyle yarışan açıklamalar arasında işe yarayan en yalın açıklamayı tercih edin.
Karşıt görüşlerin çatışması yoluyla hakikate ulaşma yöntemi; Platon'un diyaloglarındaki soru-cevaptan Hegel'in fikirlerin çelişki yoluyla geliştiği anlayışına kadar uzanır.
Platon'un Devlet'te anlattığı, bir mağara duvarındaki gölgelerden başka bir şey görmeyen tutsakların öyküsü; eğitimin zihni görünüşlerden gerçek varlığa nasıl yönelttiğini göstermek için kullanılır.
Nietzsche'nin, canlıların temel dürtüsünün yalnızca hayatta kalmak ya da haz aramak değil, büyümek, direnci aşmak ve güçlerini ortaya koymak olduğu düşüncesi.
Mini test: bu terimleri biliyor musun?
Bu sözlükten 10 soru. Her terimin doğru Türkçe karşılığını seç, puanını gör.
Felsefe İngilizcesi nasıl öğrenilir?
- Terimleri karşıt çiftler halinde öğrenin, çünkü filozoflar onları birbirine göre tanımlar: valid ve sound, a priori ve a posteriori, deduction ve induction, necessary ve sufficient, descriptive ve normative.
- Her hafta ansiklopedi maddeleri, dergi makaleleri ve klasik eserlerin İngilizce çevirileri gibi gerçek felsefe metinleri okuyun; 'it follows that', 'one might object that', 'this begs the question' gibi argümanı kuran kalıpları not edin.
- Argümanları standart biçimde yeniden kurma alıştırması yapın: Öncülleri numaralandırın, sonucu yazın, ardından hangi öncülü neden reddedeceğinizi İngilizce olarak söyleyin.
- Yunanca ve Latince yapı taşlarını öğrenin (-ism, -ology, onto-, episteme, a priori, ad hominem, modus ponens): Bunlar onlarca terimin hem anlamını hem de telaffuzunu çözmenizi sağlar.
- Felsefede katı bir teknik anlam taşıyan gündelik kelimelerin (argument, valid, sound, claim, idealism, stoic gibi) bir listesini tutun ve ödev teslim etmeden önce bu listeye göz atın.
Sıkça sorulan sorular
Felsefe İngilizcesi kelimelerini nasıl etkili biçimde öğrenebilirim?
Alfabetik sırayla değil, konu konu (mantık, etik, epistemoloji vb.) çalışın ve her terimi tek başına bir kelime olarak değil, kısa bir argümanın ya da örneğin içinde öğrenin. Ansiklopedi maddeleri, giriş düzeyindeki ders kitapları ve klasik eserlerin İngilizce çevirileri gibi gerçek metinleri düzenli olarak okuyun, ardından yeni terimleri kullanarak birkaç cümle yazın. Okuduğunuz bir metni sınıf arkadaşlarınızla İngilizce olarak sesli tartışmak, kelimeleri yalnızca listeden çalışmaktan çok daha hızlı kalıcı hale getirir.
Geçerli (valid) argüman ile sağlam (sound) argüman arasındaki fark nedir?
Bir argüman, biçimi gereği doğru öncüllerin doğru bir sonuca götüreceğini garanti ediyorsa geçerlidir; bu, öncüllerin gerçekten doğru olup olmadığı hakkında hiçbir şey söylemez. Bir argüman hem geçerli hem de bütün öncülleri gerçekten doğruysa sağlamdır. Yani her sağlam argüman geçerlidir, ama yanlış bir öncülü olan geçerli bir argüman sağlam değildir.
Felsefede 'beg the question' ne anlama gelir?
Felsefede ve mantıkta bir argüman, kanıtlaması gereken şeyi üstü kapalı biçimde baştan varsayıyorsa beg the question yapmış olur. Gündelik İngilizcede ve gazetecilikte ise bu ifade sık sık 'şu soruyu akla getiriyor' anlamında kullanılır. Felsefe ödevinde ifadeyi yalnızca mantıksal anlamıyla kullanın; bir sorunun gündeme geldiğini söylemek istiyorsanız 'raises the question' deyin.
İlk önce hangi felsefe terimlerini öğrenmeliyim?
Her derste kullanıldığı için argümanların kelime dağarcığıyla başlayın: argument, premise, conclusion, claim, objection, counterexample, valid ve sound. Ardından ana dalların adlarını (ethics, epistemology, metaphysics, logic) ve bunların temel kavramlarını, örneğin knowledge, belief, justification, free will ve consciousness gibi terimleri öğrenin. Bu listenin ilk seviyesi tam olarak bunları kapsar.
Neden bazı felsefe terimlerinin birden fazla Türkçe karşılığı var?
Türkçe felsefe terimleri farklı dönemlerden gelir: Arapça kökenli eski kelimeler (cevher, kıyas), sonradan türetilen karşılıklar (töz, tasım, önsel) ve Avrupa dillerinden alınan kelimeler (empirizm, fenomenoloji). Çevirmenler ve bölümler farklı tercihler yaptığı için aynı kavram için deneycilik ve empirizm ya da kuşkuculuk ve septisizm gibi karşılıklarla karşılaşırsınız. Türkçe yazarken tek bir terim seçin, ilk geçtiği yerde İngilizce ya da Latince aslını parantez içinde verin ve metin boyunca tutarlı kullanın.
İlgili alanlar
Seviyene uygun okumayla pekiştir
Yeni kelimelerin kalıcı olmasının en hızlı yolu seviyene uygun metin okumaktır. Seviyene göre ücretsiz İngilizce kitaplar:
