İş İngilizcesi: 200 Temel Terim ve Anlamları
İş İngilizcesi, uluslararası şirketlerin ortak çalışma dilidir: toplantı yönetmek, net bir e-posta yazmak, sonuçları sunmak ve başka ülkelerdeki meslektaşlarla anlaşmaya varmak için gereken kelimeler bunlardır. Yöneticiler, mühendisler, satış ekipleri ve asistanlar bu terimleri her gün kullanır; kalıp ifadeleri bilmek çoğu zaman nadir kelimeleri bilmekten daha işe yarar.
- 200 terim
- 11 konu
- 108 temel terim
- 411 örnek cümle
Toplantılar
Bir toplantıda konuşulacak konuların, genellikle ele alınacakları sırayla yazıldığı ve katılımcılarla önceden paylaşılan liste.
Bir toplantının resmi yazılı kaydı; kimlerin katıldığını, nelerin konuşulduğunu, hangi kararların alındığını ve sonraki adımları kimin üstleneceğini içerir.
Toplantıda kararlaştırılan, sorumluluğu bir kişiye verilen ve genellikle bitiş tarihi olan belirli görev.
Bir toplantıyı, tartışmayı ya da işi genellikle ana noktaları özetleyip sonraki adımlarda anlaşarak bitirmek.
Bir toplantının, görüşmenin ya da tartışmanın ana noktalarının sonunda yapılan veya sonradan gönderilen kısa özeti. Fiil olarak da kullanılır.
Genellikle bir yönetici ile ekip üyesi arasında düzenli olarak yapılan; işin, ilerlemenin, sorunların ve gelişimin konuşulduğu iki kişilik özel görüşme.
Bir şeyi kontrol etmek, açıklamak ya da anlamak için dikkatlice, madde madde incelemek veya konuşmak.
Bir toplantıya, konferansa, eğitime ya da başka bir etkinliğe katılan kişi.
Toplantıyı açarak, gündemi takip ederek, söz vererek ve süreyi yöneterek toplantıya başkanlık etmek. İsim olarak bu görevi üstlenen kişi.
Bir projenin ya da iş birliğinin ilk toplantısı; bu toplantıda ekip ve müşteri hedeflerde, rollerde, kapsamda ve zaman çizelgesinde anlaşır.
Aynı iş üzerinde çalışanların birbirini bilgilendirmesi ve uyum içinde ilerlemesi için yapılan kısa, gayriresmi toplantı ya da görüşme. Fiil olarak da kullanılır.
Bir gruptaki üyelerin tamamının ya da çoğunun bir karar veya görüş üzerinde genel olarak anlaşması.
Toplantının ilerleyebilmesi için bir konuyu daha sonra, toplantı dışında ve genellikle yalnızca ilgili kişilerle konuşmak üzere bırakmak.
Bir kişinin çalışması, fikri ya da performansı hakkında, onu geliştirmek amacıyla verilen yorum ve değerlendirmeler.
Bir sorunu çözmek ya da bir şey planlamak için grup halinde toplanıp ilk aşamada eleştirmeden hızla çok sayıda fikir ortaya atmak.
Bir kişinin bir tartışmaya, karara ya da çalışmaya kattığı fikir, öneri veya bilgi.
Biri konuşurken bir şey söyleyerek onu durdurmak ya da bir etkinliği kısa süreliğine kesintiye uğratmak.
Bir grubun yalnızca dinlemek yerine bir konu ya da sorun üzerinde aktif olarak çalıştığı toplantı veya eğitim oturumu.
Bir konunun, sorunun ya da meselenin tartışılabilmesi için onu örneğin bir toplantıda ya da e-postada dile getirmek.
Bir şirketteki ya da departmandaki herkesin katıldığı, genellikle üst yönetimin haberleri, sonuçları ve planları paylaştığı toplantı.
Herkesin ne yaptığını, sırada ne olduğunu ve önünde hangi engeller bulunduğunu anlattığı, genellikle 15 dakika kadar süren kısa günlük ekip toplantısı.
Any other business ifadesinin kısaltması; toplantı gündeminin son maddesi olup gündemde yer almayan konuların dile getirilebildiği bölümdür.
E-postalar ve Raporlar
Carbon copy (karbon kopya) ifadesinin kısaltması; e-postayı bilgi amaçlı görmesi gereken ama harekete geçmesi beklenmeyen kişilerin yazıldığı alan. Fiil olarak da kullanılır.
E-postayla birlikte gönderilen belge, tablo ya da görsel gibi dosya.
Daha önce konuşulan bir konu hakkında ilerlemeyi sormak, yanıt istemek ya da bilgi eklemek için birine yeniden ulaşmak.
For your information ifadesinin kısaltması; mesajın okuyucuya bir işlem yapması için değil, bilgisi olsun diye iletildiğini gösterir.
E-postalarda okuyucuya mesaja bir dosya eklendiğini bildirmek için kullanılan kalıplaşmış, kibar ifade.
Gerçekleşecek bir şeyi memnuniyetle beklemek; e-postalarda yanıt ya da görüşme beklendiğini göstermek için kullanılan kibar bir kapanış ifadesi.
Aldığınız bir e-postayı ya da mesajı, çoğu zaman kısa bir notla birlikte başka birine göndermek.
Bir kişiyi bilgilendirilmesi ve gelişmeleri takip edebilmesi için e-postaya, yazışmaya ya da projeye dahil etmek.
Mesleki e-postaların sonunda, adınızdan hemen önce yazılan kibar kapanış ifadesi.
Henüz son halini almamış ve büyük olasılıkla değiştirilecek belge, e-posta ya da plan sürümü. Fiil olarak bu ilk sürümü yazmak anlamına gelir.
Bir e-postayı, yanıtınız gönderene ve CC'dekiler dahil ilk mesajı alan herkese gidecek şekilde yanıtlamak.
Tatil ya da iş seyahati gibi nedenlerle işte olmamak; ayrıca gönderenlere uzakta olduğunuzu bildiren otomatik e-posta yanıtı.
Bir raporun ya da teklifin başında yer alan ve yoğun okuyucular için ana bulguları ve önerileri veren kısa bölüm.
Key performance indicator ifadesinin kısaltması; bir kişinin, ekibin ya da şirketin önemli bir hedefe ne ölçüde ulaştığını gösteren ölçülebilir değer.
Yardım teklif etmek, bir şey sormak ya da iş ilişkisi başlatmak için birine genellikle e-posta veya telefonla ulaşmak.
E-postanın en üstünde yer alan ve okuyucuya mesajı açmadan önce neyle ilgili olduğunu söyleyen kısa satır.
Blind carbon copy ifadesinin kısaltması; diğer alıcılar görmeden e-postanın bir kopyasını alacak kişilerin yazıldığı alan.
Resmi bir e-postayı ya da mektubu açan ve amacını en baştan belirten kalıp ifade; "I am writing to confirm…" (… teyit etmek için yazıyorum) gibi.
E-posta programında yeni mesajların düştüğü klasör; ayrıca ilgilenilmeyi bekleyen tüm e-postalar anlamında da kullanılır.
Bir projenin ya da işin nasıl ilerlediğini ve neyin değiştiğini başkalarına anlatan, genellikle e-postayla veya toplantıda verilen kısa bilgi.
Genellikle e-postanın sonunda kullanılan ve okuyucuyu bir ihtiyacı olursa sizinle iletişime geçmeye ya da soru sormaya davet eden kibar kalıp.
Aynı konu hakkında birbirine cevap olarak yazılmış ve bir arada gruplanmış e-posta ya da sohbet mesajları dizisi.
Daha önceki bir talimata, anlaşmaya ya da mesaja atıf yapmak için kullanılan; "according to" (… göre) ya da "as stated in" (… belirtildiği gibi) anlamındaki resmi ifade.
Sunumlar
Bir sunumun ekranda gösterilen tek sayfası; genellikle başlık, kısa metin, grafik ya da görsel içerir.
Genellikle PowerPoint, Keynote ya da Google Slaytlar'da hazırlanan ve dosya olarak paylaşılan sunum slaytlarının bütünü.
Bir şeyi, karşıdaki kişi tam olarak anlasın diye çoğu zaman ekranda göstererek adım adım açıklamak.
Questions and answers ifadesinin kısaltması; sunumda, toplantıda ya da etkinlikte dinleyicilerin konuşmacıya soru sorabildiği bölüm.
En önemli noktalara ya da sonuçlara dikkat çekerek insanların bunları fark edip hatırlamasını sağlamak. İsim olarak en önemli ya da en iyi kısım anlamına gelir.
Sunum sırasında ya da sonrasında dinleyicilere verilen, ana noktaları, rakamları veya slaytları içeren basılı ya da dijital belge.
Slaytlarda ve belgelerde bilgiyi net sunmak için kullanılan, küçük bir nokta ya da simgeyle başlayan kısa liste maddesi.
Bir sunumdan, toplantıdan ya da rapordan sonra insanların hatırlaması gereken ana fikir, ders veya mesaj.
Bir konuyu bitirip bir sonrakine başlamak; dinleyicilere sunumda ya da toplantıda yol göstermek için kullanılır.
Bir sunumun, toplantının ya da yazının sonunda ana noktaların kısa özetine geçerken kullanılan ifade.
Birini bir ürünü satın almaya, bir fikri onaylamaya ya da bir işe yatırım yapmaya ikna etmeyi amaçlayan kısa ve etkileyici sunum veya konuşma.
Maliyet ya da sonuç gibi bir toplamı ayrı kalemlerine bölen ayrıntılı liste veya açıklama.
Bir sunumu ya da konuşmayı dinleyen kişiler; ayrıca bir mesajın, raporun veya ürünün hitap ettiği kişiler.
Bir konu ya da durum hakkında ayrıntılara girmeden ana bilgileri veren kısa ve genel açıklama.
Sayıları ya da bilgileri görsel olarak gösteren resim; sütun grafiği, pasta grafiği veya çizgi grafik gibi.
Bir ürünün, sistemin ya da özelliğin nasıl çalıştığının genellikle müşterilere, yöneticilere veya iş arkadaşlarına uygulamalı olarak gösterilmesi.
Satışlar, fiyatlar ya da müşteri davranışı gibi bir şeyin zaman içinde değişme veya gelişme yönü.
Söylediğiniz bir şey hakkında, özellikle biri istediğinde, daha fazla ayrıntı vermek ya da açıklama yapmak.
Bir şeyi bulurken, bir sorunu çözerken ya da yaptığınız işi bitirirken karşınızdakinden sabırlı olmasını rica eden kibar ifade.
Yükselmeyi ya da düşmeyi bırakıp aşağı yukarı aynı seviyede kalmak; grafiklerdeki rakamları anlatırken kullanılır.
Müzakereler
Fiyat ya da sözleşme şartları gibi bir konuda, iki tarafın da kabul edebileceği bir anlaşmaya varmak için karşı tarafla resmi olarak görüşmek.
İki ya da daha fazla taraf arasında, özellikle belirli şartlarla alım satım ya da iş birliği yapmak üzere varılan anlaşma.
Müşteri ya da yönetim gibi başkalarının değerlendirip kabul etmesi için sunulan resmi yazılı veya sözlü plan ya da teklif.
Her iki tarafın da sonucu kabul edebilmesi için istediklerinin bir kısmından vazgeçtiği anlaşma. Fiil olarak da kullanılır.
Bir anlaşmada ya da sözleşmede iki tarafın da kabul ettiği fiyat, ödeme tarihleri, teslimat ve sorumluluklar gibi koşullar.
Bir tartışmadaki en önemli gerçek ya da nihai tutum; ayrıca bir şirketin gelir tablosunun son satırında gösterilen kazancı veya zararı.
Her iki tarafın da bir şey kazandığı ve kimsenin kaybetmediği durum ya da anlaşma için kullanılır.
Alınan bir teklife yanıt olarak, genellikle farklı bir fiyat ya da farklı koşullarla yapılan yeni teklif.
Bir müzakerede anlaşmaya varmak için taraflardan birinin vazgeçmeyi ya da kabul etmeyi üstlendiği şey.
Kabul edilmemesi halinde taraflardan birinin anlaşmanın tamamını reddedeceği kadar önemli tek bir konu ya da koşul.
Her iki tarafın da diğerinin isteklerinin bir kısmını kabul etmesiyle, örneğin fiyat farkını paylaşarak anlaşmaya varmak.
Bir müzakerede ya da toplantıda önerilmiş veya tartışmaya açık olan; "off the table" ise artık değerlendirilmeyen anlamına gelir.
Bir şirkete ya da uzmana hizmet veya danışmanlık karşılığında ödeme yapan ve çoğu zaman uzun süreli ilişki kurulan kişi ya da kurum.
Bir şeyi belirli koşullarla satmaya, almaya, ödemeye ya da yapmaya hazır olduğunuzu bildiren ve karşı tarafın kabul ya da reddedebileceği beyan.
İki ya da daha fazla taraf arasında yapılan, her tarafın neler yapması gerektiğini belirleyen ve hukuken bağlayıcı olan resmi yazılı anlaşma.
Bir tedarikçinin belirli bir iş, ürün ya da hizmet için talep edeceği kesin fiyatı bildiren yazılı veya sözlü açıklama.
Normal fiyattan düşülen tutar ya da yüzde; örneğin büyük siparişler, erken ödeme veya sadık müşteriler için uygulanır.
Önerilen koşullar sizin için kabul edilebilir olmadığı için bir müzakereyi sonlandırmak ya da anlaşmadan çekilmek.
Daha uzun bir sözleşme karşılığında daha düşük fiyatı kabul etmek gibi, bir şeyden daha fazla elde etmek için başka bir şeyden daha azına razı olunan durum.
İki tarafın paylaştığı ve anlaşmaya varmak için başlangıç noktası olarak kullanılabilecek ortak çıkarlar, görüşler ya da hedefler.
Non-disclosure agreement ifadesinin kısaltması; kişilerin ya da şirketlerin kendilerine verilen gizli bilgileri başkalarıyla paylaşmayacaklarını taahhüt ettikleri sözleşme.
Telefon ve Görüntülü Görüşmeler
Farklı yerlerdeki üç ya da daha fazla kişinin aynı anda birlikte konuştuğu telefon ya da çevrim içi görüşme.
Bir görüşmede kendi mikrofonunu ya da başkasının mikrofonunu kapatarak diğerlerinin oradan gelen sesi duymasını engellemek.
Henüz elinizde olmayan bir yanıtı ya da bilgiyi vermek için biriyle daha sonra yeniden iletişime geçmek.
Görüntülü görüşmedeki diğer kişilerin bilgisayar ekranınızda olanları, örneğin slaytları, bir belgeyi ya da bir uygulamayı görmesini sağlamak.
Özellikle telefonda, karşı taraf bir şeyi kontrol ederken ya da aramayı aktarırken kısa bir süre beklemek.
Birine konuşmaya ya da bir şeyi yapmaya başlayabileceğini söyleyen kısa ifade; örneğin görüşmede iki kişi aynı anda konuştuğunda kullanılır.
Arayan kişiyi görüşmek istediği kişiye ya da departmana bağlamak; genellikle resepsiyon veya santral tarafından yapılır.
Telefon ya da görüntülü görüşmede zayıf sinyal veya kötü internet bağlantısı nedeniyle sesin net gelmemesi, kesik kesik duyulması.
Aranan kişi yanıt vermediğinde telefon mesajlarını kaydeden sistem; ayrıca kaydedilen tek bir mesaj.
Başkalarının duyabilmesi için daha yüksek sesle konuşmak; ayrıca özellikle bir sorun hakkında düşündüğünü açıkça söylemek.
Bir çevrim içi toplantıdan ya da görüşmeden, isteyerek veya bağlantı koptuğu için, bitmeden ayrılmak.
Genellikle bir konuyu e-postadan daha hızlı çözmek için kısa ve gayriresmi bir telefon ya da görüntülü görüşme başlatmak veya bu görüşmeye katılmak.
Bir düğmeye basarak ya da ahizeyi yerine koyarak telefon görüşmesini bitirmek; görüntülü görüşmelerde görüşmeden çıkmak.
Daha önce sizi arayan birini aramak ya da birini daha sonra yeniden aramak.
Ulaşılamayan biri için arayan kişinin söylemek istediklerini, daha sonra iletmek üzere not etmek.
Birinin söylediğini duymak ya da anlamak; genellikle bir kelimeyi, ismi veya numarayı kaçırdığınızda olumsuz cümlede kullanılır.
Çevrimiçi bir toplantıya katılmanızı sağlayan, genellikle takvim davetinde yer alan ya da e-posta veya sohbetle gönderilen web adresi.
Zayıf bağlantı nedeniyle görüntülü görüşmede hareketsiz kalmış; ses ya da görüşme devam ederken görüntünün durması.
Trafik, klavye sesi ya da konuşan başka insanlar gibi, konuşan kişinin çevresinde bulunan ve görüşmenin veya kaydın anlaşılmasını zorlaştıran sesler.
Bir konferans görüşmesine ya da çevrimiçi toplantıya, özellikle uygulama veya link yerine bir numarayı arayarak katılmak.
Biriyle aynı anda konuşup iki kişinin de net duyulamamasına yol açmak; gecikmeli görüşmelerde sık olur.
Teslim Tarihleri ve Planlama
Bir işin en geç bitirilmesi, gönderilmesi ya da teslim edilmesi gereken tarih veya saat.
As soon as possible ifadesinin kısaltması; bir işin hiç gecikmeden yapılması ya da gönderilmesi gerektiğini belirtir.
End of day ifadesinin kısaltması; e-posta ve yazışmalarda gayriresmi bir teslim zamanı olarak kullanılan iş günü sonu.
Önceden planlanmış bir toplantının, görüşmenin ya da etkinliğin tarihini veya saatini değiştirmek.
Dünyada aynı standart saati kullanan bölgelerden her biri; farklı saat dilimlerindeki meslektaşlar işe farklı saatlerde başlayıp işi farklı saatlerde bitirir.
Bir toplantıyı, etkinliği ya da kararı başlangıçta planlanandan daha sonraki bir zamana almak.
Planlanmış bir tarihi ya da saati daha sonraya almak; ayrıca bir talebe, plana ya da karara direnmek, itiraz etmek.
Bir kişinin görüşmek, konuşmak ya da bir iş üzerinde çalışmak için boş olduğu zamanlar.
Bir takvim uygulaması üzerinden gönderilen ve kabul edildiğinde etkinliği davetlilerin takvimine ekleyen toplantı ya da görüşme daveti.
Beklenen ilerlemeyi göstermek; böylece planın, hedefin ya da teslim tarihinin tutturulması büyük olasılıktır.
Planlanandan geç kalmış; takvimin öngördüğü hızda ilerlemeyen.
Bir projenin ya da sürecin her aşamasının ne zaman gerçekleşeceğini veya işi tamamlamak için ayrılan toplam süreyi gösteren plan.
Bir toplantıyı, etkinliği ya da teslim tarihini başlangıçta planlanandan daha erken bir tarihe veya saate almak.
Belirli bir zamanda gerçekleşmesi, gelmesi ya da bitirilmesi beklenen veya gereken; belirli bir tarihe kadar ödenmesi gereken tutarlar için de kullanılır.
Beklenen zamana kadar yapılmamış, ödenmemiş ya da teslim edilmemiş; gecikmiş.
Bir toplantıyı, etkinliği ya da planı iptal etmek veya yapılması planlanan bir şeyden vazgeçmek.
Planlanan zamanın gerisinde kalmak ve bu yüzden beklenenden geç varmak ya da geç bitirmek; kişiler, toplantılar ve programlar için kullanılır.
Hangi işlerin en önemli olduğuna karar verip önce onlarla ilgilenmek ya da bir şeyi diğerlerinden daha önemli saymak.
Bir programda toplantı, görüşme, sunum ya da başka bir etkinlik için ayrılmış veya boş olan zaman dilimi.
Bir projede ilerlemeyi kontrol etmek için kullanılan önemli nokta ya da olay; bir tasarımın bitmesi veya bir ürünün piyasaya çıkması gibi.
Bir toplantıyı ya da etkinliği, planın sonradan değişebileceğini bilerek belirli bir zamana geçici olarak koymak.
Bir ekibin belirli bir tarihe kadar hazırlayıp teslim etmeyi kabul ettiği somut sonuç, belge ya da ürün.
Şirket Yapısı
Bir şirketin ya da kuruluşun üst yönetiminin çalıştığı ve en önemli kararların alındığı ana ofis.
Bir projeden ya da şirket kararından etkilenen veya bu konuda çıkarı bulunan kişi ya da grup; çalışanlar, müşteriler, yatırımcılar ve tedarikçiler gibi.
Size iş veren, kararlarınızı onaylayan ve performansınızı değerlendiren kişiye doğrudan bağlı olmak.
Chief executive officer ifadesinin kısaltması; şirketin genel stratejisinden ve sonuçlarından sorumlu en üst düzey yönetici.
Human resources ifadesinin kısaltması; işe alım, sözleşmeler, ücretler, eğitim, izinler ve çalışan ilişkileriyle ilgilenen departman.
Şirkette doğrudan bağlı olduğunuz, size iş veren, izinlerinizi onaylayan ve performansınızı değerlendiren kişi.
Banka, perakende zinciri ya da hizmet şirketi gibi büyük bir kuruluşun farklı bir şehir veya bölgedeki yerel ofislerinden ya da mağazalarından biri.
Ana şirket denen başka bir şirketin sahipliğinde ya da kontrolünde olan ancak ayrı bir tüzel kişiliği bulunan şirket.
Dış bir tedarikçi ya da ajans yerine şirketin kendi çalışanları tarafından, şirket içinde yapılan veya istihdam edilen.
Bir işletmenin daha önce kendi çalışanlarıyla yaptığı ya da yapabileceği bir işi veya hizmeti, ücret karşılığında dışarıdaki bir şirkete yaptırması.
Şirketin yönetimini denetlemek ve CEO'nun atanması gibi önemli kararları almak için hissedarlar tarafından seçilen kişiler grubu.
Unvanları genellikle "chief" kelimesiyle başlayan CEO, CFO ve COO gibi şirketin en üst düzey yöneticilerinden oluşan grup.
Bir şirketin ya da kurumun satış, finans veya bilgi teknolojileri gibi belirli bir iş alanından sorumlu ana bölümlerinden biri.
Bir departmanın, ekibin ya da işlevin sorumlusu olan kişinin unvanı; "Head of Marketing" (Pazarlama Direktörü) ya da "Head of HR" (İK Müdürü) gibi.
Küçük bir ekibin günlük işlerini yönlendiren ve görevlerin yapılmasını sağlayan, genellikle üst düzey yönetici olmayan kişi.
Genellikle yeni bir ürün ya da teknolojiyle ve yatırımcı parasıyla hızla büyümeye çalışan, yeni kurulmuş ve çoğunlukla küçük şirket.
Chief financial officer ifadesinin kısaltması; bütçe, muhasebe, finansal raporlama ve finansal riskler dahil şirketin parasından sorumlu üst düzey yönetici.
İngiliz ve birçok Avrupa şirketinde işi günlük olarak yöneten en üst düzey yönetici; çoğu zaman MD diye kısaltılır.
Bağlı ortaklık ya da iştirak denen bir veya daha fazla şirkete sahip olan ya da onları kontrol eden şirket.
Bir şirkette hisse sahibi olan ve böylece şirketin bir kısmına sahip olan kişi ya da kurum.
Organizational chart ifadesinin kısaltması; bir şirketin departmanlarını, görevlerini ve kimin kime bağlı olduğunu gösteren şema.
Ofis Deyimleri ve Kalıpları
Durumu kontrol etmek ya da kısa bir bilgi paylaşmak için biriyle kısaca iletişim kurmak; genellikle telefon, mesaj ya da kısa bir toplantıyla.
Karşı tarafın hazırlanabilmesi için yaklaşan bir durum hakkında önceden verilen haber ya da uyarı.
Bir durum, plan ya da hedef hakkında ilgili diğer kişilerle aynı şekilde düşünmek ve aynı şeyi anlamak.
Bir durumdaki yeni gelişmeleri ya da değişiklikleri oldukça haber vermesi için birine yapılan samimi rica.
Kesin rakam henüz bilinmediğinde verilen, fiyat ya da maliyet gibi bir sayıya ilişkin kaba tahmin.
Ofis dilinde bir kişinin ya da ekibin yeni işler üstlenmek için sahip olduğu zaman, enerji veya kapasite.
Bir konuya ya da kişiye daha sonra yeniden dönmek; genellikle şu an bunun için yeterli vakit ya da bilgi olmadığı için.
Kolayca ele alınabilen ve hızlı sonuç veren, bu yüzden genellikle ilk önce yapılan işler, sorunlar ya da fırsatlar.
Bir etkinliği, süreci ya da tartışmayı, çoğu zaman ilk adımı atan ya da ilk sözü alan kişi olarak başlatmak.
Bir plan ya da fikir başarısız olduğunda veya reddedildiğinde, en baştan başlayıp yenisini bulmak gerektiğini anlatmak için kullanılır.
Sorumlu olduğunuz bir şeyi unutarak ya da yapmayarak hata yapmak, işi aksatmak.
Şu anda üzerinde çalışmıyor olsanız bile haberdar olduğunuz ve takip ettiğiniz bir şeyi anlatır.
Bir durum ya da iş hakkındaki en güncel bilgilere sahip olmak veya bir öğrenme döneminden sonra beklenen düzeyde çalışabilir hale gelmek.
Bir planı ya da kararı desteklemek ve ona katılmaya istekli olmak; birinin bir ekibe veya şirkete katıldığını söylemek için de kullanılır.
Bir şey sormak ya da bir şeyi hatırlatmak için birine genellikle sohbet uygulamasından veya e-postayla kısa bir mesaj göndermek.
Bir planın, belgenin, bütçenin ya da işin hayata geçebilmesi için resmi onay vermek.
Daha fazla zaman ya da para olduğunda ele alınmak üzere şimdilik ertelenmiş veya düşük öncelik verilmiş.
Yeni bir işe ya da projeye uzun bir öğrenme veya hazırlık süresine ihtiyaç duymadan hızlı ve etkili şekilde başlamak.
Birinin yeni bir beceriyi, işi ya da sistemi öğrenme hızı; "steep learning curve" kısa sürede öğrenilecek çok şey olduğu anlamına gelir.
Bir konuda çok bilgili olan birine, genellikle resmi olmayan bir şekilde bilgi ya da tavsiye için danışmak.
Karşı taraf yapması gerekeni zaten yaptığı için artık harekete geçme ya da karar verme sırası sizde.
Bir konunun, sorunun ya da veri setinin olağan bir incelemenin çok ötesine geçen ayrıntılı incelemesi veya tartışması.
Rakamlar ve Para
Bir şirketin, ekibin ya da projenin belirli bir dönemde harcamayı planladığı para miktarı veya bu harcamaları gösteren plan.
Satıcının gönderdiği, sağlanan mal veya hizmetleri listeleyen ve alıcının ne kadar, hangi tarihe kadar ödemesi gerektiğini gösteren belge.
Bir şirketin mali yılını böldüğü dört adet üç aylık dönemden biri; genellikle Q1, Q2, Q3 ve Q4 diye yazılır.
Miktarları, sonuçları ya da istatistikleri gösteren sayılar; özellikle satış, maliyet veya performansla ilgili resmi rakamlar.
Bir şirketin belirli bir dönemde mal veya hizmet satışından elde ettiği, giderler düşülmeden önceki toplam para.
Bir işletmenin tüm giderlerini ödedikten sonra elinde kalan para; giderler gelirden fazlaysa sonuç zarardır.
Eldeki bilgilere dayanarak bir sayı, maliyet ya da süre hakkında yapılan dikkatli tahmin; ayrıca bir işin muhtemel fiyatını gösteren yazılı belge.
Mevcut verilere ve eğilimlere dayanarak, özellikle satışlar, maliyetler ya da talep konusunda gelecekte ne olacağına dair yapılan öngörü.
Bir önceki yılın aynı dönemiyle karşılaştırıldığında; raporlarda ve slaytlarda çoğu zaman YoY diye kısaltılır.
İngiliz İngilizcesinde bir şirketin belirli bir dönemde yaptığı satışların toplam değeri; ayrıca çalışanların işten ayrılıp yerlerine yenilerinin alınma oranı.
Çalışma Hayatı
Birlikte çalıştığınız kişi; özellikle aynı şirkette ya da sizinle aynı meslekte olan biri.
İşinizi ofis yerine evden, genellikle dizüstü bilgisayar, e-posta ve görüntülü görüşmelerle yapmak; çoğu zaman WFH diye kısaltılır.
Aynı kurum içinde genellikle daha fazla sorumluluk ve daha yüksek maaşla daha üst bir göreve geçme.
İşverene, genellikle yazılı olarak ve gerekli ihbar süresine uyarak, işten ayrıldığınızı resmi olarak bildirmek.
Bir çalışanın her yıl hak ettiği ve çoğunlukla tatil için kullandığı ücretli izin günleri.
Bir yöneticinin ve çalışanın, çalışanın işini, sonuçlarını ve hedeflerini konuştuğu, genellikle yılda bir ya da iki kez yapılan düzenli görüşme.
Normal çalışma saatlerinin dışında yapılan çalışma ya da bu süre için ödenen ek ücret.
Bir kişinin ya da ekibin belirli bir dönemde yapması gereken iş miktarı.
Yeni çalışanları karşılama ve şirketin sistemlerini, çalışanlarını ve çalışma biçimini öğrenmelerine yardımcı olma süreci.
İş Seyahatleri ve Etkinlikler
İş gereği yapılan yolculuk; örneğin müşterileri ziyaret etmek, bir konferansa katılmak ya da başka bir ofiste çalışmak için.
Uçuş, otel odası, toplantı odası ya da randevu gibi bir şeyi ileri bir tarihte kullanmak üzere ayarlamak.
Bir şeyin parasını ödediğinizi kanıtlayan; neyi, hangi fiyata ve hangi tarihte aldığınızı gösteren kağıt ya da e-posta.
Birkaç saat dilimini geçen bir uçuştan sonra, biyolojik saatiniz henüz yeni saate uyum sağlamadığı için hissettiğiniz yorgunluk ve sersemlik.
Özellikle seyahat ederken kalınan yer; otel odası ya da daire gibi.
İş için yaptığınız harcamaları fişleriyle birlikte listeleyen ve şirketin bu parayı size geri ödemesini sağlayan form ya da çevrimiçi rapor.
Bir yolculuğun uçuşlarını, otellerini, toplantılarını ve saatlerini içeren ayrıntılı plan; genellikle seyahatten önce gönderilir.
Birinin harcadığı parayı, özellikle seyahat ya da yemek gibi işle ilgili masraflar için harcanan parayı geri ödemek.
Örneğin konferans ve etkinliklerde kendi sektörünüzdeki insanlarla tanışıp konuşarak işe yarar mesleki ilişkiler kurma.
Mini test: bu terimleri biliyor musun?
Bu sözlükten 10 soru. Her terimin doğru Türkçe karşılığını seç, puanını gör.
İş İngilizcesi nasıl öğrenilir?
- Tek tek kelimeler yerine kalıpları öğrenin: "wrap up the meeting", "push back the deadline" ve "loop someone in" gibi ifadeler meslektaşların gerçekten kullandığı dildir.
- Her hafta şirket duyuruları, faaliyet raporları ve iş haberleri gibi gerçek iş metinleri okuyun; e-postaların nasıl açılıp kapandığına dikkat edin.
- Kendi e-posta cümlelerinizden bir liste tutun ve Türkçeden kelime kelime çevirdiğiniz ifadeleri karşılaştığınız doğal İngilizce kalıplarla değiştirin.
- Tanıdık görünüp başka anlama gelen kelimelere dikkat edin: "agenda" ajanda değil gündemdir, toplantıdaki "minutes" ise dakika değil tutanaktır.
- Görüşmelerde gereken "You're on mute" ve "Could you share your screen?" gibi cümleleri ihtiyaç duymadan önce sesli olarak çalışın.
Sıkça sorulan sorular
İş İngilizcesi ile genel İngilizce arasındaki fark nedir?
Dil bilgisi aynıdır. Fark kelime dağarcığında, kalıp ifadelerde ve üsluptadır: İş İngilizcesi toplantılara, e-postalara, sunumlara, müzakerelere ve telefon görüşmelerine odaklanır; net, kibar ve kısa cümleleri öne çıkarır.
İngilizce bir iş e-postasına nasıl başlanır ve nasıl bitirilir?
Güvenli bir kalıp şöyledir: "Dear Ms Smith," ya da "Hi Anna," gibi bir hitap, neden yazdığınızı belirten bir ilk cümle ve ardından adınızla birlikte "Best regards," ya da "Kind regards," gibi bir kapanış. Yazdığınız kişinin üslubuna uyum sağlayın.
"Touch base" ve "circle back" gibi deyimler iş ortamı için fazla gündelik mi?
Konuşma dilinde ve şirket içi e-postalarda, özellikle Amerikan iş kültürünün etkili olduğu şirketlerde olağandır. Resmi yazışmalarda, sözleşmelerde ve resmi raporlarda ise "contact" ya da "discuss later" gibi yalın fiiller daha uygundur.
Türkçe konuşanlar hangi iş İngilizcesi kelimelerinde sık hata yapar?
Tipik tuzaklar şunlardır: "agenda" (ajanda değil gündem), "minutes" (dakika değil tutanak), "bring forward" (ertelemek değil öne almak) ve "shortly" (kısaca değil birazdan). Sık görülen bir dil bilgisi hatası da "look forward to hearing" yerine "look forward to hear" yazmaktır.
İş İngilizcemi nasıl daha hızlı geliştirebilirim?
Şirket e-postaları, raporlar, basın bültenleri ve iş haberleri gibi gerçek iş metinleri okuyun ve sürekli karşınıza çıkan kalıpları not edin. Sonra bunları kendi e-postalarınızda ve toplantılarınızda kullanın; işte birkaç kez kullandığınız bir kalıp kalıcı olur.
İlgili alanlar
Seviyene uygun okumayla pekiştir
Yeni kelimelerin kalıcı olmasının en hızlı yolu seviyene uygun metin okumaktır. Seviyene göre ücretsiz İngilizce kitaplar:
