Spor İngilizcesi: 100 Temel Terim ve Anlamları
Sporcular, antrenörler ve fitness eğitmenleri giderek daha fazla İngilizce çalışıyor: uluslararası müsabakalarda, salondaki yabancı danışanlarla, antrenman uygulamalarında ve spor bilimi araştırmalarında. Bu sözlük antrenman ve ekipman, hareketler ve kaslar, sakatlık ve toparlanma, müsabaka ve skor, antrenörlük, spor bilimi ve beslenme için gereken kelimeleri bir araya getiriyor ve her birini gerçek antrenmanlardan ve maçlardan örneklerle açıklıyor.
- 100 terim
- 10 konu
- 63 temel terim
- 209 örnek cümle
Antrenman ve Egzersiz
Kondisyonu, kuvveti ya da beceriyi geliştirmek için yapılan egzersiz seansı; bir koşu, salonda bir çalışma ya da bir grup dersi olabilir.
Daha formda ya da daha güçlü olmak için, özellikle spor salonunda veya düzenli bir alışkanlık olarak egzersiz yapmak.
Antrenman ya da müsabaka öncesinde vücut ısısını ve nabzı yükseltmek, kasları ve eklemleri daha yoğun çalışmaya hazırlamak için yapılan hafif egzersizler.
Seansın sonunda vücudun yavaş yavaş dinlenme durumuna dönmesine yardımcı olan hafif egzersiz ve esneme bölümü.
Repetition (tekrar) kelimesinin kısaltması; bir hareketin bir kez eksiksiz yapılması, örneğin ağırlığı bir kez kaldırıp indirmek ya da bir şınav çekmek.
Bir hareketin ara vermeden art arda yapılan tekrarlarından oluşan ve ardından kısa bir dinlenme gelen grup.
Cardiovascular exercise ifadesinin kısaltması; koşu, bisiklet ya da kürek gibi nabzı belirli bir süre boyunca yüksek tutan aktiviteler.
Kasların güçlenmesi için ağırlık, makine, direnç bandı ya da vücut ağırlığı gibi bir dirence karşı çalıştığı egzersiz türü.
Antrenman planında vücudun toparlanıp uyum sağlaması için ayrılan, ağır egzersiz yapılmayan gün.
High-intensity interval training (yüksek yoğunluklu interval antrenmanı) ifadesinin kısaltması; çok yoğun kısa efor bölümlerinin kısa dinlenme aralıklarıyla dönüşümlü yapıldığı antrenman.
Vücudun uyum sağlamaya ve gelişmeye devam etmesi için ağırlık, tekrar sayısı ya da hacim gibi yüklerin kademeli olarak artırılması ilkesi.
Gelişmenin bir süre durduğu dönem; örneğin antrenmana rağmen kilonun, kuvvetin ya da yarış derecelerinin değişmemesi.
Bir hedefe ulaşmak için haftalara ya da aylara yayılan, hareketleri, set ve tekrar sayılarını, yoğunluğu ve dinlenmeyi belirleyen planlı antrenman dizisi.
Az dinlenerek bir hareketten ya da istasyondan diğerine hızla geçilen ve genellikle tüm dizinin birkaç kez tekrarlandığı antrenman.
Spor yapmak için salona gitmeyi anlatan gayriresmi ifade; çoğu zaman enerji ya da kararlılık vurgusuyla kullanılır.
Spor Salonu ve Ekipman
Ağırlıklar, makineler ve koşu bantları gibi egzersiz ekipmanlarının bulunduğu bina ya da salon; fitness merkezi veya spor kulübü de denir.
Her iki ucunda ağırlık bulunan, tek elle tutulan kısa bar; curl, press ve row gibi hareketlerde tek ya da çift olarak kullanılır.
İki ucuna ağırlık plakaları takılan, iki elle tutulan uzun metal bar; squat, deadlift ve bench press gibi hareketlerde kullanılır.
Üzerinde yerinde yürünen ya da koşulan, hızı ve eğimi ayarlanabilen hareketli banda sahip egzersiz makinesi.
Üstünde tutma kolu bulunan, yuvarlak dökme demirden ağırlık; savurma, kaldırma ve taşıma hareketlerinde kullanılır.
Egzersizlere direnç eklemek ya da hareketlere yardımcı olmak için kullanılan, farklı sertliklerde üretilen esnek bant.
Ağır ağırlık kaldıran birinin yanında durup kaldırışı güvenle tamamlayamazsa yardım etmeye hazır beklemek.
Dambıl, bar ve kettlebell gibi bir makineye bağlı olmayan ve kullanıcının dengeleyip kontrol etmesi gereken ağırlıklar.
Spor salonunda, havuzda ya da stadyumda insanların üstünü değiştirdiği, duş aldığı ve eşyalarını dolaplarda sakladığı oda.
Kaslara baskı uygulamak için üzerine uzanılan ya da yuvarlanılan sert köpük silindir; ısınmada ve toparlanmada kullanılır.
Hareketler ve Teknik
Dizleri ve kalçayı bükerek sandalyeye oturur gibi vücudu aşağı indirip tekrar ayağa kalkılan hareket; vücut ağırlığıyla ya da yükle yapılır.
Yüzüstü pozisyonda vücudu düz tutarak kollarla kendini yukarı itip tekrar indirdiğin, vücut ağırlığıyla yapılan hareket.
Esnekliği artırmak ya da egzersiz sonrası rahatlamak için vücudun bir bölümünü hareket ettirip pozisyonu koruyarak kası uzatmak.
Yerdeki yüklü barın dik durana kadar kaldırıldığı, ağırlıklı olarak sırt, kalça ve arka bacak kaslarını çalıştıran hareket.
Düz bir sehpaya sırtüstü uzanıp barı ya da dambılları göğüsten kollar düzleşene kadar yukarı ittiğin hareket.
Vücudu ön kollar ya da eller ve ayak parmakları üzerinde destekleyerek hareket etmeden düz bir çizgide tuttuğun core egzersizi.
Öne ya da geriye uzun bir adım atıp iki dizi bükerek vücudu aşağı indirdiğin, ardından iterek tekrar ayağa kalktığın hareket.
Avuç içleri öne bakacak şekilde bara asılıp çene barın üstüne çıkana kadar vücudu yukarı çektiğin hareket.
Bir hareketin ya da egzersizin yapılış biçimi; good form doğru, güvenli ve verimli teknik anlamına gelir.
Kaslar ve Vücut
Kasılıp gevşeyerek vücudun bölümlerini hareket ettiren yumuşak doku; iskelet kasları kemiklere tendonlarla bağlanır.
Uyluğun arkasında bulunan, dizi büken ve kalçayı geriye doğru açan üç kastan her biri; bu kas grubuna genellikle the hamstrings denir.
Uyluğun ön tarafında bulunan ve dizi düzleştiren dört kastan oluşan büyük kas grubu; kısaca quads denir.
Karın, bel, yan karın ve kalça çevresindeki kaslar dahil, hareket sırasında gövdeyi sabit tutan vücudun orta bölümündeki kaslar.
Abdominals kelimesinin kısaltması; karnın ön tarafındaki kaslar, özellikle "six-pack" görüntüsünü veren düz karın kası (rectus abdominis).
Gluteal muscles ifadesinin kısaltması; kalçayı hareket ettiren ve dengeleyen kalça kasları, başlıca büyük, orta ve küçük kalça kasları (gluteus maximus, medius, minimus).
Kasların ve eklemlerin geniş bir hareket açıklığında hareket edebilme yeteneği; örneğin ayak parmaklarına dokunabilmek ya da spagat yapabilmek.
Bir eklemi tüm hareket açıklığında aktif olarak ve kontrollü biçimde hareket ettirebilme yeteneği; esnekliğin yanı sıra kuvvete ve eklem sağlığına da bağlıdır.
Kası kemiğe bağlayan sağlam doku bandı; örneğin ayak bileğinin arkasındaki Aşil tendonu.
Bir eklemde iki kemiği birbirine bağlayan ve eklemi sabit tutan güçlü doku bandı; örneğin dizde ya da ayak bileğinde.
Sakatlık ve Toparlanma
Kas yırtığı, ayak bileği burkulması ya da kemik kırığı gibi vücutta oluşan hasar; özellikle sporcuyu antrenmandan veya maçtan uzak tutan durum.
Antrenman, müsabaka ya da sakatlık sonrasında vücudun dinlenme, uyku ve beslenmenin de yardımıyla eski haline dönme süreci.
Eklemde kemikleri birbirine bağlayan doku olan bağın gerilmesi ya da yırtılmasıyla oluşan sakatlık; çoğunlukla ayak bileğinde, dizde veya el bileğinde görülür.
Bir kasın ya da tendonun aşırı gerilmesi veya kısmen yırtılmasıyla oluşan sakatlık; çoğunlukla arka bacakta, baldırda ya da kasıkta görülür.
Delayed onset muscle soreness (gecikmiş kas ağrısı) ifadesinin kısaltması; ağır ya da alışılmadık bir egzersizden bir iki gün sonra kaslarda hissedilen tutulma ve ağrı.
Anterior cruciate ligament (ön çapraz bağ) ifadesinin kısaltması; diz içinde uyluk kemiğini kaval kemiğine bağlayan ve dizi sabit tutan önemli bağ.
Physiotherapist (fizyoterapist) ya da physiotherapy (fizyoterapi) kelimelerinin gündelik kısaltması; sakatlıkları egzersiz, manuel terapi ve başka yöntemlerle değerlendirip tedavi eden sağlık profesyoneli.
Genellikle bir sakatlık ya da hastalık nedeniyle bir süre oynayamayan veya yarışamayan.
Başa alınan bir darbe ya da vücudun şiddetle sarsılması sonucu oluşan bir tür beyin yaralanması; baş ağrısı, baş dönmesi, bilinç bulanıklığı ya da bilinç kaybına yol açabilir.
Müsabaka ve Skor
Futbol, tenis ya da boks gibi iki oyuncu veya takım arasında yapılan ve bir sonuçla biten spor karşılaşması.
Bir oyunda sayı, gol ya da puan kazanmak; isim olarak iki tarafın puan durumu, örneğin "Skor 2-1".
Çok sayıda oyuncunun ya da takımın bir dizi maç veya tur boyunca yarıştığı ve genellikle bir finalle kazananın belirlendiği müsabaka.
Maçı yöneten, kurallara uyulmasını sağlayan ve faul, penaltı, kart gibi kararları veren görevli.
İki takımın ya da oyuncunun aynı skorla bitirdiği ve kimsenin kazanmadığı sonuç; ayrıca kimin kiminle eşleşeceğinin belirlendiği kura.
Bir sezon boyunca birbirleriyle yarışan, sonuçlara göre puan toplayan ve puan tablosunda sıralanan takımlar ya da oyuncular grubu.
Bir sporcunun belirli bir branşta ya da harekette o güne kadar elde ettiği en iyi süre, mesafe, ağırlık veya skor; kısaca PB ya da PR denir.
Bir maçta, yarışta ya da müsabakada karşısında oynadığın veya yarıştığın kişi ya da takım.
Bir oyunda ya da müsabakada bir kişiyi veya takımı yenmek; ayrıca bir dereceyi ya da rekoru geçmek.
Kazanarak, yeterince üst sırada bitirerek ya da gerekli derece barajını geçerek bir müsabakaya veya onun bir sonraki aşamasına katılma hakkı elde etmek.
Sportif performansı artırmak için yasaklı maddelerin ya da yöntemlerin kullanılması; dopingle mücadele kurallarının ihlalidir ve men cezalarına yol açabilir.
Bir spor dalında resmi müsabakaların yapılmadığı, dinlenme, toparlanma, transferler ve bir sonraki sezona hazırlık için kullanılan dönem.
Spor Dalları
Oyuncuların bir takım halinde başka bir takıma karşı oynadığı spor; futbol, basketbol, voleybol ya da hentbol gibi.
Genellikle yollarda koşulan 42,195 kilometrelik (26,2 mil) uzun mesafe koşu yarışı; çok uzun süren herhangi bir etkinlik için de kullanılır.
Sporcuların belirli mesafelerde art arda yüzdüğü, bisiklet sürdüğü ve koştuğu dayanıklılık yarışı.
Spor, egzersiz ya da disiplin olarak uygulanan karate, judo, tekvando ve kung fu gibi geleneksel dövüş ve kendini savunma sistemleri.
Koşu yarışları, atlama ve atma branşlarından oluşan, koşu pistinde ve pistin içindeki alanda yapılan sporlar bütünü.
Herhangi bir stilin kullanılabildiği ama pratikte neredeyse her zaman kulaçlamanın (front crawl) tercih edildiği yüzme yarışı; güreş, kayak ve başka sporlarda da bir stilin adıdır.
Tenis, voleybol, badminton ya da masa tenisinde topu veya badminton topunu rakibe göndererek sayıyı başlatmak; isim olarak bu vuruşun kendisi.
Antrenörlük ve Takım
Sporcuları ya da bir takımı çalıştıran, antrenmanları planlayan, teknik ve taktik öğreten ve çoğu zaman müsabaka sırasında kararlar veren kişi.
Bireysel danışanları için egzersiz programı hazırlayan ve seanslarını birebir yöneten fitness profesyoneli.
Spor için antrenman yapan ve özellikle müsabaka düzeyinde spora katılan kişi; İngiliz İngilizcesinde atletizm sporcusu anlamına da gelebilir.
Seninle aynı takımda oynayan ya da yarışan, antrenmanları, maçları ve takımın sonuçlarını paylaştığın kişi.
Maça yedek kulübesinde başlayan ve oyun sırasında bir takım arkadaşının yerine oyuna girebilen oyuncu.
Pas, ayak çalışması ya da duran top organizasyonu gibi belirli bir beceriyi veya hareketi geliştirmek için tekrar tekrar yapılan kısa alıştırma.
Bir takımın ya da oyuncunun maç sırasında rakibi yenmek için kullandığı planlar ve yöntemler; hücum, savunma ya da alanı kullanma biçimi gibi.
Bir antrenörün ya da takımın belirli bir maç için hazırladığı, nasıl oynanacağını ve rakibin güçlü yönlerine karşı ne yapılacağını içeren strateji.
Takımı sahada yönetmek için seçilen, çoğu zaman hakemle konuşan, yazı-tura atışına katılan ve takım arkadaşlarını motive eden oyuncu.
Özellikle maçtan önce ya da maç sırasında insanları daha özgüvenli ve motive hissettirmek için yapılan kısa, cesaret verici konuşma.
Spor Bilimi ve Performans
Fiziksel bir eforu yorulmadan uzun süre sürdürebilme yeteneği; koşu, bisiklet, yüzme ve kürek gibi dallarda özellikle önemlidir.
Kalbin dakikadaki atım sayısı (bpm); egzersiz sırasında ve dinlenirken vücudun ne kadar zorlandığını ölçmek için kullanılır.
Vücudun yoğun egzersiz sırasında alıp kullanabildiği en yüksek oksijen miktarı; aerobik kondisyonun önemli bir göstergesi.
Oksijen kullanılarak gerçekleşen egzersizi ya da enerji üretimini tanımlar; genellikle hafif koşu veya bisiklet gibi uzun süre sürdürülebilen tempolu aktiviteler.
Vücudun enerjiyi ağırlıklı olarak oksijen kullanmadan ürettiği kısa ve çok yoğun egzersizi tanımlar; sprint ya da ağır kaldırışlar gibi.
Vücudu oluşturan yağ, kas, kemik ve su oranları; çoğunlukla vücut yağ yüzdesi ve yağsız kütle olarak ifade edilir.
Uzun bir süre boyunca vücudun toparlanabileceğinden fazla antrenman yapmak; performans düşüşüne, yorgunluğa, uyku sorunlarına ve sakatlığa yol açabilir.
Önemli bir yarıştan önceki günlerde ya da haftalarda sporcunun dinlenmiş ve en iyi performansında olması için antrenman hacmini azaltmak.
Sporcu Beslenmesi
Et, balık, yumurta, süt ürünleri ve baklagillerde bulunan, vücudun kas dahil dokuları oluşturmak ve onarmak için kullandığı besin öğesi.
Vücutta yeterli su bulunması; sporda terle kaybedilen sıvıyı yerine koymak için egzersiz öncesinde, sırasında ve sonrasında sıvı alınması.
Ekmek, pirinç, makarna, meyve ve patates gibi besinlerde bulunan ve yoğun egzersiz sırasında vücudun temel enerji kaynağı olan besin öğesi.
Normal beslenmeye ek olarak besin öğesi almak için kullanılan toz, tablet ya da içecek gibi ürün; örneğin protein, kreatin veya vitaminler.
Kaslarda depolanan ve kısa, yoğun eforlar için enerji üretimine yardımcı olan doğal bileşik; aynı zamanda genellikle kreatin monohidrat şeklinde kullanılan popüler bir sporcu takviyesi.
Yiyecek ve içeceklerden alınan kalorinin vücudun harcadığı kaloriden az olduğu durum; zamanla kilo kaybına yol açar.
Macronutrients (makro besin öğeleri) kelimesinin kısaltması; vücudun büyük miktarda ihtiyaç duyduğu ve enerji sağlayan protein, karbonhidrat ve yağ.
Antrenmandan önce enerji ve odaklanmayı artırmak için alınan, genellikle suyla karıştırılan toz halinde takviye; çoğunlukla kafein içerir.
Vücut sıvılarında elektrik yükü taşıyan ve kasların, sinirlerin çalışmasına yardımcı olan sodyum, potasyum ve magnezyum gibi mineraller; bir kısmı terle kaybedilir.
Genellikle harcadığından fazla kalori alıp ağır kuvvet antrenmanı yaparak bilerek kilo ve kas hacmi kazanmak.
Mini test: bu terimleri biliyor musun?
Bu sözlükten 10 soru. Her terimin doğru Türkçe karşılığını seç, puanını gör.
Spor İngilizcesi nasıl öğrenilir?
- Fiilleri isimlerle birlikte öğrenin: do three sets of ten reps (on tekrarlık üç set yapmak), pull a muscle (kas zorlamak), pick up an injury (sakatlanmak), beat an opponent (rakibi yenmek), hit a plateau (platoya girmek).
- Antrenman planları, ekipman etiketleri, maç raporları, sporcu röportajları ve spor bilimi makaleleri gibi alanın gerçek İngilizce metinlerini okuyun; her terimin nasıl kullanıldığına dikkat edin.
- Hareket adlarını çalıştırdıkları kaslarla birlikte çalışın (squat: ön bacak ve kalça kasları; deadlift: arka bacak ve sırt kasları); böylece salon kelimeleri ile anatomi kelimeleri birbirini destekler.
- Sayıları sesli söylemeyi çalışın: set ve tekrarlar (3 x 10), kilo ve pound cinsinden ağırlıklar, yarış dereceleri (2:45:30) ve skorlar (2-1, 6-4).
- Yanıltıcı benzerliklere dikkat edin: athlete yalnızca "atlet" değildir, form "forma" demek değildir; athletics ise İngiliz İngilizcesinde "atletizm", Amerikan İngilizcesinde genel olarak spor anlamına gelir.
Sıkça sorulan sorular
Rep (tekrar) ile set arasındaki fark nedir?
Rep (tekrar), bir hareketin bir kez eksiksiz yapılmasıdır; örneğin bir squat. Set ise ara vermeden yapılan tekrarlar grubudur. "Three sets of ten reps" (3 x 10), on squat, dinlenme, on squat daha, yine dinlenme ve son olarak on squat daha demektir.
Spor dallarıyla play, do ya da go fiillerinden hangisi kullanılır?
Top oyunları ve rakibe karşı oynanan oyunlar için play (play football, play tennis), topsuz aktiviteler ve dövüş sanatları için do (do yoga, do karate, do gymnastics), -ing ile biten aktiviteler için go kullanılır (go swimming, go running, go cycling). Genel olarak "spor yapmak" İngiliz İngilizcesinde "do sport", Amerikan İngilizcesinde "play sports" şeklinde söylenir.
Coach, trainer ve manager arasındaki fark nedir?
Coach (antrenör) beceri ve taktik öğretir, sporcuları ya da takımı müsabakaya hazırlar. Personal trainer (kişisel antrenör) salonda danışanlarla birebir kondisyon çalışır. İngiliz futbolunda takımı yöneten ve kadroyu belirleyen kişiye manager (teknik direktör) denir; diğer çoğu sporda bu kişi head coach'tur (baş antrenör). ABD'de athletic trainer ise sakatlıklarla ilgilenen bir sağlık profesyonelidir.
Strain mi, sprain mi?
Sprain, kemiği kemiğe bağlayan doku olan bağın (ligament) sakatlanmasıdır ve genellikle ayak bileğinde ya da dizde görülür; Türkçede burkulma denir. Strain ise kasın ya da tendonun zorlanmasıdır; örneğin arka adale zorlanması (hamstring strain). Gündelik İngilizcede "I pulled a muscle" (kasımı zorladım, yani strain) ya da "I twisted my ankle" (ayağımı burktum, çoğunlukla sprain) da denir.
Türk spor salonlarında neden squat, kardiyo, bench press gibi İngilizce kelimeler kullanılıyor?
Modern fitness antrenmanı, sertifika programları, ekipmanlar ve uygulamalar büyük ölçüde İngilizce konuşulan ülkelerden geldiği için hareket adları çoğunlukla olduğu gibi kullanılır. İngilizce terimleri ve doğru telaffuzlarını bilmek, uluslararası programları takip etmenize, yabancı danışanlarla konuşmanıza ve araştırmaları okumanıza yardımcı olur.
İlgili alanlar
Seviyene uygun okumayla pekiştir
Yeni kelimelerin kalıcı olmasının en hızlı yolu seviyene uygun metin okumaktır. Seviyene göre ücretsiz İngilizce kitaplar:
