Uluslararası şirketlerde çalışanlar için İngilizce

İş İngilizcesi: 200 Temel Terim ve Anlamları

İş İngilizcesi, uluslararası şirketlerin ortak çalışma dilidir: toplantı yönetmek, net bir e-posta yazmak, sonuçları sunmak ve başka ülkelerdeki meslektaşlarla anlaşmaya varmak için gereken kelimeler bunlardır. Yöneticiler, mühendisler, satış ekipleri ve asistanlar bu terimleri her gün kullanır; kalıp ifadeleri bilmek çoğu zaman nadir kelimeleri bilmekten daha işe yarar.

  • 200 terim
  • 11 konu
  • 108 temel terim
  • 411 örnek cümle

Toplantılar

  • agendaisimgündem, toplantı gündemi

    Bir toplantıda konuşulacak konuların, genellikle ele alınacakları sırayla yazıldığı ve katılımcılarla önceden paylaşılan liste.

  • minutesisimtutanak, toplantı tutanağı

    Bir toplantının resmi yazılı kaydı; kimlerin katıldığını, nelerin konuşulduğunu, hangi kararların alındığını ve sonraki adımları kimin üstleneceğini içerir.

  • action itemisimaksiyon maddesi, yapılacak iş

    Toplantıda kararlaştırılan, sorumluluğu bir kişiye verilen ve genellikle bitiş tarihi olan belirli görev.

  • wrap upphrasal verb (öbek fiil)toparlamak, bitirmek

    Bir toplantıyı, tartışmayı ya da işi genellikle ana noktaları özetleyip sonraki adımlarda anlaşarak bitirmek.

  • recapisimözet, kısa özet

    Bir toplantının, görüşmenin ya da tartışmanın ana noktalarının sonunda yapılan veya sonradan gönderilen kısa özeti. Fiil olarak da kullanılır.

  • one-on-oneisimbirebir görüşme, birebir toplantı

    Genellikle bir yönetici ile ekip üyesi arasında düzenli olarak yapılan; işin, ilerlemenin, sorunların ve gelişimin konuşulduğu iki kişilik özel görüşme.

  • go overphrasal verb (öbek fiil)üzerinden geçmek, gözden geçirmek

    Bir şeyi kontrol etmek, açıklamak ya da anlamak için dikkatlice, madde madde incelemek veya konuşmak.

  • attendeeisimkatılımcı, toplantıya katılan kişi

    Bir toplantıya, konferansa, eğitime ya da başka bir etkinliğe katılan kişi.

  • chairfiiltoplantıya başkanlık etmek, toplantıyı yönetmek

    Toplantıyı açarak, gündemi takip ederek, söz vererek ve süreyi yöneterek toplantıya başkanlık etmek. İsim olarak bu görevi üstlenen kişi.

  • kick-off meetingisimbaşlangıç toplantısı, proje açılış toplantısı

    Bir projenin ya da iş birliğinin ilk toplantısı; bu toplantıda ekip ve müşteri hedeflerde, rollerde, kapsamda ve zaman çizelgesinde anlaşır.

  • syncisimkısa koordinasyon toplantısı, durum görüşmesi

    Aynı iş üzerinde çalışanların birbirini bilgilendirmesi ve uyum içinde ilerlemesi için yapılan kısa, gayriresmi toplantı ya da görüşme. Fiil olarak da kullanılır.

  • consensusisimfikir birliği, uzlaşı

    Bir gruptaki üyelerin tamamının ya da çoğunun bir karar veya görüş üzerinde genel olarak anlaşması.

  • take it offlineifadetoplantı dışında konuşmak, ayrıca görüşmek

    Toplantının ilerleyebilmesi için bir konuyu daha sonra, toplantı dışında ve genellikle yalnızca ilgili kişilerle konuşmak üzere bırakmak.

  • feedbackisimgeri bildirim, geri dönüş

    Bir kişinin çalışması, fikri ya da performansı hakkında, onu geliştirmek amacıyla verilen yorum ve değerlendirmeler.

  • brainstormfiilbeyin fırtınası yapmak, fikir üretmek

    Bir sorunu çözmek ya da bir şey planlamak için grup halinde toplanıp ilk aşamada eleştirmeden hızla çok sayıda fikir ortaya atmak.

  • inputisimkatkı, görüş

    Bir kişinin bir tartışmaya, karara ya da çalışmaya kattığı fikir, öneri veya bilgi.

  • interruptfiilsözünü kesmek, araya girmek

    Biri konuşurken bir şey söyleyerek onu durdurmak ya da bir etkinliği kısa süreliğine kesintiye uğratmak.

  • workshopisimçalıştay, atölye çalışması

    Bir grubun yalnızca dinlemek yerine bir konu ya da sorun üzerinde aktif olarak çalıştığı toplantı veya eğitim oturumu.

  • raisefiilgündeme getirmek, dile getirmek

    Bir konunun, sorunun ya da meselenin tartışılabilmesi için onu örneğin bir toplantıda ya da e-postada dile getirmek.

  • all-hands meetingisimgenel toplantı, tüm çalışanlar toplantısı

    Bir şirketteki ya da departmandaki herkesin katıldığı, genellikle üst yönetimin haberleri, sonuçları ve planları paylaştığı toplantı.

  • stand-up meetingisimgünlük kısa toplantı, ayakta toplantı

    Herkesin ne yaptığını, sırada ne olduğunu ve önünde hangi engeller bulunduğunu anlattığı, genellikle 15 dakika kadar süren kısa günlük ekip toplantısı.

  • AOBkısaltmadiğer konular, dilek ve temenniler

    Any other business ifadesinin kısaltması; toplantı gündeminin son maddesi olup gündemde yer almayan konuların dile getirilebildiği bölümdür.

E-postalar ve Raporlar

  • CCkısaltmabilgiye eklemek, bilgi alanı

    Carbon copy (karbon kopya) ifadesinin kısaltması; e-postayı bilgi amaçlı görmesi gereken ama harekete geçmesi beklenmeyen kişilerin yazıldığı alan. Fiil olarak da kullanılır.

  • attachmentisimek, ekli dosya

    E-postayla birlikte gönderilen belge, tablo ya da görsel gibi dosya.

  • follow upphrasal verb (öbek fiil)takip etmek, dönüş yapmak

    Daha önce konuşulan bir konu hakkında ilerlemeyi sormak, yanıt istemek ya da bilgi eklemek için birine yeniden ulaşmak.

  • FYIkısaltmabilginize, bilgin olsun

    For your information ifadesinin kısaltması; mesajın okuyucuya bir işlem yapması için değil, bilgisi olsun diye iletildiğini gösterir.

  • please find attachedifadeekte bulabilirsiniz, ekte sunarım

    E-postalarda okuyucuya mesaja bir dosya eklendiğini bildirmek için kullanılan kalıplaşmış, kibar ifade.

  • look forward tophrasal verb (öbek fiil)dört gözle beklemek, sabırsızlıkla beklemek

    Gerçekleşecek bir şeyi memnuniyetle beklemek; e-postalarda yanıt ya da görüşme beklendiğini göstermek için kullanılan kibar bir kapanış ifadesi.

  • forwardfiililetmek, yönlendirmek

    Aldığınız bir e-postayı ya da mesajı, çoğu zaman kısa bir notla birlikte başka birine göndermek.

  • loop inphrasal verb (öbek fiil)dahil etmek, yazışmaya eklemek

    Bir kişiyi bilgilendirilmesi ve gelişmeleri takip edebilmesi için e-postaya, yazışmaya ya da projeye dahil etmek.

  • best regardsifadesaygılarımla, en iyi dileklerimle

    Mesleki e-postaların sonunda, adınızdan hemen önce yazılan kibar kapanış ifadesi.

  • draftisimtaslak, ilk sürüm

    Henüz son halini almamış ve büyük olasılıkla değiştirilecek belge, e-posta ya da plan sürümü. Fiil olarak bu ilk sürümü yazmak anlamına gelir.

  • reply allifadetümünü yanıtla, herkese yanıt vermek

    Bir e-postayı, yanıtınız gönderene ve CC'dekiler dahil ilk mesajı alan herkese gidecek şekilde yanıtlamak.

  • out of officeifadeofis dışında, otomatik yanıt

    Tatil ya da iş seyahati gibi nedenlerle işte olmamak; ayrıca gönderenlere uzakta olduğunuzu bildiren otomatik e-posta yanıtı.

  • executive summaryisimyönetici özeti, özet

    Bir raporun ya da teklifin başında yer alan ve yoğun okuyucular için ana bulguları ve önerileri veren kısa bölüm.

  • KPIkısaltmatemel performans göstergesi, performans göstergesi

    Key performance indicator ifadesinin kısaltması; bir kişinin, ekibin ya da şirketin önemli bir hedefe ne ölçüde ulaştığını gösteren ölçülebilir değer.

  • reach outphrasal verb (öbek fiil)iletişime geçmek, ulaşmak

    Yardım teklif etmek, bir şey sormak ya da iş ilişkisi başlatmak için birine genellikle e-posta veya telefonla ulaşmak.

  • subject lineisimkonu satırı, e-posta konusu

    E-postanın en üstünde yer alan ve okuyucuya mesajı açmadan önce neyle ilgili olduğunu söyleyen kısa satır.

  • BCCkısaltmagizli bilgi, gizli alıcı

    Blind carbon copy ifadesinin kısaltması; diğer alıcılar görmeden e-postanın bir kopyasını alacak kişilerin yazıldığı alan.

  • I am writing toifade… amacıyla yazıyorum, … için size yazıyorum

    Resmi bir e-postayı ya da mektubu açan ve amacını en baştan belirten kalıp ifade; "I am writing to confirm…" (… teyit etmek için yazıyorum) gibi.

  • inboxisimgelen kutusu

    E-posta programında yeni mesajların düştüğü klasör; ayrıca ilgilenilmeyi bekleyen tüm e-postalar anlamında da kullanılır.

  • status updateisimdurum güncellemesi, son durum bilgisi

    Bir projenin ya da işin nasıl ilerlediğini ve neyin değiştiğini başkalarına anlatan, genellikle e-postayla veya toplantıda verilen kısa bilgi.

  • do not hesitate toifadeçekinmeden, lütfen çekinmeyin

    Genellikle e-postanın sonunda kullanılan ve okuyucuyu bir ihtiyacı olursa sizinle iletişime geçmeye ya da soru sormaya davet eden kibar kalıp.

  • threadisimyazışma zinciri, e-posta dizisi

    Aynı konu hakkında birbirine cevap olarak yazılmış ve bir arada gruplanmış e-posta ya da sohbet mesajları dizisi.

  • as perifade… uyarınca, … doğrultusunda

    Daha önceki bir talimata, anlaşmaya ya da mesaja atıf yapmak için kullanılan; "according to" (… göre) ya da "as stated in" (… belirtildiği gibi) anlamındaki resmi ifade.

Sunumlar

  • slideisimslayt, sunum sayfası

    Bir sunumun ekranda gösterilen tek sayfası; genellikle başlık, kısa metin, grafik ya da görsel içerir.

  • deckisimsunum, slayt seti

    Genellikle PowerPoint, Keynote ya da Google Slaytlar'da hazırlanan ve dosya olarak paylaşılan sunum slaytlarının bütünü.

  • walk throughphrasal verb (öbek fiil)adım adım anlatmak, üzerinden geçmek

    Bir şeyi, karşıdaki kişi tam olarak anlasın diye çoğu zaman ekranda göstererek adım adım açıklamak.

  • Q&Akısaltmasoru-cevap, soru-cevap bölümü

    Questions and answers ifadesinin kısaltması; sunumda, toplantıda ya da etkinlikte dinleyicilerin konuşmacıya soru sorabildiği bölüm.

  • highlightfiilvurgulamak, öne çıkarmak

    En önemli noktalara ya da sonuçlara dikkat çekerek insanların bunları fark edip hatırlamasını sağlamak. İsim olarak en önemli ya da en iyi kısım anlamına gelir.

  • handoutisimdağıtılan doküman, bilgi notu

    Sunum sırasında ya da sonrasında dinleyicilere verilen, ana noktaları, rakamları veya slaytları içeren basılı ya da dijital belge.

  • bullet pointisimmadde işareti, madde

    Slaytlarda ve belgelerde bilgiyi net sunmak için kullanılan, küçük bir nokta ya da simgeyle başlayan kısa liste maddesi.

  • takeawayisimana çıkarım, akılda kalması gereken nokta

    Bir sunumdan, toplantıdan ya da rapordan sonra insanların hatırlaması gereken ana fikir, ders veya mesaj.

  • move on tophrasal verb (öbek fiil)geçmek, sonraki konuya geçmek

    Bir konuyu bitirip bir sonrakine başlamak; dinleyicilere sunumda ya da toplantıda yol göstermek için kullanılır.

  • to sum upifadeözetle, toparlamak gerekirse

    Bir sunumun, toplantının ya da yazının sonunda ana noktaların kısa özetine geçerken kullanılan ifade.

  • pitchisimtanıtım sunumu, ikna sunumu

    Birini bir ürünü satın almaya, bir fikri onaylamaya ya da bir işe yatırım yapmaya ikna etmeyi amaçlayan kısa ve etkileyici sunum veya konuşma.

  • breakdownisimdöküm, kırılım

    Maliyet ya da sonuç gibi bir toplamı ayrı kalemlerine bölen ayrıntılı liste veya açıklama.

  • audienceisimdinleyiciler, izleyiciler

    Bir sunumu ya da konuşmayı dinleyen kişiler; ayrıca bir mesajın, raporun veya ürünün hitap ettiği kişiler.

  • overviewisimgenel bakış, genel çerçeve

    Bir konu ya da durum hakkında ayrıntılara girmeden ana bilgileri veren kısa ve genel açıklama.

  • chartisimgrafik, çizelge

    Sayıları ya da bilgileri görsel olarak gösteren resim; sütun grafiği, pasta grafiği veya çizgi grafik gibi.

  • demoisimdemo, tanıtım

    Bir ürünün, sistemin ya da özelliğin nasıl çalıştığının genellikle müşterilere, yöneticilere veya iş arkadaşlarına uygulamalı olarak gösterilmesi.

  • trendisimeğilim, trend

    Satışlar, fiyatlar ya da müşteri davranışı gibi bir şeyin zaman içinde değişme veya gelişme yönü.

  • elaboratefiilaçmak, ayrıntılandırmak

    Söylediğiniz bir şey hakkında, özellikle biri istediğinde, daha fazla ayrıntı vermek ya da açıklama yapmak.

  • bear with meifadebir saniye lütfen, biraz sabredin lütfen

    Bir şeyi bulurken, bir sorunu çözerken ya da yaptığınız işi bitirirken karşınızdakinden sabırlı olmasını rica eden kibar ifade.

  • level offphrasal verb (öbek fiil)yatay seyretmek, sabitlenmek

    Yükselmeyi ya da düşmeyi bırakıp aşağı yukarı aynı seviyede kalmak; grafiklerdeki rakamları anlatırken kullanılır.

Müzakereler

  • negotiatefiilmüzakere etmek, pazarlık yapmak

    Fiyat ya da sözleşme şartları gibi bir konuda, iki tarafın da kabul edebileceği bir anlaşmaya varmak için karşı tarafla resmi olarak görüşmek.

  • dealisimanlaşma, iş anlaşması

    İki ya da daha fazla taraf arasında, özellikle belirli şartlarla alım satım ya da iş birliği yapmak üzere varılan anlaşma.

  • proposalisimteklif, öneri

    Müşteri ya da yönetim gibi başkalarının değerlendirip kabul etmesi için sunulan resmi yazılı veya sözlü plan ya da teklif.

  • compromiseisimuzlaşma, orta yol

    Her iki tarafın da sonucu kabul edebilmesi için istediklerinin bir kısmından vazgeçtiği anlaşma. Fiil olarak da kullanılır.

  • termsisimşartlar, koşullar

    Bir anlaşmada ya da sözleşmede iki tarafın da kabul ettiği fiyat, ödeme tarihleri, teslimat ve sorumluluklar gibi koşullar.

  • bottom lineisimişin özü, son fiyat

    Bir tartışmadaki en önemli gerçek ya da nihai tutum; ayrıca bir şirketin gelir tablosunun son satırında gösterilen kazancı veya zararı.

  • win-winsıfatiki taraf için de kazançlı, kazan-kazan

    Her iki tarafın da bir şey kazandığı ve kimsenin kaybetmediği durum ya da anlaşma için kullanılır.

  • counterofferisimkarşı teklif

    Alınan bir teklife yanıt olarak, genellikle farklı bir fiyat ya da farklı koşullarla yapılan yeni teklif.

  • concessionisimtaviz, ödün

    Bir müzakerede anlaşmaya varmak için taraflardan birinin vazgeçmeyi ya da kabul etmeyi üstlendiği şey.

  • deal-breakerisimanlaşmayı bozacak konu, vazgeçilmez şart

    Kabul edilmemesi halinde taraflardan birinin anlaşmanın tamamını reddedeceği kadar önemli tek bir konu ya da koşul.

  • meet halfwaydeyimorta yolu bulmak, yarı yoldan gelmek

    Her iki tarafın da diğerinin isteklerinin bir kısmını kabul etmesiyle, örneğin fiyat farkını paylaşarak anlaşmaya varmak.

  • on the tabledeyimmasada, gündemde

    Bir müzakerede ya da toplantıda önerilmiş veya tartışmaya açık olan; "off the table" ise artık değerlendirilmeyen anlamına gelir.

  • clientisimmüşteri, danışan

    Bir şirkete ya da uzmana hizmet veya danışmanlık karşılığında ödeme yapan ve çoğu zaman uzun süreli ilişki kurulan kişi ya da kurum.

  • offerisimteklif, öneri

    Bir şeyi belirli koşullarla satmaya, almaya, ödemeye ya da yapmaya hazır olduğunuzu bildiren ve karşı tarafın kabul ya da reddedebileceği beyan.

  • contractisimsözleşme, kontrat

    İki ya da daha fazla taraf arasında yapılan, her tarafın neler yapması gerektiğini belirleyen ve hukuken bağlayıcı olan resmi yazılı anlaşma.

  • quoteisimfiyat teklifi, teklif

    Bir tedarikçinin belirli bir iş, ürün ya da hizmet için talep edeceği kesin fiyatı bildiren yazılı veya sözlü açıklama.

  • discountisimindirim, iskonto

    Normal fiyattan düşülen tutar ya da yüzde; örneğin büyük siparişler, erken ödeme veya sadık müşteriler için uygulanır.

  • walk awayphrasal verb (öbek fiil)masadan kalkmak, anlaşmadan çekilmek

    Önerilen koşullar sizin için kabul edilebilir olmadığı için bir müzakereyi sonlandırmak ya da anlaşmadan çekilmek.

  • trade-offisimödünleşim, takas

    Daha uzun bir sözleşme karşılığında daha düşük fiyatı kabul etmek gibi, bir şeyden daha fazla elde etmek için başka bir şeyden daha azına razı olunan durum.

  • common groundisimortak nokta, ortak payda

    İki tarafın paylaştığı ve anlaşmaya varmak için başlangıç noktası olarak kullanılabilecek ortak çıkarlar, görüşler ya da hedefler.

  • NDAkısaltmagizlilik sözleşmesi, gizlilik anlaşması

    Non-disclosure agreement ifadesinin kısaltması; kişilerin ya da şirketlerin kendilerine verilen gizli bilgileri başkalarıyla paylaşmayacaklarını taahhüt ettikleri sözleşme.

Telefon ve Görüntülü Görüşmeler

  • conference callisimkonferans görüşmesi, çok katılımlı görüşme

    Farklı yerlerdeki üç ya da daha fazla kişinin aynı anda birlikte konuştuğu telefon ya da çevrim içi görüşme.

  • mutefiilmikrofonu kapatmak, sesi kapatmak

    Bir görüşmede kendi mikrofonunu ya da başkasının mikrofonunu kapatarak diğerlerinin oradan gelen sesi duymasını engellemek.

  • get back tophrasal verb (öbek fiil)dönüş yapmak, geri dönmek

    Henüz elinizde olmayan bir yanıtı ya da bilgiyi vermek için biriyle daha sonra yeniden iletişime geçmek.

  • share your screenifadeekranını paylaşmak, ekran paylaşımı yapmak

    Görüntülü görüşmedeki diğer kişilerin bilgisayar ekranınızda olanları, örneğin slaytları, bir belgeyi ya da bir uygulamayı görmesini sağlamak.

  • hold onphrasal verb (öbek fiil)beklemek, hatta kalmak

    Özellikle telefonda, karşı taraf bir şeyi kontrol ederken ya da aramayı aktarırken kısa bir süre beklemek.

  • go aheadifadebuyurun, devam edin

    Birine konuşmaya ya da bir şeyi yapmaya başlayabileceğini söyleyen kısa ifade; örneğin görüşmede iki kişi aynı anda konuştuğunda kullanılır.

  • put throughphrasal verb (öbek fiil)bağlamak, aktarmak

    Arayan kişiyi görüşmek istediği kişiye ya da departmana bağlamak; genellikle resepsiyon veya santral tarafından yapılır.

  • break upphrasal verb (öbek fiil)sesin kesik kesik gelmesi, sesin gidip gelmesi

    Telefon ya da görüntülü görüşmede zayıf sinyal veya kötü internet bağlantısı nedeniyle sesin net gelmemesi, kesik kesik duyulması.

  • voicemailisimsesli mesaj, telesekreter

    Aranan kişi yanıt vermediğinde telefon mesajlarını kaydeden sistem; ayrıca kaydedilen tek bir mesaj.

  • speak upphrasal verb (öbek fiil)daha yüksek sesle konuşmak, sesini yükseltmek

    Başkalarının duyabilmesi için daha yüksek sesle konuşmak; ayrıca özellikle bir sorun hakkında düşündüğünü açıkça söylemek.

  • drop offphrasal verb (öbek fiil)görüşmeden ayrılmak, görüşmeden düşmek

    Bir çevrim içi toplantıdan ya da görüşmeden, isteyerek veya bağlantı koptuğu için, bitmeden ayrılmak.

  • hop on a callifadekısa bir görüşme yapmak, hızlıca görüşmek

    Genellikle bir konuyu e-postadan daha hızlı çözmek için kısa ve gayriresmi bir telefon ya da görüntülü görüşme başlatmak veya bu görüşmeye katılmak.

  • hang upphrasal verb (öbek fiil)telefonu kapatmak, kapatmak

    Bir düğmeye basarak ya da ahizeyi yerine koyarak telefon görüşmesini bitirmek; görüntülü görüşmelerde görüşmeden çıkmak.

  • call backphrasal verb (öbek fiil)geri aramak, tekrar aramak

    Daha önce sizi arayan birini aramak ya da birini daha sonra yeniden aramak.

  • take a messageifadenot almak, mesajı not etmek

    Ulaşılamayan biri için arayan kişinin söylemek istediklerini, daha sonra iletmek üzere not etmek.

  • catchfiilduymak, anlamak

    Birinin söylediğini duymak ya da anlamak; genellikle bir kelimeyi, ismi veya numarayı kaçırdığınızda olumsuz cümlede kullanılır.

  • meeting linkisimtoplantı bağlantısı, toplantı linki

    Çevrimiçi bir toplantıya katılmanızı sağlayan, genellikle takvim davetinde yer alan ya da e-posta veya sohbetle gönderilen web adresi.

  • frozensıfatdonmuş, takılmış

    Zayıf bağlantı nedeniyle görüntülü görüşmede hareketsiz kalmış; ses ya da görüşme devam ederken görüntünün durması.

  • background noiseisimarka plan gürültüsü, ortam gürültüsü

    Trafik, klavye sesi ya da konuşan başka insanlar gibi, konuşan kişinin çevresinde bulunan ve görüşmenin veya kaydın anlaşılmasını zorlaştıran sesler.

  • dial inphrasal verb (öbek fiil)telefonla bağlanmak, toplantıya bağlanmak

    Bir konferans görüşmesine ya da çevrimiçi toplantıya, özellikle uygulama veya link yerine bir numarayı arayarak katılmak.

  • talk overphrasal verb (öbek fiil)üst üste konuşmak, aynı anda konuşmak

    Biriyle aynı anda konuşup iki kişinin de net duyulamamasına yol açmak; gecikmeli görüşmelerde sık olur.

Teslim Tarihleri ve Planlama

  • deadlineisimson teslim tarihi, teslim tarihi

    Bir işin en geç bitirilmesi, gönderilmesi ya da teslim edilmesi gereken tarih veya saat.

  • ASAPkısaltmaen kısa sürede, mümkün olan en kısa sürede

    As soon as possible ifadesinin kısaltması; bir işin hiç gecikmeden yapılması ya da gönderilmesi gerektiğini belirtir.

  • EODkısaltmagün sonu, mesai bitimi

    End of day ifadesinin kısaltması; e-posta ve yazışmalarda gayriresmi bir teslim zamanı olarak kullanılan iş günü sonu.

  • reschedulefiilyeniden planlamak, başka bir zamana almak

    Önceden planlanmış bir toplantının, görüşmenin ya da etkinliğin tarihini veya saatini değiştirmek.

  • time zoneisimsaat dilimi, saat farkı

    Dünyada aynı standart saati kullanan bölgelerden her biri; farklı saat dilimlerindeki meslektaşlar işe farklı saatlerde başlayıp işi farklı saatlerde bitirir.

  • postponefiilertelemek, ileri bir tarihe bırakmak

    Bir toplantıyı, etkinliği ya da kararı başlangıçta planlanandan daha sonraki bir zamana almak.

  • push backphrasal verb (öbek fiil)ertelemek, ileri atmak

    Planlanmış bir tarihi ya da saati daha sonraya almak; ayrıca bir talebe, plana ya da karara direnmek, itiraz etmek.

  • availabilityisimmüsaitlik, uygun zaman

    Bir kişinin görüşmek, konuşmak ya da bir iş üzerinde çalışmak için boş olduğu zamanlar.

  • calendar inviteisimtakvim daveti, toplantı daveti

    Bir takvim uygulaması üzerinden gönderilen ve kabul edildiğinde etkinliği davetlilerin takvimine ekleyen toplantı ya da görüşme daveti.

  • on trackifadeplanlandığı gibi ilerliyor, yolunda

    Beklenen ilerlemeyi göstermek; böylece planın, hedefin ya da teslim tarihinin tutturulması büyük olasılıktır.

  • behind scheduleifadeprogramın gerisinde, gecikmeli

    Planlanandan geç kalmış; takvimin öngördüğü hızda ilerlemeyen.

  • timelineisimzaman çizelgesi, takvim

    Bir projenin ya da sürecin her aşamasının ne zaman gerçekleşeceğini veya işi tamamlamak için ayrılan toplam süreyi gösteren plan.

  • bring forwardphrasal verb (öbek fiil)öne almak, erkene almak

    Bir toplantıyı, etkinliği ya da teslim tarihini başlangıçta planlanandan daha erken bir tarihe veya saate almak.

  • duesıfatteslim edilmesi gereken, vadesi gelen

    Belirli bir zamanda gerçekleşmesi, gelmesi ya da bitirilmesi beklenen veya gereken; belirli bir tarihe kadar ödenmesi gereken tutarlar için de kullanılır.

  • overduesıfatgecikmiş, vadesi geçmiş

    Beklenen zamana kadar yapılmamış, ödenmemiş ya da teslim edilmemiş; gecikmiş.

  • call offphrasal verb (öbek fiil)iptal etmek, vazgeçmek

    Bir toplantıyı, etkinliği ya da planı iptal etmek veya yapılması planlanan bir şeyden vazgeçmek.

  • running lateifadegecikmek, geç kalmak

    Planlanan zamanın gerisinde kalmak ve bu yüzden beklenenden geç varmak ya da geç bitirmek; kişiler, toplantılar ve programlar için kullanılır.

  • prioritizefiilöncelik vermek, önceliklendirmek

    Hangi işlerin en önemli olduğuna karar verip önce onlarla ilgilenmek ya da bir şeyi diğerlerinden daha önemli saymak.

  • slotisimzaman dilimi, boş saat

    Bir programda toplantı, görüşme, sunum ya da başka bir etkinlik için ayrılmış veya boş olan zaman dilimi.

  • milestoneisimkilometre taşı, önemli aşama

    Bir projede ilerlemeyi kontrol etmek için kullanılan önemli nokta ya da olay; bir tasarımın bitmesi veya bir ürünün piyasaya çıkması gibi.

  • pencil inphrasal verb (öbek fiil)şimdilik takvime yazmak, geçici olarak planlamak

    Bir toplantıyı ya da etkinliği, planın sonradan değişebileceğini bilerek belirli bir zamana geçici olarak koymak.

  • deliverableisimçıktı, teslim edilecek iş

    Bir ekibin belirli bir tarihe kadar hazırlayıp teslim etmeyi kabul ettiği somut sonuç, belge ya da ürün.

Şirket Yapısı

  • headquartersisimgenel merkez, merkez ofis

    Bir şirketin ya da kuruluşun üst yönetiminin çalıştığı ve en önemli kararların alındığı ana ofis.

  • stakeholderisimpaydaş, ilgili taraf

    Bir projeden ya da şirket kararından etkilenen veya bu konuda çıkarı bulunan kişi ya da grup; çalışanlar, müşteriler, yatırımcılar ve tedarikçiler gibi.

  • report tophrasal verb (öbek fiil)bağlı olmak, -e bağlı çalışmak

    Size iş veren, kararlarınızı onaylayan ve performansınızı değerlendiren kişiye doğrudan bağlı olmak.

  • CEOkısaltmaCEO, genel müdür

    Chief executive officer ifadesinin kısaltması; şirketin genel stratejisinden ve sonuçlarından sorumlu en üst düzey yönetici.

  • HRkısaltmaİK, insan kaynakları

    Human resources ifadesinin kısaltması; işe alım, sözleşmeler, ücretler, eğitim, izinler ve çalışan ilişkileriyle ilgilenen departman.

  • line managerisimbağlı olunan yönetici, doğrudan yönetici

    Şirkette doğrudan bağlı olduğunuz, size iş veren, izinlerinizi onaylayan ve performansınızı değerlendiren kişi.

  • branchisimşube, bölge ofisi

    Banka, perakende zinciri ya da hizmet şirketi gibi büyük bir kuruluşun farklı bir şehir veya bölgedeki yerel ofislerinden ya da mağazalarından biri.

  • subsidiaryisimbağlı ortaklık, bağlı şirket

    Ana şirket denen başka bir şirketin sahipliğinde ya da kontrolünde olan ancak ayrı bir tüzel kişiliği bulunan şirket.

  • in-housesıfatşirket içi, kurum içi

    Dış bir tedarikçi ya da ajans yerine şirketin kendi çalışanları tarafından, şirket içinde yapılan veya istihdam edilen.

  • outsourcefiildış kaynak kullanmak, dışarıya yaptırmak

    Bir işletmenin daha önce kendi çalışanlarıyla yaptığı ya da yapabileceği bir işi veya hizmeti, ücret karşılığında dışarıdaki bir şirkete yaptırması.

  • board of directorsisimyönetim kurulu

    Şirketin yönetimini denetlemek ve CEO'nun atanması gibi önemli kararları almak için hissedarlar tarafından seçilen kişiler grubu.

  • C-suiteisimüst yönetim, C seviyesi yöneticiler

    Unvanları genellikle "chief" kelimesiyle başlayan CEO, CFO ve COO gibi şirketin en üst düzey yöneticilerinden oluşan grup.

  • departmentisimdepartman, bölüm

    Bir şirketin ya da kurumun satış, finans veya bilgi teknolojileri gibi belirli bir iş alanından sorumlu ana bölümlerinden biri.

  • head ofifademüdür, direktör

    Bir departmanın, ekibin ya da işlevin sorumlusu olan kişinin unvanı; "Head of Marketing" (Pazarlama Direktörü) ya da "Head of HR" (İK Müdürü) gibi.

  • team leadisimtakım lideri, ekip lideri

    Küçük bir ekibin günlük işlerini yönlendiren ve görevlerin yapılmasını sağlayan, genellikle üst düzey yönetici olmayan kişi.

  • startupisimgirişim, yeni kurulmuş şirket

    Genellikle yeni bir ürün ya da teknolojiyle ve yatırımcı parasıyla hızla büyümeye çalışan, yeni kurulmuş ve çoğunlukla küçük şirket.

  • CFOkısaltmafinans direktörü, mali işler direktörü

    Chief financial officer ifadesinin kısaltması; bütçe, muhasebe, finansal raporlama ve finansal riskler dahil şirketin parasından sorumlu üst düzey yönetici.

  • managing directorisimgenel müdür, icra direktörü

    İngiliz ve birçok Avrupa şirketinde işi günlük olarak yöneten en üst düzey yönetici; çoğu zaman MD diye kısaltılır.

  • parent companyisimana şirket, çatı şirket

    Bağlı ortaklık ya da iştirak denen bir veya daha fazla şirkete sahip olan ya da onları kontrol eden şirket.

  • shareholderisimhissedar, pay sahibi

    Bir şirkette hisse sahibi olan ve böylece şirketin bir kısmına sahip olan kişi ya da kurum.

  • org chartisimorganizasyon şeması, teşkilat şeması

    Organizational chart ifadesinin kısaltması; bir şirketin departmanlarını, görevlerini ve kimin kime bağlı olduğunu gösteren şema.

Ofis Deyimleri ve Kalıpları

  • touch basedeyimkısaca görüşmek, haberleşmek

    Durumu kontrol etmek ya da kısa bir bilgi paylaşmak için biriyle kısaca iletişim kurmak; genellikle telefon, mesaj ya da kısa bir toplantıyla.

  • heads-upisimönceden haber, ön bilgi

    Karşı tarafın hazırlanabilmesi için yaklaşan bir durum hakkında önceden verilen haber ya da uyarı.

  • on the same pagedeyimaynı noktada olmak, aynı şeyi anlamak

    Bir durum, plan ya da hedef hakkında ilgili diğer kişilerle aynı şekilde düşünmek ve aynı şeyi anlamak.

  • keep me postedifadebeni haberdar et, gelişmelerden haber ver

    Bir durumdaki yeni gelişmeleri ya da değişiklikleri oldukça haber vermesi için birine yapılan samimi rica.

  • ballpark figuredeyimkabaca tahmin, yaklaşık rakam

    Kesin rakam henüz bilinmediğinde verilen, fiyat ya da maliyet gibi bir sayıya ilişkin kaba tahmin.

  • bandwidthisimvakit, kapasite

    Ofis dilinde bir kişinin ya da ekibin yeni işler üstlenmek için sahip olduğu zaman, enerji veya kapasite.

  • circle backphrasal verb (öbek fiil)konuya sonra dönmek, tekrar ele almak

    Bir konuya ya da kişiye daha sonra yeniden dönmek; genellikle şu an bunun için yeterli vakit ya da bilgi olmadığı için.

  • low-hanging fruitdeyimkolay kazanımlar, en kolay hedefler

    Kolayca ele alınabilen ve hızlı sonuç veren, bu yüzden genellikle ilk önce yapılan işler, sorunlar ya da fırsatlar.

  • get the ball rollingdeyimişi başlatmak, ilk adımı atmak

    Bir etkinliği, süreci ya da tartışmayı, çoğu zaman ilk adımı atan ya da ilk sözü alan kişi olarak başlatmak.

  • back to the drawing boarddeyimen baştan başlamak, sil baştan

    Bir plan ya da fikir başarısız olduğunda veya reddedildiğinde, en baştan başlayıp yenisini bulmak gerektiğini anlatmak için kullanılır.

  • drop the balldeyimişi aksatmak, bir şeyi gözden kaçırmak

    Sorumlu olduğunuz bir şeyi unutarak ya da yapmayarak hata yapmak, işi aksatmak.

  • on my radardeyimtakibimde, aklımda

    Şu anda üzerinde çalışmıyor olsanız bile haberdar olduğunuz ve takip ettiğiniz bir şeyi anlatır.

  • up to speedifadeson durumdan haberdar, güncel bilgiye sahip

    Bir durum ya da iş hakkındaki en güncel bilgilere sahip olmak veya bir öğrenme döneminden sonra beklenen düzeyde çalışabilir hale gelmek.

  • on boardifadedestekleyen, işin içinde

    Bir planı ya da kararı desteklemek ve ona katılmaya istekli olmak; birinin bir ekibe veya şirkete katıldığını söylemek için de kullanılır.

  • pingfiilmesaj atmak, yazmak

    Bir şey sormak ya da bir şeyi hatırlatmak için birine genellikle sohbet uygulamasından veya e-postayla kısa bir mesaj göndermek.

  • sign off onphrasal verb (öbek fiil)onaylamak, onay vermek

    Bir planın, belgenin, bütçenin ya da işin hayata geçebilmesi için resmi onay vermek.

  • on the back burnerdeyimrafa kaldırılmış, beklemeye alınmış

    Daha fazla zaman ya da para olduğunda ele alınmak üzere şimdilik ertelenmiş veya düşük öncelik verilmiş.

  • hit the ground runningdeyimişe hızlı başlamak, hemen işe koyulmak

    Yeni bir işe ya da projeye uzun bir öğrenme veya hazırlık süresine ihtiyaç duymadan hızlı ve etkili şekilde başlamak.

  • learning curveisimöğrenme süreci, öğrenme eğrisi

    Birinin yeni bir beceriyi, işi ya da sistemi öğrenme hızı; "steep learning curve" kısa sürede öğrenilecek çok şey olduğu anlamına gelir.

  • pick your braindeyimfikrini almak, danışmak

    Bir konuda çok bilgili olan birine, genellikle resmi olmayan bir şekilde bilgi ya da tavsiye için danışmak.

  • the ball is in your courtdeyimtop sende, sıra sizde

    Karşı taraf yapması gerekeni zaten yaptığı için artık harekete geçme ya da karar verme sırası sizde.

  • deep diveisimderinlemesine inceleme, ayrıntılı analiz

    Bir konunun, sorunun ya da veri setinin olağan bir incelemenin çok ötesine geçen ayrıntılı incelemesi veya tartışması.

Rakamlar ve Para

  • budgetisimbütçe, ödenek

    Bir şirketin, ekibin ya da projenin belirli bir dönemde harcamayı planladığı para miktarı veya bu harcamaları gösteren plan.

  • invoiceisimfatura

    Satıcının gönderdiği, sağlanan mal veya hizmetleri listeleyen ve alıcının ne kadar, hangi tarihe kadar ödemesi gerektiğini gösteren belge.

  • quarterisimçeyrek, üç aylık dönem

    Bir şirketin mali yılını böldüğü dört adet üç aylık dönemden biri; genellikle Q1, Q2, Q3 ve Q4 diye yazılır.

  • figuresisimrakamlar, veriler

    Miktarları, sonuçları ya da istatistikleri gösteren sayılar; özellikle satış, maliyet veya performansla ilgili resmi rakamlar.

  • revenueisimgelir, hasılat

    Bir şirketin belirli bir dönemde mal veya hizmet satışından elde ettiği, giderler düşülmeden önceki toplam para.

  • profitisimkar, kazanç

    Bir işletmenin tüm giderlerini ödedikten sonra elinde kalan para; giderler gelirden fazlaysa sonuç zarardır.

  • estimateisimtahmin, tahmini maliyet

    Eldeki bilgilere dayanarak bir sayı, maliyet ya da süre hakkında yapılan dikkatli tahmin; ayrıca bir işin muhtemel fiyatını gösteren yazılı belge.

  • forecastisimtahmin, öngörü

    Mevcut verilere ve eğilimlere dayanarak, özellikle satışlar, maliyetler ya da talep konusunda gelecekte ne olacağına dair yapılan öngörü.

  • year on yearifadeyıllık bazda, geçen yılın aynı dönemine göre

    Bir önceki yılın aynı dönemiyle karşılaştırıldığında; raporlarda ve slaytlarda çoğu zaman YoY diye kısaltılır.

  • turnoverisimciro, personel devir hızı

    İngiliz İngilizcesinde bir şirketin belirli bir dönemde yaptığı satışların toplam değeri; ayrıca çalışanların işten ayrılıp yerlerine yenilerinin alınma oranı.

Çalışma Hayatı

  • colleagueisimiş arkadaşı, meslektaş

    Birlikte çalıştığınız kişi; özellikle aynı şirkette ya da sizinle aynı meslekte olan biri.

  • work from homeifadeevden çalışmak, uzaktan çalışmak

    İşinizi ofis yerine evden, genellikle dizüstü bilgisayar, e-posta ve görüntülü görüşmelerle yapmak; çoğu zaman WFH diye kısaltılır.

  • promotionisimterfi, yükselme

    Aynı kurum içinde genellikle daha fazla sorumluluk ve daha yüksek maaşla daha üst bir göreve geçme.

  • resignfiilistifa etmek, işten ayrılmak

    İşverene, genellikle yazılı olarak ve gerekli ihbar süresine uyarak, işten ayrıldığınızı resmi olarak bildirmek.

  • annual leaveisimyıllık izin, izin

    Bir çalışanın her yıl hak ettiği ve çoğunlukla tatil için kullandığı ücretli izin günleri.

  • performance reviewisimperformans değerlendirmesi, performans görüşmesi

    Bir yöneticinin ve çalışanın, çalışanın işini, sonuçlarını ve hedeflerini konuştuğu, genellikle yılda bir ya da iki kez yapılan düzenli görüşme.

  • overtimeisimfazla mesai, mesai dışı çalışma

    Normal çalışma saatlerinin dışında yapılan çalışma ya da bu süre için ödenen ek ücret.

  • workloadisimiş yükü

    Bir kişinin ya da ekibin belirli bir dönemde yapması gereken iş miktarı.

  • onboardingisimişe alıştırma, oryantasyon

    Yeni çalışanları karşılama ve şirketin sistemlerini, çalışanlarını ve çalışma biçimini öğrenmelerine yardımcı olma süreci.

İş Seyahatleri ve Etkinlikler

  • business tripisimiş seyahati, iş gezisi

    İş gereği yapılan yolculuk; örneğin müşterileri ziyaret etmek, bir konferansa katılmak ya da başka bir ofiste çalışmak için.

  • bookfiilrezervasyon yapmak, ayırtmak

    Uçuş, otel odası, toplantı odası ya da randevu gibi bir şeyi ileri bir tarihte kullanmak üzere ayarlamak.

  • receiptisimfiş, makbuz

    Bir şeyin parasını ödediğinizi kanıtlayan; neyi, hangi fiyata ve hangi tarihte aldığınızı gösteren kağıt ya da e-posta.

  • jet lagisimjet lag, saat farkı yorgunluğu

    Birkaç saat dilimini geçen bir uçuştan sonra, biyolojik saatiniz henüz yeni saate uyum sağlamadığı için hissettiğiniz yorgunluk ve sersemlik.

  • accommodationisimkonaklama, kalacak yer

    Özellikle seyahat ederken kalınan yer; otel odası ya da daire gibi.

  • expense reportisimmasraf raporu, harcama beyanı

    İş için yaptığınız harcamaları fişleriyle birlikte listeleyen ve şirketin bu parayı size geri ödemesini sağlayan form ya da çevrimiçi rapor.

  • itineraryisimseyahat planı, seyahat programı

    Bir yolculuğun uçuşlarını, otellerini, toplantılarını ve saatlerini içeren ayrıntılı plan; genellikle seyahatten önce gönderilir.

  • reimbursefiilgeri ödemek, masrafı karşılamak

    Birinin harcadığı parayı, özellikle seyahat ya da yemek gibi işle ilgili masraflar için harcanan parayı geri ödemek.

  • networkingisimiş ağı kurma, bağlantı kurma

    Örneğin konferans ve etkinliklerde kendi sektörünüzdeki insanlarla tanışıp konuşarak işe yarar mesleki ilişkiler kurma.

Mini test: bu terimleri biliyor musun?

Bu sözlükten 10 soru. Her terimin doğru Türkçe karşılığını seç, puanını gör.

İş İngilizcesi nasıl öğrenilir?

  • Tek tek kelimeler yerine kalıpları öğrenin: "wrap up the meeting", "push back the deadline" ve "loop someone in" gibi ifadeler meslektaşların gerçekten kullandığı dildir.
  • Her hafta şirket duyuruları, faaliyet raporları ve iş haberleri gibi gerçek iş metinleri okuyun; e-postaların nasıl açılıp kapandığına dikkat edin.
  • Kendi e-posta cümlelerinizden bir liste tutun ve Türkçeden kelime kelime çevirdiğiniz ifadeleri karşılaştığınız doğal İngilizce kalıplarla değiştirin.
  • Tanıdık görünüp başka anlama gelen kelimelere dikkat edin: "agenda" ajanda değil gündemdir, toplantıdaki "minutes" ise dakika değil tutanaktır.
  • Görüşmelerde gereken "You're on mute" ve "Could you share your screen?" gibi cümleleri ihtiyaç duymadan önce sesli olarak çalışın.

Sıkça sorulan sorular

İş İngilizcesi ile genel İngilizce arasındaki fark nedir?

Dil bilgisi aynıdır. Fark kelime dağarcığında, kalıp ifadelerde ve üsluptadır: İş İngilizcesi toplantılara, e-postalara, sunumlara, müzakerelere ve telefon görüşmelerine odaklanır; net, kibar ve kısa cümleleri öne çıkarır.

İngilizce bir iş e-postasına nasıl başlanır ve nasıl bitirilir?

Güvenli bir kalıp şöyledir: "Dear Ms Smith," ya da "Hi Anna," gibi bir hitap, neden yazdığınızı belirten bir ilk cümle ve ardından adınızla birlikte "Best regards," ya da "Kind regards," gibi bir kapanış. Yazdığınız kişinin üslubuna uyum sağlayın.

"Touch base" ve "circle back" gibi deyimler iş ortamı için fazla gündelik mi?

Konuşma dilinde ve şirket içi e-postalarda, özellikle Amerikan iş kültürünün etkili olduğu şirketlerde olağandır. Resmi yazışmalarda, sözleşmelerde ve resmi raporlarda ise "contact" ya da "discuss later" gibi yalın fiiller daha uygundur.

Türkçe konuşanlar hangi iş İngilizcesi kelimelerinde sık hata yapar?

Tipik tuzaklar şunlardır: "agenda" (ajanda değil gündem), "minutes" (dakika değil tutanak), "bring forward" (ertelemek değil öne almak) ve "shortly" (kısaca değil birazdan). Sık görülen bir dil bilgisi hatası da "look forward to hearing" yerine "look forward to hear" yazmaktır.

İş İngilizcemi nasıl daha hızlı geliştirebilirim?

Şirket e-postaları, raporlar, basın bültenleri ve iş haberleri gibi gerçek iş metinleri okuyun ve sürekli karşınıza çıkan kalıpları not edin. Sonra bunları kendi e-postalarınızda ve toplantılarınızda kullanın; işte birkaç kez kullandığınız bir kalıp kalıcı olur.

Seviyene uygun okumayla pekiştir

Yeni kelimelerin kalıcı olmasının en hızlı yolu seviyene uygun metin okumaktır. Seviyene göre ücretsiz İngilizce kitaplar: