Uluslararası şirketlerde çalışanlar için İngilizce

İş İngilizcesi: 401 Temel Terim ve Anlamları

İş İngilizcesi, uluslararası şirketlerin ortak çalışma dilidir: toplantı yönetmek, net bir e-posta yazmak, sonuçları sunmak ve başka ülkelerdeki meslektaşlarla anlaşmaya varmak için gereken kelimeler bunlardır. Yöneticiler, mühendisler, satış ekipleri ve asistanlar bu terimleri her gün kullanır; kalıp ifadeleri bilmek çoğu zaman nadir kelimeleri bilmekten daha işe yarar.

  • 401 terim
  • 11 konu
  • 134 temel terim
  • 813 örnek cümle

Teslim Tarihleri ve Planlama

  • call offphrasal verb (öbek fiil)iptal etmek, vazgeçmek

    Bir toplantıyı, etkinliği ya da planı iptal etmek veya yapılması planlanan bir şeyden vazgeçmek.

  • running lateifadegecikmek, geç kalmak

    Planlanan zamanın gerisinde kalmak ve bu yüzden beklenenden geç varmak ya da geç bitirmek; kişiler, toplantılar ve programlar için kullanılır.

  • prioritizefiilöncelik vermek, önceliklendirmek

    Hangi işlerin en önemli olduğuna karar verip önce onlarla ilgilenmek ya da bir şeyi diğerlerinden daha önemli saymak.

  • slotisimzaman dilimi, boş saat

    Bir programda toplantı, görüşme, sunum ya da başka bir etkinlik için ayrılmış veya boş olan zaman dilimi.

  • milestoneisimkilometre taşı, önemli aşama

    Bir projede ilerlemeyi kontrol etmek için kullanılan önemli nokta ya da olay; bir tasarımın bitmesi veya bir ürünün piyasaya çıkması gibi.

  • pencil inphrasal verb (öbek fiil)şimdilik takvime yazmak, geçici olarak planlamak

    Bir toplantıyı ya da etkinliği, planın sonradan değişebileceğini bilerek belirli bir zamana geçici olarak koymak.

  • deliverableisimçıktı, teslim edilecek iş

    Bir ekibin belirli bir tarihe kadar hazırlayıp teslim etmeyi kabul ettiği somut sonuç, belge ya da ürün.

  • book a meeting roomifadetoplantı odası ayırtmak

    Belirli bir saatte toplantı yapmak için bir odayı önceden ayırtmak, böylece o sırada başkasının kullanamamasını sağlamak.

  • set a dateifadetarih belirlemek

    Bir etkinlik, toplantı, lansman, ziyaret veya son tarih için belirli bir günü kararlaştırıp kesinleştirmektir.

  • set a timeifadebir saat belirlemek

    Toplantı, görüşme, ziyaret ya da başka bir planlı etkinlik için belirli bir saat üzerinde anlaşmak demektir.

  • confirm availabilityifadeuygunluğu teyit etmek

    Bir kişinin, odanın, hizmetin ya da ürünün belirli bir zamanda uygun olduğunu kontrol edip açıkça bildirmek demektir.

  • schedule a meetingifadetoplantı planlamak

    Bir toplantının gerçekleşmesi için tarih ve saat belirleyip düzenlemek.

  • hard stopisimkesin bitiş saati

    Bir toplantının veya faaliyetin mutlaka sona ermesi gereken kesin saat.

  • rain checkisimdaveti başka zamana bırakma

    Bir daveti şimdi kabul etmek yerine daha sonraki bir zamana bırakmak için yapılan gündelik öneri veya anlaşma.

  • at short noticeifadekısa süre önceden haber verilerek

    Haber verilmesiyle harekete geçilmesi gereken an arasında çok az süre bulunması.

  • at the eleventh hourdeyimson anda, son dakikada

    Artık çok geç olmadan hemen önce, son mümkün anda gerçekleşmeyi anlatır.

  • against the clockdeyimzamana karşı

    Mevcut süre dolmadan işi bitirmek için zaman baskısı altında çalışmayı anlatır.

  • slack timeisimtoplam bolluk süresi, faaliyetin izin verilen gecikme süresi

    Bir faaliyetin, planlanan proje bitiş tarihini ötelemeden gecikebileceği süre.

  • rolling deadlineisimsürekli veya dönemsel değerlendirmeye açık son tarih düzeni

    Başvuruların veya işlerin sürekli olarak ya da birbirini izleyen değerlendirme turlarında ele alındığı düzen.

  • timeboxfiilbelirli süreyle sınırlamak

    Bir faaliyeti belirli bir süreyle sınırlayıp bu süre dolduğunda durdurmak veya yeniden değerlendirmek.

  • time blockingisimişler için takvimde süre ayırma

    Belirli işlere takvimde ayrı zaman aralıkları ayırarak çalışmayı planlama yöntemi.

  • squeeze inphrasal verb (öbek fiil)araya sıkıştırmak, dar vakitte yer açmak

    Kısıtlı bir boş zaman aralığına ek bir iş veya etkinlik sığdırmak.

  • overrunfiilayrılan süreyi aşmak, planlanan miktarı aşmak

    Bir işin ayrılan süreden daha uzun sürmesi veya planlanan miktarı aşması.

  • allow forphrasal verb (öbek fiil)hesaba katmak, pay bırakmak

    Planlama yaparken beklenen bir etkeni veya olası bir ihtiyacı hesaba katmak.

Şirket Yapısı

  • headquartersisimgenel merkez, merkez ofis

    Bir şirketin ya da kuruluşun üst yönetiminin çalıştığı ve en önemli kararların alındığı ana ofis.

  • stakeholderisimpaydaş, ilgili taraf

    Bir projeden ya da şirket kararından etkilenen veya bu konuda çıkarı bulunan kişi ya da grup; çalışanlar, müşteriler, yatırımcılar ve tedarikçiler gibi.

  • report tophrasal verb (öbek fiil)bağlı olmak, -e bağlı çalışmak

    Size iş veren, kararlarınızı onaylayan ve performansınızı değerlendiren kişiye doğrudan bağlı olmak.

  • CEOkısaltmaCEO, genel müdür

    Chief executive officer ifadesinin kısaltması; şirketin genel stratejisinden ve sonuçlarından sorumlu en üst düzey yönetici.

  • HRkısaltmaİK, insan kaynakları

    Human resources ifadesinin kısaltması; işe alım, sözleşmeler, ücretler, eğitim, izinler ve çalışan ilişkileriyle ilgilenen departman.

  • line managerisimbağlı olunan yönetici, doğrudan yönetici

    Şirkette doğrudan bağlı olduğunuz, size iş veren, izinlerinizi onaylayan ve performansınızı değerlendiren kişi.

  • branchisimşube, bölge ofisi

    Banka, perakende zinciri ya da hizmet şirketi gibi büyük bir kuruluşun farklı bir şehir veya bölgedeki yerel ofislerinden ya da mağazalarından biri.

  • subsidiaryisimbağlı ortaklık, bağlı şirket

    Ana şirket denen başka bir şirketin sahipliğinde ya da kontrolünde olan ancak ayrı bir tüzel kişiliği bulunan şirket.

  • in-housesıfatşirket içi, kurum içi

    Dış bir tedarikçi ya da ajans yerine şirketin kendi çalışanları tarafından, şirket içinde yapılan veya istihdam edilen.

  • outsourcefiildış kaynak kullanmak, dışarıya yaptırmak

    Bir işletmenin daha önce kendi çalışanlarıyla yaptığı ya da yapabileceği bir işi veya hizmeti, ücret karşılığında dışarıdaki bir şirkete yaptırması.

  • board of directorsisimyönetim kurulu

    Şirketin yönetimini denetlemek ve CEO'nun atanması gibi önemli kararları almak için hissedarlar tarafından seçilen kişiler grubu.

  • C-suiteisimüst yönetim, C seviyesi yöneticiler

    Unvanları genellikle "chief" kelimesiyle başlayan CEO, CFO ve COO gibi şirketin en üst düzey yöneticilerinden oluşan grup.

  • departmentisimdepartman, bölüm

    Bir şirketin ya da kurumun satış, finans veya bilgi teknolojileri gibi belirli bir iş alanından sorumlu ana bölümlerinden biri.

  • head ofifademüdür, direktör

    Bir departmanın, ekibin ya da işlevin sorumlusu olan kişinin unvanı; "Head of Marketing" (Pazarlama Direktörü) ya da "Head of HR" (İK Müdürü) gibi.

  • team leadisimtakım lideri, ekip lideri

    Küçük bir ekibin günlük işlerini yönlendiren ve görevlerin yapılmasını sağlayan, genellikle üst düzey yönetici olmayan kişi.

  • startupisimgirişim, yeni kurulmuş şirket

    Genellikle yeni bir ürün ya da teknolojiyle ve yatırımcı parasıyla hızla büyümeye çalışan, yeni kurulmuş ve çoğunlukla küçük şirket.

  • CFOkısaltmafinans direktörü, mali işler direktörü

    Chief financial officer ifadesinin kısaltması; bütçe, muhasebe, finansal raporlama ve finansal riskler dahil şirketin parasından sorumlu üst düzey yönetici.

  • managing directorisimgenel müdür, icra direktörü

    İngiliz ve birçok Avrupa şirketinde işi günlük olarak yöneten en üst düzey yönetici; çoğu zaman MD diye kısaltılır.

  • parent companyisimana şirket, çatı şirket

    Bağlı ortaklık ya da iştirak denen bir veya daha fazla şirkete sahip olan ya da onları kontrol eden şirket.

  • shareholderisimhissedar, pay sahibi

    Bir şirkette hisse sahibi olan ve böylece şirketin bir kısmına sahip olan kişi ya da kurum.

  • org chartisimorganizasyon şeması, teşkilat şeması

    Organizational chart ifadesinin kısaltması; bir şirketin departmanlarını, görevlerini ve kimin kime bağlı olduğunu gösteren şema.

  • company policyisimşirket politikası

    Çalışanların işte belirli durumlarda nasıl davranması gerektiğini yönlendiren resmî kural ya da kurallar bütünü.

  • reporting lineisimraporlama ilişkisi

    Bir kuruluşta kimin kime bağlı çalıştığını ve yetki ya da denetim yapısının nasıl kurulduğunu gösteren resmî ilişkidir.

  • decision rightsisimkarar yetkileri

    Bir kurumda belirli kararları alma konusundaki resmî yetkidir; hangi rolün onaylayacağına, reddedeceğine veya seçenekler arasından seçeceğine işaret eder.

  • regional officeisimbölge ofisi

    Şirketin daha geniş yapısı içinde, belirli bir coğrafi bölgedeki faaliyetleri yöneten ofistir.

  • escalation matrixisimeskalasyon matrisi, üst makama bildirim matrisi

    Bir sorunun mevcut düzeyde çözülemediği durumda; önem derecesine, işleve ya da süreye göre kime başvurulacağını gösteren çizelgedir.

  • dotted-line reportingisimikincil yöneticiye bağlılık

    Bir kişinin ana yöneticisine bağlılığının yanında başka bir yöneticiye karşı ikincil sorumluluk ilişkisi.

  • flat organizationisimaz kademeli organizasyon

    Çalışanlarla üst yönetim arasında görece az sayıda yönetim kademesi bulunan kuruluş.

  • skip-level meetingisimbir üst yönetim kademesiyle görüşme

    Bir çalışanın doğrudan yöneticisinin üzerindeki yöneticiyle yaptığı görüşme.

  • holding companyisimholding şirketi

    Başlıca amacı başka şirketlerin hisselerini elinde bulundurmak olan şirket.

  • conglomerateisimfarklı sektörlerde faaliyet gösteren şirketler grubu

    Birbirinden önemli ölçüde farklı sektörlerdeki şirketlerden oluşan işletmeler grubu.

  • spin-offisimayrılarak kurulan şirket

    Mevcut bir işletmenin bir bölümünden oluşturulan yeni ve bağımsız şirket.

  • demergerisimşirket bölünmesi, ayrışma

    Bir işletmenin ayrı şirketlere veya ayrı sahiplik yapılarına ayrılması.

  • centralizationisimmerkezileşme

    Karar verme yetkisinin merkezi bir yönetim düzeyinde yoğunlaştırılması.

  • intrapreneurisimkurum içi girişimci

    Yerleşik bir kuruluşun içinde yeni iş fikirleri veya girişimler geliştiren çalışan.

  • company secretaryisimşirket sekreteri, kurumsal yönetişim sekreteri

    Şirketin yönetişim işlemlerini ve gerekli kurumsal kayıtlarını yürütmekten sorumlu görevli.

  • boardroomisimyönetim kurulu toplantı odası

    Yönetim kurulunun toplandığı oda; mecazen üst düzey kurumsal kararların alındığı çevre.

  • rank and fileisimyönetici olmayan çalışanlar, taban

    Bir kuruluşun yönetici kadrosu dışında kalan sıradan üyeleri veya çalışanları.

  • secondmentisimgeçici görevlendirme

    Çalışanın genellikle asıl işvereniyle bağını koruyarak başka bir görevde veya kuruluşta geçici çalışması.

Ofis Deyimleri ve Kalıpları

  • touch basedeyimkısaca görüşmek, haberleşmek

    Durumu kontrol etmek ya da kısa bir bilgi paylaşmak için biriyle kısaca iletişim kurmak; genellikle telefon, mesaj ya da kısa bir toplantıyla.

  • heads-upisimönceden haber, ön bilgi

    Karşı tarafın hazırlanabilmesi için yaklaşan bir durum hakkında önceden verilen haber ya da uyarı.

  • on the same pagedeyimaynı noktada olmak, aynı şeyi anlamak

    Bir durum, plan ya da hedef hakkında ilgili diğer kişilerle aynı şekilde düşünmek ve aynı şeyi anlamak.

  • keep me postedifadebeni haberdar et, gelişmelerden haber ver

    Bir durumdaki yeni gelişmeleri ya da değişiklikleri oldukça haber vermesi için birine yapılan samimi rica.

  • ballpark figuredeyimkabaca tahmin, yaklaşık rakam

    Kesin rakam henüz bilinmediğinde verilen, fiyat ya da maliyet gibi bir sayıya ilişkin kaba tahmin.

  • bandwidthisimvakit, kapasite

    Ofis dilinde bir kişinin ya da ekibin yeni işler üstlenmek için sahip olduğu zaman, enerji veya kapasite.

  • circle backphrasal verb (öbek fiil)konuya sonra dönmek, tekrar ele almak

    Bir konuya ya da kişiye daha sonra yeniden dönmek; genellikle şu an bunun için yeterli vakit ya da bilgi olmadığı için.

  • low-hanging fruitdeyimkolay kazanımlar, en kolay hedefler

    Kolayca ele alınabilen ve hızlı sonuç veren, bu yüzden genellikle ilk önce yapılan işler, sorunlar ya da fırsatlar.

  • get the ball rollingdeyimişi başlatmak, ilk adımı atmak

    Bir etkinliği, süreci ya da tartışmayı, çoğu zaman ilk adımı atan ya da ilk sözü alan kişi olarak başlatmak.

  • back to the drawing boarddeyimen baştan başlamak, sil baştan

    Bir plan ya da fikir başarısız olduğunda veya reddedildiğinde, en baştan başlayıp yenisini bulmak gerektiğini anlatmak için kullanılır.

  • drop the balldeyimişi aksatmak, bir şeyi gözden kaçırmak

    Sorumlu olduğunuz bir şeyi unutarak ya da yapmayarak hata yapmak, işi aksatmak.

  • on my radardeyimtakibimde, aklımda

    Şu anda üzerinde çalışmıyor olsanız bile haberdar olduğunuz ve takip ettiğiniz bir şeyi anlatır.

  • up to speedifadeson durumdan haberdar, güncel bilgiye sahip

    Bir durum ya da iş hakkındaki en güncel bilgilere sahip olmak veya bir öğrenme döneminden sonra beklenen düzeyde çalışabilir hale gelmek.

  • on boardifadedestekleyen, işin içinde

    Bir planı ya da kararı desteklemek ve ona katılmaya istekli olmak; birinin bir ekibe veya şirkete katıldığını söylemek için de kullanılır.

  • pingfiilmesaj atmak, yazmak

    Bir şey sormak ya da bir şeyi hatırlatmak için birine genellikle sohbet uygulamasından veya e-postayla kısa bir mesaj göndermek.

  • sign off onphrasal verb (öbek fiil)onaylamak, onay vermek

    Bir planın, belgenin, bütçenin ya da işin hayata geçebilmesi için resmi onay vermek.

  • on the back burnerdeyimrafa kaldırılmış, beklemeye alınmış

    Daha fazla zaman ya da para olduğunda ele alınmak üzere şimdilik ertelenmiş veya düşük öncelik verilmiş.

  • hit the ground runningdeyimişe hızlı başlamak, hemen işe koyulmak

    Yeni bir işe ya da projeye uzun bir öğrenme veya hazırlık süresine ihtiyaç duymadan hızlı ve etkili şekilde başlamak.

  • learning curveisimöğrenme süreci, öğrenme eğrisi

    Birinin yeni bir beceriyi, işi ya da sistemi öğrenme hızı; "steep learning curve" kısa sürede öğrenilecek çok şey olduğu anlamına gelir.

  • pick your braindeyimfikrini almak, danışmak

    Bir konuda çok bilgili olan birine, genellikle resmi olmayan bir şekilde bilgi ya da tavsiye için danışmak.

  • the ball is in your courtdeyimtop sende, sıra sizde

    Karşı taraf yapması gerekeni zaten yaptığı için artık harekete geçme ya da karar verme sırası sizde.

  • deep diveisimderinlemesine inceleme, ayrıntılı analiz

    Bir konunun, sorunun ya da veri setinin olağan bir incelemenin çok ötesine geçen ayrıntılı incelemesi veya tartışması.

  • small talkisimhavadan sudan konuşma

    Kibar olmak ya da sosyal ortamı rahatlatmak için yapılan, gündelik konular üzerine hafif ve samimi konuşma.

  • play hardballdeyimsert pazarlık yapmak

    İş ortamında ya da pazarlıkta avantaj sağlamak veya karşı tarafı zorlamak için çok sert ve tavizsiz davranmak demektir.

  • make headwaydeyimilerleme kaydetmek

    Özellikle yavaş bir başlangıçtan ya da önceki zorluklardan sonra, bir işte, görüşmede veya sorunda belirgin ilerleme sağlamak demektir.

  • break the icedeyimortamı yumuşatmak

    Yeni ya da resmî bir ortamda gerginliği azaltıp insanların daha rahat konuşmaya başlamasını sağlayacak bir şey söylemek veya yapmak demektir.

  • get to the pointdeyimsadede gelmek

    Asıl düşünceyi ya da en önemli bilgiyi, gereksiz ayrıntılara ve uzun girişlere girmeden doğrudan söylemek demektir.

  • cut to the chasedeyimlafı uzatmadan konuya girmek

    Özellikle zaman kısıtlıyken ayrıntıları atlayıp en önemli noktayı doğrudan söylemek.

  • boil the oceandeyimgerçekçi olmayacak kadar kapsamlı işe girişmek

    Bir sorunun tamamını aynı anda çözmeye çalışarak gerçekçi olmayacak kadar geniş bir işe girişmek.

  • reinvent the wheeldeyimvar olan çözümü yeniden üretmek

    Zaten var olan ve kullanılabilecek bir çözümü gereksiz yere yeniden geliştirmek için emek harcamak.

  • move the needledeyimsonuçta belirgin fark yaratmak

    Önemli bir sonuç veya ölçütte fark edilir bir değişiklik yaratmak.

  • elephant in the roomdeyimherkesin bildiği ama konuşmadığı sorun

    Herkesin fark ettiği halde konuşmaktan kaçındığı önemli ve açık sorun.

  • put out firesdeyimsürekli acil sorunlarla uğraşmak

    Planlı işler yerine tekrar tekrar ortaya çıkan acil sorunları çözmekle uğraşmak.

  • pass the buckdeyimsorumluluğu başkasına atmak

    Bir sorun veya kararın sorumluluğunu üstlenmekten kaçınıp başkasına yüklemek.

  • throw someone under the busdeyimkendini kurtarmak için başkasını feda etmek

    Kendini korumak için başka bir kişinin çıkarlarını veya itibarını gözden çıkarmak.

  • read between the linesdeyimsatır aralarını okumak

    Açıkça söylenmeyen ancak kullanılan ifadelerin ima ettiği anlamı çıkarmak.

  • take something with a pinch of saltdeyimbir şeyi ihtiyatla karşılamak

    Duyulan bir bilgiyi bütünüyle doğru kabul etmek yerine bir miktar şüpheyle değerlendirmek.

Mini test: bu terimleri biliyor musun?

Bu sözlükten 10 soru. Her terimin doğru Türkçe karşılığını seç, puanını gör.

İş İngilizcesi nasıl öğrenilir?

  • Tek tek kelimeler yerine kalıpları öğrenin: "wrap up the meeting", "push back the deadline" ve "loop someone in" gibi ifadeler meslektaşların gerçekten kullandığı dildir.
  • Her hafta şirket duyuruları, faaliyet raporları ve iş haberleri gibi gerçek iş metinleri okuyun; e-postaların nasıl açılıp kapandığına dikkat edin.
  • Kendi e-posta cümlelerinizden bir liste tutun ve Türkçeden kelime kelime çevirdiğiniz ifadeleri karşılaştığınız doğal İngilizce kalıplarla değiştirin.
  • Tanıdık görünüp başka anlama gelen kelimelere dikkat edin: "agenda" ajanda değil gündemdir, toplantıdaki "minutes" ise dakika değil tutanaktır.
  • Görüşmelerde gereken "You're on mute" ve "Could you share your screen?" gibi cümleleri ihtiyaç duymadan önce sesli olarak çalışın.

Sıkça sorulan sorular

İş İngilizcesi ile genel İngilizce arasındaki fark nedir?

Dil bilgisi aynıdır. Fark kelime dağarcığında, kalıp ifadelerde ve üsluptadır: İş İngilizcesi toplantılara, e-postalara, sunumlara, müzakerelere ve telefon görüşmelerine odaklanır; net, kibar ve kısa cümleleri öne çıkarır.

İngilizce bir iş e-postasına nasıl başlanır ve nasıl bitirilir?

Güvenli bir kalıp şöyledir: "Dear Ms Smith," ya da "Hi Anna," gibi bir hitap, neden yazdığınızı belirten bir ilk cümle ve ardından adınızla birlikte "Best regards," ya da "Kind regards," gibi bir kapanış. Yazdığınız kişinin üslubuna uyum sağlayın.

"Touch base" ve "circle back" gibi deyimler iş ortamı için fazla gündelik mi?

Konuşma dilinde ve şirket içi e-postalarda, özellikle Amerikan iş kültürünün etkili olduğu şirketlerde olağandır. Resmi yazışmalarda, sözleşmelerde ve resmi raporlarda ise "contact" ya da "discuss later" gibi yalın fiiller daha uygundur.

Türkçe konuşanlar hangi iş İngilizcesi kelimelerinde sık hata yapar?

Tipik tuzaklar şunlardır: "agenda" (ajanda değil gündem), "minutes" (dakika değil tutanak), "bring forward" (ertelemek değil öne almak) ve "shortly" (kısaca değil birazdan). Sık görülen bir dil bilgisi hatası da "look forward to hearing" yerine "look forward to hear" yazmaktır.

İş İngilizcemi nasıl daha hızlı geliştirebilirim?

Şirket e-postaları, raporlar, basın bültenleri ve iş haberleri gibi gerçek iş metinleri okuyun ve sürekli karşınıza çıkan kalıpları not edin. Sonra bunları kendi e-postalarınızda ve toplantılarınızda kullanın; işte birkaç kez kullandığınız bir kalıp kalıcı olur.

Seviyene uygun okumayla pekiştir

Yeni kelimelerin kalıcı olmasının en hızlı yolu seviyene uygun metin okumaktır. Seviyene göre ücretsiz İngilizce kitaplar: