Dilbilim öğrencileri ve dil öğretmenleri için İngilizce

Dilbilim İngilizcesi: 100 Temel Terim ve Anlamları

İngilizce, dilbilimin başlıca çalışma dilidir: Ders kitaplarının, araştırma makalelerinin, derlemlerin ve kongrelerin çoğu İngilizcedir; İngilizce öğretmenleri de aynı terimlerle yöntem derslerinde ve mesleki yeterlilik programlarında karşılaşır. Bu sözlük, sesbirim, biçimbirim ve cümlecikten zaman ve görünüşe, sezdirime, ağıza ve ara dile kadar dilbilim öğrencilerinin ve dil öğretmenlerinin ilk ihtiyaç duyduğu terimleri Türkçe karşılıkları ve derslerden, seminerlerden, sınıflardan alınmış örneklerle bir araya getirir. Ayrıca İngilizce ve Türkçe dilbilgisi geleneklerinin aynı kavrama nerede farklı adlar verdiğini ve Türkçe konuşanların en sık nerede hata yaptığını gösterir.

  • 100 terim
  • 10 konu
  • 61 temel terim
  • 200 örnek cümle

Temel Kavramlar

  • linguisticsisimdilbilim, dil bilimi

    İnsan dilini bilimsel yöntemlerle inceleyen disiplin; seslerin, sözcüklerin ve cümlelerin yapısını, anlamın nasıl oluştuğunu, dilin nasıl edinildiğini, kullanıldığını ve zamanla nasıl değiştiğini araştırır.

  • grammarisimdilbilgisi, gramer

    Bir dilde sözcüklerin nasıl biçim değiştirdiğini ve öbek ile cümle kurmak için nasıl birleştiğini gösteren kurallar sistemi; bu kuralları anlatan kitaba da grammar denir.

  • native speakerisimana dili konuşuru, ana dil konuşucusu

    Bir dili erken çocukluktan itibaren ilk dillerinden biri olarak edinmiş ve onu resmi bir eğitim almadan doğal biçimde kullanan kişi.

  • lexiconisimsözcük varlığı, zihinsel sözlük

    Bir dilin bütün sözcükleri ve anlamlı sözcük parçaları ya da bir konuşucunun bildiği sözcüklerin anlamları ve kullanım bilgileriyle birlikte zihinde depolandığı yer.

  • corpusisimderlem, korpus

    Dilin gerçekte nasıl kullanıldığını incelemek için bilgisayarda saklanan, gerçek yazılı ya da sözlü metinlerden oluşan büyük ve düzenli bir derleme; çoğulu corpora'dır.

  • prescriptivesıfatkuralcı

    Dili insanların gerçekte nasıl kullandığını betimlemek yerine, 'doğru' kullanım kurallarına göre nasıl konuşmaları ya da yazmaları gerektiğini söyleyen yaklaşımı niteler.

  • competenceisimedinç, dil yetisi

    Bir konuşucunun dilinin kurallarına ilişkin bilinçdışı bilgisi; dilin gerçek durumlarda sürçmeler ve duraksamalarla nasıl kullanıldığını anlatan edimden (performance) ayrılır.

  • discourseisimsöylem

    Tek cümlenin ötesinde, kullanımdaki dil; konuşmalar, dersler ya da gazete yazıları gibi dil parçaları ve bunların nasıl düzenlenip birbirine bağlandığı.

Sesbilgisi ve Sesbilim

  • phoneticsisimsesbilgisi, fonetik

    Konuşma seslerini fiziksel olaylar olarak inceleyen dilbilim dalı; seslerin ağız ve gırtlakta nasıl üretildiğini, nasıl yayıldığını ve kulak tarafından nasıl algılandığını araştırır.

  • phonologyisimsesbilim, fonoloji

    Bir dilin seslerini nasıl bir sistem içinde düzenlediğini inceleyen dal; hangi ses farklarının anlamı değiştirdiğini, seslerin nasıl bir araya geldiğini ve birbirini nasıl etkilediğini araştırır.

  • phonemeisimsesbirim, fonem

    Belirli bir dilde anlamı değiştirebilen en küçük ses birimi; örneğin İngilizcede pin ve bin sözcüklerini birbirinden ayıran /p/ ve /b/.

  • syllableisimhece

    Bir ünlü ses etrafında kurulan, çoğu zaman önünde ya da arkasında ünsüzler bulunan sesletim birimi; 'banana' sözcüğünde üç hece vardır: ba-na-na.

  • stressisimvurgu, sözcük vurgusu

    Bir sözcükteki bir heceye ya da bir cümledeki bir sözcüğe verilen ek güç veya uzunluk; bu sayede o hece ya da sözcük diğerlerinden daha güçlü ve belirgin duyulur.

  • vowelisimünlü, sesli harf

    Havanın ağızdan dil ya da dudaklar tarafından engellenmeden serbestçe geçtiği konuşma sesi; örneğin see, cat ve boot sözcüklerindeki sesler.

  • consonantisimünsüz, sessiz harf

    Ağızda ya da gırtlakta havanın kısmen veya tamamen engellenmesiyle çıkan konuşma sesi; örneğin /p/, /s/ ya da /m/. Bu sesleri yazmak için kullanılan harflere de consonant denir.

  • intonationisimtonlama, ezgi

    Bir öbek ya da cümle boyunca sesin yükselip alçalması; soru sorulduğunu, şaşkınlığı, konuşucunun tutumunu ya da sözünü bitirip bitirmediğini gösterir.

  • IPAkısaltmaUluslararası Fonetik Alfabe, UFA

    International Phonetic Alphabet (Uluslararası Fonetik Alfabe) ifadesinin kısaltması; her simgenin tek bir konuşma sesini karşıladığı ve herhangi bir dilin sesletimini yazıya geçirmek için kullanılan simgeler dizisi.

  • minimal pairisimen küçük çift, asgari çift

    Aynı konumdaki yalnızca bir sesle birbirinden ayrılan iki sözcük; örneğin ship ile sheep ya da fan ile van. Bu çiftler iki sesin ayrı sesbirimler olduğunu gösterir.

  • allophoneisimsesbirimcik, alofon

    Tek bir sesbirimin farklı konumlarda farklı biçimlerde sesletilmesinden her biri; ana dili konuşurları bunları genellikle aynı ses olarak algılar. Pin ve spin sözcüklerindeki /p/ buna örnektir.

  • voicedsıfatötümlü

    Ses tellerinin titreşmesiyle üretilen konuşma seslerini niteler; örneğin /b/, /d/, /z/ ve bütün ünlüler. Bu titreşim olmadan üretilen seslere ötümsüz (voiceless) denir.

  • place of articulationisimboğumlanma yeri, çıkış yeri

    Bir ünsüzü üretmek için hava akımının engellendiği ya da daraltıldığı ağız veya gırtlak bölgesi; örneğin /p/ için iki dudak, /θ/ için dişler.

  • schwaisimbelirsiz ünlü, şva sesi

    İngilizcedeki en yaygın ünlü olan kısa, zayıf ve orta konumlu /ə/ sesi; 'about' sözcüğünün ilk sesi ya da 'teacher' sözcüğünün sonu gibi vurgusuz hecelerde duyulur.

Biçimbilim ve Sözcük Yapımı

  • morphologyisimbiçimbilim, morfoloji

    Sözcüklerin iç yapısını, yani kök, önek ve sonek gibi daha küçük anlamlı parçalardan nasıl kurulduğunu inceleyen dilbilim dalı.

  • morphemeisimbiçimbirim, morfem

    Kendine ait bir anlamı ya da dilbilgisel görevi olan en küçük sözcük parçası; örneğin unhappiness sözcüğündeki un-, happy ve -ness.

  • affixisimek

    Bir sözcüğün anlamını ya da dilbilgisel biçimini değiştirmek için ona eklenen parça; başa gelen önek (re-) ya da sona gelen sonek (-ed) gibi.

  • prefixisimönek, ön ek

    Anlamı farklı yeni bir sözcük oluşturmak için bir sözcüğün başına eklenen harf ya da harf grubu; örneğin unhappy'deki un- ya da rewrite'taki re-.

  • suffixisimsonek, son ek

    Bir sözcüğün anlamını, türünü ya da dilbilgisel biçimini değiştirmek için sonuna eklenen harf ya da harf grubu; örneğin -ness, -ful ya da -ed.

  • rootisimkök

    Bir sözcüğün temel anlamını taşıyan ve daha küçük anlamlı parçalara ayrılamayan çekirdek bölümü; örneğin reformation'daki form ya da kitaplık'taki kitap.

  • inflectionisimçekim, çekim eki

    Yeni bir sözcük oluşturmadan zaman, sayı, kişi ya da hal gibi dilbilgisel bilgileri göstermek için bir sözcüğün biçiminin, genellikle bir ek eklenerek değişmesi.

  • derivationisimtüretme, yapım

    Var olan bir sözcükten, genellikle bir ek getirerek yeni bir sözcük üretme süreci; örneğin teach'ten teacher, happy'den unhappy elde edilmesi.

  • compoundisimbirleşik sözcük, bileşik sözcük

    İki ya da daha fazla sözcüğün birleşmesiyle oluşan sözcük; örneğin classroom, mother-in-law ya da bus stop. Bitişik, kısa çizgiyle ya da ayrı yazılabilir.

  • stemisimgövde

    Çekim eklerinin eklendiği sözcük bölümü; yalın bir kök (walk) ya da yapım eki almış bir kök (teachers'taki teacher) olabilir.

Sözdizimi

  • syntaxisimsözdizimi, sentaks

    Sözcüklerin öbekler ve cümleler halinde nasıl birleştiğini ve bir dilde hangi sözcük dizilişlerinin ve yapıların mümkün olduğunu belirleyen kuralları inceleyen dal.

  • phraseisimöbek, sözcük öbeği

    Cümlede tek bir birim gibi işleyen ama genellikle özne-fiil ikilisi içermeyen sözcük grubu; örneğin 'the old library' ya da 'in the morning'.

  • word orderisimsözcük dizilişi, öğe dizilişi

    Bir dilde sözcüklerin ve özne, fiil, nesne gibi cümle öğelerinin olağan diziliş sırası; örneğin İngilizcede özne-fiil-nesne.

  • noun phraseisimad öbeği, isim öbeği

    Bir ad ya da zamir etrafında kurulan ve çoğu zaman özne ya da nesne olarak tek bir birim gibi işleyen sözcük grubu; örneğin 'the tall man in the blue coat'.

  • agreementisimuyum, uygunluk

    Bir cümledeki sözcüklerin sayı, kişi ya da cinsiyet gibi özellikler bakımından birbirine uymasını sağlayan kural; örneğin tekil bir öznenin tekil bir fiil alması.

  • tree diagramisimağaç çizimi, ağaç diyagramı

    Bir cümlenin ya da sözcüğün yapısını dallar halinde gösteren ve her öbeği ve parçalarını çizgilerle bağlanmış düğümler olarak sunan çizim.

  • constituentisimkurucu, bileşen

    Cümle yapısında tek bir birim olarak işlev gören sözcük ya da sözcük grubu; örneğin bir ad öbeği ya da bir edat öbeği.

Anlambilim ve Edimbilim

  • semanticsisimanlambilim, semantik

    Dildeki anlamı inceleyen dal; sözcüklerin, öbeklerin ve cümlelerin ne anlama geldiğini ve bu anlamların birbirleriyle ve dünyayla nasıl ilişkilendiğini araştırır.

  • pragmaticsisimedimbilim, pragmatik

    Bağlamın anlamı nasıl etkilediğini inceleyen dal; konuşucuların söylediklerinden fazlasını nasıl kastettiğini, dinleyicilerin de amaçlanan anlamı, nezaketi ve imaları nasıl çözdüğünü araştırır.

  • synonymisimeşanlamlı sözcük, anlamdaş

    En azından bazı bağlamlarda başka bir sözcük ya da öbekle aynı veya hemen hemen aynı anlama gelen sözcük; örneğin big ve large ya da start ve begin.

  • contextisimbağlam

    Bir sözün söylendiği ya da yazıldığı durum, çevresindeki metin ve paylaşılan bilgi; dinleyicinin ve okurun amaçlanan anlamı kavramasına yardım eder.

  • ambiguityisimanlam belirsizliği, çift anlamlılık

    Birden fazla olası anlam taşıma özelliği; bunun nedeni birkaç anlamı olan bir sözcük ya da birden fazla biçimde çözümlenebilen bir yapı olabilir.

  • speech actisimsöz edimi, söz eylem

    Yalnızca bilgi aktarmanın bir yolu olarak değil, söz verme, özür dileme, rica etme, uyarma ya da teşekkür etme gibi bir eylem olarak ele alınan sözce.

  • implicatureisimsezdirim, ima

    Konuşucunun doğrudan söylemeden ima ettiği ve dinleyicinin bağlamdan çıkardığı anlam; örneğin 'Some students passed' cümlesinin öğrencilerin hepsinin geçmediğini sezdirmesi.

  • presuppositionisimönvarsayım, ön kabul

    Bir cümlenin doğru kabul ettiği arka plan bilgisi; örneğin 'My car is being repaired' cümlesindeki 'bir arabam var' bilgisi.

  • deixisisimgösterim, gösterme

    Anlamı kimin, nerede ve ne zaman konuştuğuna bağlı olan sözcüklerin kullanımı; örneğin I, you, here, there, now, this ve yesterday.

  • connotationisimyan anlam, çağrışım

    Bir sözcüğün temel anlamının ötesinde taşıdığı duygular, tutumlar ya da çağrışımlar; örneğin 'skinny' ile karşılaştırıldığında 'slim' sözcüğünün olumlu havası.

  • polysemyisimçokanlamlılık

    Bir sözcüğün birbiriyle ilişkili birkaç anlamı olması durumu; örneğin 'head' sözcüğünün vücudun bir bölümü, bir grubun lideri ya da bir sayfanın üst kısmı anlamlarına gelmesi.

  • antonymisimzıt anlamlı sözcük, karşıt anlamlı sözcük

    Başka bir sözcüğün karşıt anlamını taşıyan sözcük; örneğin hot ve cold, buy ve sell ya da alive ve dead.

Sözcük Türleri

  • part of speechisimsözcük türü, kelime türü

    Sözcüklerin dilbilgisel davranışlarına göre ayrıldığı sınıflardan her biri; örneğin ad, fiil, sıfat, zarf, zamir, edat ve bağlaç.

  • nounisimad, isim

    Bir kişiyi, yeri, nesneyi, düşünceyi ya da duyguyu adlandıran ve genellikle bir fiilin öznesi veya nesnesi olabilen sözcük; örneğin teacher, Ankara, chair ya da freedom.

  • verbisimfiil, eylem

    Bir eylemi, olayı ya da durumu bildiren sözcük; örneğin run, become ya da know. İngilizcede zamanı ve uyumu göstermek için biçim değiştirir.

  • adjectiveisimsıfat, ön ad

    Bir adı ya da zamiri niteleyen veya onun hakkında ek bilgi veren sözcük; örneğin tall, interesting ya da Turkish.

  • adverbisimzarf, belirteç

    Bir fiile, sıfata, başka bir zarfa ya da cümlenin bütününe bilgi ekleyen sözcük; bir şeyin nasıl, ne zaman, nerede ya da ne sıklıkla olduğunu belirtir.

  • pronounisimzamir, adıl

    Bir adın ya da ad öbeğinin tekrarlanmaması için onun yerine kullanılan sözcük; örneğin she, it, them, mine, who ya da myself.

  • prepositionisimedat, ön edat

    Bir adın, zamirin ya da ad öbeğinin önüne gelerek onun cümlenin geri kalanıyla yer, zaman ya da yön gibi ilişkisini gösteren sözcük; örneğin in, on, at, to, with.

  • conjunctionisimbağlaç

    Sözcükleri, öbekleri ya da cümlecikleri birbirine bağlayan sözcük; örneğin and, but, or, because, although ve when.

  • articleisimtanımlık, artikel

    Bir adın önünde kullanılarak onun genel mi belirli mi, dinleyici için yeni mi yoksa zaten bilinen mi olduğunu gösteren a, an ve the sözcüklerinden her biri.

  • countable nounisimsayılabilir ad, sayılabilir isim

    Tekil ve çoğul biçimleri olan ve sayılarla ya da a/an ile kullanılabilen ad; örneğin book, idea ya da student. Water ya da advice gibi sayılamaz adlar bu şekilde kullanılamaz.

  • determinerisimbelirleyici, belirtici

    Bir addan önce gelerek hangisinin ya da ne kadarının kastedildiğini gösteren sözcük; örneğin the, a, this, my, some, every ya da two.

Zaman, Görünüş ve Fiil Biçimleri

  • tenseisimzaman, dilbilgisel zaman

    Bir olayı konuşma anına göre zaman içinde konumlandıran ve fiilin biçimiyle gösterilen dilbilgisel ulam; örneğin şimdiki ya da geçmiş zaman.

  • aspectisimgörünüş

    Bir eylemin ne zaman olduğunu değil, zaman içinde nasıl gerçekleştiğini, yani süregiden mi, tamamlanmış mı yoksa yinelenen mi olduğunu gösteren dilbilgisel ulam.

  • auxiliary verbisimyardımcı fiil, yardımcı eylem

    Zaman, soru, olumsuzluk ve edilgen yapılar kurmak için ana fiille birlikte kullanılan fiil; başlıcaları be, have ve do'dur, can ve will gibi modal fiiller de bu gruba girer.

  • modal verbisimmodal fiil, kiplik bildiren yardımcı fiil

    Yetenek, olasılık, izin, zorunluluk ya da tavsiye gibi anlamları dile getiren yardımcı fiil; can, could, may, might, must, should, will ve would gibi.

  • passive voiceisimedilgen çatı, edilgen yapı

    Öznenin eylemi yapmak yerine eylemden etkilendiği cümle yapısı; be ve geçmiş zaman ortacıyla kurulur: 'The bridge was built in 1973'.

  • present perfectisimpresent perfect zaman, yakın geçmiş zaman

    Have ya da has ile geçmiş zaman ortacından kurulan ve geçmişteki bir eylemi ya da durumu şimdiye bağlayan fiil biçimi: 'I have lost my keys'.

  • progressive aspectisimsürerlik görünüşü, süreklilik görünüşü

    Be ve fiilin -ing biçimiyle kurulan, bir eylemin belirli bir anda sürmekte, geçici ya da tamamlanmamış olduğunu gösteren fiil biçimi: 'She is working'.

  • infinitiveisimmastar, eylemlik

    Fiilin zaman ya da kişi göstermeyen temel biçimi; çoğu zaman 'to' ile (to go, to write), bazen de 'to' olmadan (She can go) kullanılır.

  • gerundisimisim-fiil, ad-eylem

    Fiilin ad gibi, örneğin özne ya da nesne olarak kullanılan -ing biçimi: 'Swimming is good exercise' ya da 'I enjoy reading'.

  • participleisimortaç, sıfat-fiil

    Fiil öbeklerinde ve sıfat olarak kullanılan, zaman göstermeyen fiil biçimi: Şimdiki zaman ortacı -ing ile (working), geçmiş zaman ortacı çoğu zaman -ed ya da -en ile biter (worked, broken).

  • transitive verbisimgeçişli fiil, geçişli eylem

    Anlamını tamamlamak için doğrudan bir nesneye ihtiyaç duyan fiil; örneğin make, describe ya da enjoy: 'She described the problem'.

Cümlecikler ve Cümle Yapısı

  • clauseisimcümlecik, tümcecik

    Bir özne ile bir fiil içeren ve tek başına bir cümle ya da bir cümlenin parçası olan sözcük grubu; örneğin 'because it was raining'.

  • sentenceisimcümle, tümce

    Tam bir düşünceyi dile getiren ve dilbilgisel açıdan eksiksiz olan sözcük dizisi; yazıda büyük harfle başlar, nokta, soru işareti ya da ünlem işaretiyle biter.

  • subjectisimözne

    Bir cümlecikte genellikle eylemi yapanı ya da hakkında bir şey söyleneni bildiren ve fiilin uyum gösterdiği öğe; örneğin 'My sister works here' cümlesindeki 'my sister'.

  • objectisimnesne

    Bir fiilin etkilediği ya da bir edattan sonra gelen ad öbeği veya zamir; örneğin 'She sent the email' cümlesindeki 'the email'.

  • predicateisimyüklem

    Bir cümlecikte özne hakkında bir şey söyleyen bölüm; fiili ve ondan sonra gelen her şeyi kapsar. Örneğin 'Emre missed the bus' cümlesindeki 'missed the bus'.

  • relative clauseisimsıfat cümleciği, ilgi tümceciği

    Bir ad hakkında ek bilgi veren ve genellikle who, which, that, whose, where ya da when ile başlayan cümlecik: 'the book that I borrowed'.

  • subordinate clauseisimyan cümle, yan tümce

    Bir temel cümleciğe bağlı olan ve tek başına cümle olarak kullanılamayan cümlecik; örneğin 'when the bell rang' ya da 'that she was right'.

  • main clauseisimtemel cümle, ana cümle

    Tek başına tam bir cümle olabilen ve ana düşünceyi taşıyan cümlecik; örneğin 'Because it rained, we cancelled the trip' cümlesindeki 'we cancelled the trip'.

  • conditional sentenceisimkoşul cümlesi, şart cümlesi

    Bir if cümleciği ve bir temel cümlecikten oluşan, gerçek ya da hayali bir koşulu ve onun sonucunu anlatan cümle: 'If it rains, we'll stay in.'

Toplumdilbilim

  • sociolinguisticsisimtoplumdilbilim, sosyolinguistik

    Dilin toplumla birlikte nasıl çeşitlendiğini ve değiştiğini inceleyen dal; yaşın, bölgenin, toplumsal sınıfın, cinsiyetin ve ortamın insanların konuşma biçimini nasıl şekillendirdiğini araştırır.

  • dialectisimağız, lehçe

    Bir dilin belirli bir bölgede ya da toplumsal grupta kullanılan ve kendine özgü sözcükleri, dilbilgisi ve sesletimi olan çeşidi.

  • accentisimaksan, şive

    Konuşucunun nereden geldiğini, yani bölgesini, toplumsal grubunu ya da ana dilini yansıtan sesletim biçimi; örneğin İskoç ya da Türk aksanı.

  • bilingualismisimiki dillilik

    İki dili kullanabilme yetisi ya da bir kişinin veya topluluğun düzenli olarak iki dil kullanması; ikiden fazla dil kullanımına çok dillilik denir.

  • code-switchingisimdil değiştirme, kod değiştirme

    Tek bir konuşma, hatta tek bir cümle içinde iki ya da daha fazla dil veya dil çeşidi arasında geçiş yapma; iki dilli konuşucularda olağan bir uygulamadır.

  • registerisimdil düzeyi, kullanım düzeyi

    Belirli bir durum ya da amaç için kullanılan, resmiden gündeliğe uzanan dil çeşidi; örneğin akademik yazı, hukuk dili ya da arkadaşlarla sohbet.

  • lingua francaisimortak dil, lingua franca

    Ana dilleri ortak olmayan insanlar arasında iletişim için kullanılan dil; örneğin uluslararası iş dünyasında İngilizce ya da Orta Çağ Avrupası'nda Latince.

  • standard languageisimölçünlü dil, standart dil

    Eğitimde, resmi kurumlarda, medyada ve sözlüklerde kullanılan ve resmi yazı için genel olarak ölçü kabul edilen dil çeşidi.

Dil Edinimi

  • language acquisitionisimdil edinimi

    İnsanların bir dili bilmeye ve kullanmaya başlama süreci; özellikle küçük çocukların ilk dillerini çevrelerindeki konuşmalardan doğal yoldan edinmesi.

  • first languageisimana dili, birinci dil

    Bir kişinin doğuştan ya da erken çocukluktan itibaren ilk olarak edindiği ve genellikle en iyi bildiği dil; dilbilimciler bunu kısaca L1 diye anar.

  • second language acquisitionisimikinci dil edinimi, yabancı dil edinimi

    İlk dilden sonra başka bir dilin öğrenilmesi süreci ve bu sürecin nasıl gerçekleştiğini inceleyen araştırma alanı; genellikle SLA diye kısaltılır.

  • interlanguageisimara dil

    Öğrencinin gelişmekte olan dil sistemi; kendine özgü kuralları vardır ve ne ana dilidir ne de hedef dil. Terim 1972'de Larry Selinker tarafından ortaya atılmıştır.

  • fossilizationisimfosilleşme, kalıcılaşma

    Öğrencinin dilindeki bazı özelliklerin daha fazla girdi ve öğretime rağmen gelişmeyi bıraktığı ve hatalarını koruduğu durum.

  • critical period hypothesisisimkritik dönem hipotezi, kritik dönem varsayımı

    Çocuklukta, yaklaşık ergenlikle sona eren ve dilin tam ve doğal biçimde edinilebildiği sınırlı bir dönem bulunduğu görüşü; bu dönemden sonra ana dili konuşuru düzeyine ulaşmak çok daha zorlaşır.

  • inputisimgirdi, dil girdisi

    Öğrencinin duyduğu ya da okuduğu ve anlamaya çalıştığı dil; dil ediniminin ham maddesidir.

  • universal grammarisimevrensel dilbilgisi

    Noam Chomsky ile özdeşleşen ve bütün insanların tüm dillerde ortak olan bir dizi temel dilbilgisi ilkesiyle doğduğunu, bunun da çocukların dili edinmesine yardım ettiğini öne süren kuram.

  • overgeneralizationisimaşırı genelleme

    Öğrencinin bir dilbilgisi kuralını geçerli olmadığı durumlara da uygulaması; örneğin bir çocuğun 'went' yerine 'goed', 'mice' yerine 'mouses' demesi.

  • language transferisimdil aktarımı, aktarım

    Öğrencinin ana dilinin ya da bildiği başka bir dilin öğrenmekte olduğu dil üzerindeki etkisi; öğrenmeyi kolaylaştırabilir (olumlu aktarım) ya da hatalara yol açabilir (olumsuz aktarım).

Mini test: bu terimleri biliyor musun?

Bu sözlükten 10 soru. Her terimin doğru Türkçe karşılığını seç, puanını gör.

Dilbilim İngilizcesi nasıl öğrenilir?

  • Temel terimleri dilbilimcilerin karşılaştırdığı çiftler halinde öğrenin: phonetics ve phonology, inflection ve derivation, semantics ve pragmatics, competence ve performance, prescriptive ve descriptive.
  • Her hafta ders kitabı bölümleri, araştırma makalesi özetleri ve öğrenci sözlükleri gibi alandan gerçek metinler okuyun; clause, aspect ve register gibi terimlerin bağlam içinde nasıl kullanıldığını not edin.
  • IPA'yı erkenden öğrenin: Böylece sözlükteki her sözcüğün sesletimini kendi başınıza kontrol edebilir, sesbilgisi ve sesbilim derslerini çok daha rahat takip edersiniz.
  • Çalışırken İngilizceyi Türkçeyle karşılaştırın. Türkçede tanımlık olmadığını, edatların yerine hal eklerinin kullanıldığını ve fiilin sona geldiğini bilmek hem terimleri hem de öğrencilerin tipik hatalarını anlamanızı kolaylaştırır.
  • Ders kitabı adlandırmalarıyla dilbilim adlandırmalarını iki sütunlu bir listede eşleştirin (continuous ve progressive, on iki zaman ve zaman artı görünüş gibi); böylece hem öğretmen yetiştirme kaynaklarını hem de akademik dilbilim metinlerini rahatça izleyebilirsiniz.

Sıkça sorulan sorular

Sesbilgisi (phonetics) ile sesbilim (phonology) arasındaki fark nedir?

Sesbilgisi konuşma seslerini fiziksel olaylar olarak inceler: Ağız ve gırtlağın bu sesleri nasıl ürettiğini, akustik özelliklerini ve onları nasıl duyduğumuzu araştırır. Sesbilim ise belirli bir dilin seslerini nasıl bir sistem içinde düzenlediğini, örneğin hangi ses farklarının anlamı değiştirdiğini inceler. Pin ve spin sözcüklerindeki /p/ sesleri fiziksel olarak farklıdır; bu sesbilgisel bir olgudur. Ama İngilizce konuşanlar ikisini aynı sesbirim olarak algılar; bu da sesbilimsel bir olgudur.

Zaman (tense) ve görünüş (aspect) aynı şey mi?

Hayır. Zaman bir olayı zaman çizgisine, başlıca geçmişe ya da şimdiye yerleştirir; görünüş ise olayın nasıl gerçekleştiğini, örneğin sürmekte mi yoksa tamamlanmış mı olduğunu gösterir. 'I was reading' cümlesinde zaman geçmiş, görünüş sürerliktir. Ders kitapları çoğu zaman her fiil kalıbına tense der ve on iki zaman sayar; dilbilimciler ise genellikle İngilizcede iki zaman ve bunlarla birleşen iki görünüş (progressive ve perfect) bulunduğunu söyler.

Dil edinimi (language acquisition) ile dil öğrenimi (language learning) arasındaki fark nedir?

Başta Stephen Krashen olmak üzere bazı araştırmacılar edinim sözcüğünü, çocuklarda olduğu gibi anlamlı girdi yoluyla dilin bilinçsizce kazanılması için, öğrenim sözcüğünü ise kuralların sınıfta bilinçli olarak çalışılması için kullanır. Pek çok başka araştırmacı ise iki sözcüğü neredeyse birbirinin yerine kullanır; bu yüzden yazarların görüşlerini karşılaştırmadan önce bu terimleri nasıl tanımladıklarına bakın.

Dilbilim terimlerini İngilizce mi yoksa Türkçe mi öğrenmeliyim?

Her ikisini de. Uluslararası araştırmaların, ders kitaplarının ve öğretmenlik yeterlilik programlarının çoğu İngilizce terimleri kullandığı için okumak ve sınavlara hazırlanmak için bunlara ihtiyacınız var. Türk üniversiteleri ve yayınları ise sesbirim, biçimbirim ve sözdizimi gibi Türkçe karşılıkları kullanır; ikisini de bilmek kavramları kendi öğrencilerinize anlatmanızı kolaylaştırır. Türkçede çoğu zaman bir kavram için fonem ve sesbirim ya da sentaks ve sözdizimi gibi iki ayrı terim bulunur; yaygın seçenekleri de öğrenin.

Dilbilim İngilizcesi terimlerini nasıl etkili biçimde öğrenebilirim?

Sesbilim, biçimbilim ve sözdizimi gibi alanlara göre çalışın ve her terimi gerçek bir örnekle, mümkünse biri İngilizceden biri Türkçeden olmak üzere iki örnekle öğrenin. Giriş düzeyindeki ders kitaplarının bölümleri, araştırma makalelerinin özetleri ve öğrenci sözlüklerindeki dilbilgisi notları gibi alandan gerçek metinleri düzenli olarak okuyun. Ardından bir kavramı, bir sınıf arkadaşınıza ya da öğrencinize anlatır gibi iki üç cümleyle İngilizce olarak sesli açıklama alıştırması yapın.

Seviyene uygun okumayla pekiştir

Yeni kelimelerin kalıcı olmasının en hızlı yolu seviyene uygun metin okumaktır. Seviyene göre ücretsiz İngilizce kitaplar: