Uluslararası şirketlerde çalışanlar için İngilizce

İş İngilizcesi: 401 Temel Terim ve Anlamları

İş İngilizcesi, uluslararası şirketlerin ortak çalışma dilidir: toplantı yönetmek, net bir e-posta yazmak, sonuçları sunmak ve başka ülkelerdeki meslektaşlarla anlaşmaya varmak için gereken kelimeler bunlardır. Yöneticiler, mühendisler, satış ekipleri ve asistanlar bu terimleri her gün kullanır; kalıp ifadeleri bilmek çoğu zaman nadir kelimeleri bilmekten daha işe yarar.

  • 401 terim
  • 11 konu
  • 134 temel terim
  • 813 örnek cümle

Sunumlar

  • level offphrasal verb (öbek fiil)yatay seyretmek, sabitlenmek

    Yükselmeyi ya da düşmeyi bırakıp aşağı yukarı aynı seviyede kalmak; grafiklerdeki rakamları anlatırken kullanılır.

  • deliver a presentationifadesunum yapmak

    Bilgi, fikir ya da sonuçları açıklamak için, çoğu zaman slaytlarla birlikte, bir dinleyici grubuna resmi sunum yapmak demektir.

  • present findingsifadebulguları sunmak

    Araştırma, analiz ya da inceleme sonuçlarını bir dinleyici kitlesine açık biçimde anlatmak.

  • visual aidisimgörsel yardımcı, görsel destek materyali

    Bir açıklamanın anlaşılmasını kolaylaştırmak için kullanılan görüntü, nesne veya başka bir görünür materyal.

  • cue cardisimkonuşma hatırlatma kartı

    Konuşmacının anlatımını hatırlamasına yardımcı olan kısa notların bulunduğu küçük kart.

  • speaker notesisimkonuşmacı notları

    Bir sunumu yaparken konuşmacıya yardımcı olan ve genellikle dinleyicilere gösterilmeyen destekleyici notlar.

  • lose your train of thoughtdeyimdüşünce akışını kaybetmek, ne söyleyeceğini unutmak

    Anlatmakta olduğunuz fikirlerin nasıl devam edeceğini veya hangi noktaya varacağını bir an için unutmak.

  • field questionsifadegelen soruları yanıtlamak

    Dinleyicilerden veya başka kişilerden gelen soruları karşılamak ve yanıtlamak.

  • take stockifadedurumu değerlendirmek

    Bir sonraki adımı kararlaştırmadan önce durup mevcut durumu değerlendirmek.

Müzakereler

  • negotiatefiilmüzakere etmek, pazarlık yapmak

    Fiyat ya da sözleşme şartları gibi bir konuda, iki tarafın da kabul edebileceği bir anlaşmaya varmak için karşı tarafla resmi olarak görüşmek.

  • dealisimanlaşma, iş anlaşması

    İki ya da daha fazla taraf arasında, özellikle belirli şartlarla alım satım ya da iş birliği yapmak üzere varılan anlaşma.

  • proposalisimteklif, öneri

    Müşteri ya da yönetim gibi başkalarının değerlendirip kabul etmesi için sunulan resmi yazılı veya sözlü plan ya da teklif.

  • compromiseisimuzlaşma, orta yol

    Her iki tarafın da sonucu kabul edebilmesi için istediklerinin bir kısmından vazgeçtiği anlaşma. Fiil olarak da kullanılır.

  • termsisimşartlar, koşullar

    Bir anlaşmada ya da sözleşmede iki tarafın da kabul ettiği fiyat, ödeme tarihleri, teslimat ve sorumluluklar gibi koşullar.

  • bottom lineisimişin özü, son fiyat

    Bir tartışmadaki en önemli gerçek ya da nihai tutum; ayrıca bir şirketin gelir tablosunun son satırında gösterilen kazancı veya zararı.

  • win-winsıfatiki taraf için de kazançlı, kazan-kazan

    Her iki tarafın da bir şey kazandığı ve kimsenin kaybetmediği durum ya da anlaşma için kullanılır.

  • counterofferisimkarşı teklif

    Alınan bir teklife yanıt olarak, genellikle farklı bir fiyat ya da farklı koşullarla yapılan yeni teklif.

  • concessionisimtaviz, ödün

    Bir müzakerede anlaşmaya varmak için taraflardan birinin vazgeçmeyi ya da kabul etmeyi üstlendiği şey.

  • deal-breakerisimanlaşmayı bozacak konu, vazgeçilmez şart

    Kabul edilmemesi halinde taraflardan birinin anlaşmanın tamamını reddedeceği kadar önemli tek bir konu ya da koşul.

  • meet halfwaydeyimorta yolu bulmak, yarı yoldan gelmek

    Her iki tarafın da diğerinin isteklerinin bir kısmını kabul etmesiyle, örneğin fiyat farkını paylaşarak anlaşmaya varmak.

  • on the tabledeyimmasada, gündemde

    Bir müzakerede ya da toplantıda önerilmiş veya tartışmaya açık olan; "off the table" ise artık değerlendirilmeyen anlamına gelir.

  • clientisimmüşteri, danışan

    Bir şirkete ya da uzmana hizmet veya danışmanlık karşılığında ödeme yapan ve çoğu zaman uzun süreli ilişki kurulan kişi ya da kurum.

  • offerisimteklif, öneri

    Bir şeyi belirli koşullarla satmaya, almaya, ödemeye ya da yapmaya hazır olduğunuzu bildiren ve karşı tarafın kabul ya da reddedebileceği beyan.

  • contractisimsözleşme, kontrat

    İki ya da daha fazla taraf arasında yapılan, her tarafın neler yapması gerektiğini belirleyen ve hukuken bağlayıcı olan resmi yazılı anlaşma.

  • quoteisimfiyat teklifi, teklif

    Bir tedarikçinin belirli bir iş, ürün ya da hizmet için talep edeceği kesin fiyatı bildiren yazılı veya sözlü açıklama.

  • discountisimindirim, iskonto

    Normal fiyattan düşülen tutar ya da yüzde; örneğin büyük siparişler, erken ödeme veya sadık müşteriler için uygulanır.

  • walk awayphrasal verb (öbek fiil)masadan kalkmak, anlaşmadan çekilmek

    Önerilen koşullar sizin için kabul edilebilir olmadığı için bir müzakereyi sonlandırmak ya da anlaşmadan çekilmek.

  • trade-offisimödünleşim, takas

    Daha uzun bir sözleşme karşılığında daha düşük fiyatı kabul etmek gibi, bir şeyden daha fazla elde etmek için başka bir şeyden daha azına razı olunan durum.

  • common groundisimortak nokta, ortak payda

    İki tarafın paylaştığı ve anlaşmaya varmak için başlangıç noktası olarak kullanılabilecek ortak çıkarlar, görüşler ya da hedefler.

  • NDAkısaltmagizlilik sözleşmesi, gizlilik anlaşması

    Non-disclosure agreement ifadesinin kısaltması; kişilerin ya da şirketlerin kendilerine verilen gizli bilgileri başkalarıyla paylaşmayacaklarını taahhüt ettikleri sözleşme.

  • negotiate a contractifadesözleşme müzakere etmek

    İmzadan önce fiyat, yükümlülük ve süre gibi önerilen sözleşme koşullarını görüşerek anlaşmaya varmaya çalışmaktır.

  • hold firmifadegeri adım atmamak

    Baskıya rağmen bir tutumu, kararı veya pazarlık koşulunu değiştirmemek; farklı şartları, fiyatları ya da talepleri kabul etmemekte ısrar etmektir.

  • sweeten the dealifadeteklifi daha cazip hâle getirmek

    Karşı tarafın kabul etme ihtimalini artırmak için bir teklife ek bir avantaj katmak demektir.

  • reach an agreementifadeanlaşmaya varmak

    Tarafların görüşme, pazarlık ya da uzlaşma sonrasında şartlar veya çözüm üzerinde mutabakata varmasıdır.

  • strike a dealdeyimanlaşma yapmak

    Özellikle iş ortamında görüşme ya da pazarlık sonunda anlaşmaya varmak.

  • room for manoeuvreisimhareket alanı, pazarlık esnekliği

    Kısıtlar içinde bir tutumu değiştirme veya farklı adımlar atma serbestliği.

  • sticking pointisimanlaşmayı zorlaştıran nokta, çözülemeyen mesele

    Anlaşmaya doğru ilerlemeyi engelleyen ve henüz çözüme kavuşmamış konu.

  • quid pro quoisimkarşılık, karşılıklı menfaat değişimi

    Bir şeyin başka bir şey karşılığında verilmesi veya yapılması; belirli bir karşılık içeren değişim.

  • subject to contractifadesözleşmeye bağlanmak kaydıyla

    Bir düzenlemenin resmi sözleşmenin yapılması koşuluna bağlı olduğunu belirtmek için kullanılan ifade.

  • in principleifadeprensipte, ilke olarak

    Ayrıntılar veya ek koşullar henüz çözülmemişken genel hatlarıyla kabul edildiğini ifade eder.

  • at arm's lengthifadebağımsız taraflar arasında, mesafeli biçimde

    Tarafların birbirlerinin denetimi veya özel etkisi altında kalmadan bağımsız hareket ettiği ilişkiyi anlatır.

  • best and final offerisimen iyi ve nihai teklif

    Bir tarafın müzakerenin o aşamasında sunmaya razı olduğu en iyi koşulları içeren ve nihai olarak sunduğu teklif.

  • BATNAkısaltmaanlaşma sağlanamazsa en iyi alternatif

    Mevcut müzakere anlaşmayla sonuçlanmazsa izlenebilecek en iyi uygulanabilir yol.

  • ZOPAkısaltmaolası anlaşma aralığı

    Her iki müzakere tarafının da kabul edebileceği olası koşulların kesiştiği aralık.

  • package dealisimpaket anlaşma

    Birden fazla kalemin veya koşulun tek bir bütün olarak kararlaştırıldığı teklif.

  • hard sellisimbaskılı satış yaklaşımı

    Birini satın almaya veya kabul etmeye ikna etmek için yoğun ve ısrarlı baskı uygulayan yaklaşım.

  • soft sellisimdolaylı ve baskısız satış yaklaşımı

    Güçlü baskı uygulamadan, nazik ve dolaylı biçimde ikna etmeye çalışan yaklaşım.

  • non-negotiablesıfatpazarlığa kapalı, tartışmaya açık olmayan

    Görüşme veya pazarlık yoluyla değiştirilmesine açık olunmayan koşulu niteler.

  • bargaining chipisimpazarlık kozu

    Müzakerede avantaj elde etmek için sunulabilecek veya sunulmaktan kaçınılabilecek unsur.

  • back outphrasal verb (öbek fiil)taahhüdünden vazgeçmek, anlaşmadan çekilmek

    Daha önce kabul edilmiş bir düzenlemeden veya verilmiş bir taahhütten çekilmek.

  • hold out forphrasal verb (öbek fiil)daha iyi koşul için beklemek, istediğini elde edene kadar kabul etmemek

    Mevcut teklifleri kabul etmeyip daha iyi veya belirli bir sonucu beklemek.

  • call someone's bluffdeyimblöfünü görmek

    Bir tehdit veya iddianın gerçek olup olmadığını, karşı tarafı bunu gerçekleştirmeye ya da kanıtlamaya zorlayarak sınamak.

  • move the goalpostsdeyimiş başladıktan sonra başarı koşullarını değiştirmek

    Başkaları koşulları karşılamaya çalışmaya başladıktan sonra başarı veya kabul ölçütlerini değiştirmek.

  • under the tabledeyimkayıt dışı, gizlice

    Özellikle bir ödeme veya düzenlemenin resmi kayıtlardan ya da kurallardan gizlenerek yapılmasını anlatır.

  • above boarddeyimaçık ve dürüst, usule uygun

    Gizli aldatma içermeyen, açık ve dürüst biçimde yürütülen iş veya düzenlemeyi niteler.

  • gentleman's agreementisimcentilmenlik anlaşması, söze dayalı anlaşma

    Resmi yazılı sözleşmeden çok karşılıklı güvene dayanan gayriresmi anlaşma.

Telefon ve Görüntülü Görüşmeler

  • conference callisimkonferans görüşmesi, çok katılımlı görüşme

    Farklı yerlerdeki üç ya da daha fazla kişinin aynı anda birlikte konuştuğu telefon ya da çevrim içi görüşme.

  • mutefiilmikrofonu kapatmak, sesi kapatmak

    Bir görüşmede kendi mikrofonunu ya da başkasının mikrofonunu kapatarak diğerlerinin oradan gelen sesi duymasını engellemek.

  • get back tophrasal verb (öbek fiil)dönüş yapmak, geri dönmek

    Henüz elinizde olmayan bir yanıtı ya da bilgiyi vermek için biriyle daha sonra yeniden iletişime geçmek.

  • share your screenifadeekranını paylaşmak, ekran paylaşımı yapmak

    Görüntülü görüşmedeki diğer kişilerin bilgisayar ekranınızda olanları, örneğin slaytları, bir belgeyi ya da bir uygulamayı görmesini sağlamak.

  • hold onphrasal verb (öbek fiil)beklemek, hatta kalmak

    Özellikle telefonda, karşı taraf bir şeyi kontrol ederken ya da aramayı aktarırken kısa bir süre beklemek.

  • go aheadifadebuyurun, devam edin

    Birine konuşmaya ya da bir şeyi yapmaya başlayabileceğini söyleyen kısa ifade; örneğin görüşmede iki kişi aynı anda konuştuğunda kullanılır.

  • put throughphrasal verb (öbek fiil)bağlamak, aktarmak

    Arayan kişiyi görüşmek istediği kişiye ya da departmana bağlamak; genellikle resepsiyon veya santral tarafından yapılır.

  • break upphrasal verb (öbek fiil)sesin kesik kesik gelmesi, sesin gidip gelmesi

    Telefon ya da görüntülü görüşmede zayıf sinyal veya kötü internet bağlantısı nedeniyle sesin net gelmemesi, kesik kesik duyulması.

  • voicemailisimsesli mesaj, telesekreter

    Aranan kişi yanıt vermediğinde telefon mesajlarını kaydeden sistem; ayrıca kaydedilen tek bir mesaj.

  • speak upphrasal verb (öbek fiil)daha yüksek sesle konuşmak, sesini yükseltmek

    Başkalarının duyabilmesi için daha yüksek sesle konuşmak; ayrıca özellikle bir sorun hakkında düşündüğünü açıkça söylemek.

  • drop offphrasal verb (öbek fiil)görüşmeden ayrılmak, görüşmeden düşmek

    Bir çevrim içi toplantıdan ya da görüşmeden, isteyerek veya bağlantı koptuğu için, bitmeden ayrılmak.

  • hop on a callifadekısa bir görüşme yapmak, hızlıca görüşmek

    Genellikle bir konuyu e-postadan daha hızlı çözmek için kısa ve gayriresmi bir telefon ya da görüntülü görüşme başlatmak veya bu görüşmeye katılmak.

  • hang upphrasal verb (öbek fiil)telefonu kapatmak, kapatmak

    Bir düğmeye basarak ya da ahizeyi yerine koyarak telefon görüşmesini bitirmek; görüntülü görüşmelerde görüşmeden çıkmak.

  • call backphrasal verb (öbek fiil)geri aramak, tekrar aramak

    Daha önce sizi arayan birini aramak ya da birini daha sonra yeniden aramak.

  • take a messageifadenot almak, mesajı not etmek

    Ulaşılamayan biri için arayan kişinin söylemek istediklerini, daha sonra iletmek üzere not etmek.

  • catchfiilduymak, anlamak

    Birinin söylediğini duymak ya da anlamak; genellikle bir kelimeyi, ismi veya numarayı kaçırdığınızda olumsuz cümlede kullanılır.

  • frozensıfatdonmuş, takılmış

    Zayıf bağlantı nedeniyle görüntülü görüşmede hareketsiz kalmış; ses ya da görüşme devam ederken görüntünün durması.

  • background noiseisimarka plan gürültüsü, ortam gürültüsü

    Trafik, klavye sesi ya da konuşan başka insanlar gibi, konuşan kişinin çevresinde bulunan ve görüşmenin veya kaydın anlaşılmasını zorlaştıran sesler.

  • dial inphrasal verb (öbek fiil)telefonla bağlanmak, toplantıya bağlanmak

    Bir konferans görüşmesine ya da çevrimiçi toplantıya, özellikle uygulama veya link yerine bir numarayı arayarak katılmak.

  • talk overphrasal verb (öbek fiil)üst üste konuşmak, aynı anda konuşmak

    Biriyle aynı anda konuşup iki kişinin de net duyulamamasına yol açmak; gecikmeli görüşmelerde sık olur.

  • call qualityisimgörüşme kalitesi

    Telefon ya da çevrim içi görüşmenin ses netliği, gecikmesi ve bağlantı kararlılığı gibi yönleriyle genel kalitesi.

  • dial a numberifadenumara çevirmek

    Bir kişiyi, şirketi ya da hizmeti aramak için telefonda bir numarayı tuşlamak ya da çevirmektir.

  • pick up the phoneifadetelefonu eline alıp aramak

    Özellikle mesaj atmak ya da beklemek yerine hızlı ve doğrudan şekilde telefonla aramak demektir.

  • get throughphrasal verb (öbek fiil)telefonla ulaşmak

    Bir kişiye telefonla ulaşmayı ve iletişim kurmayı başarmak.

  • call forwardingisimarama yönlendirme

    Gelen telefon aramalarının otomatik olarak başka bir telefon numarasına yönlendirilmesi.

  • unmutefiilmikrofonun sesini açmak, sessizden çıkarmak

    Sessize alınmış bir mikrofonun veya ses çıkışının sesini yeniden açmak.

  • telephone tagisimkarşılıklı arayıp ulaşamama

    İki kişinin birbirini tekrar tekrar aramasına rağmen aynı anda uygun olamadıkları için görüşememesi.

  • call screeningisimaramaları ön değerlendirmeden geçirme

    Bir aramayı yanıtlamaya veya bağlamaya karar vermeden önce kimin, hangi amaçla aradığını kontrol etme.

Teslim Tarihleri ve Planlama

  • deadlineisimson teslim tarihi, teslim tarihi

    Bir işin en geç bitirilmesi, gönderilmesi ya da teslim edilmesi gereken tarih veya saat.

  • ASAPkısaltmaen kısa sürede, mümkün olan en kısa sürede

    As soon as possible ifadesinin kısaltması; bir işin hiç gecikmeden yapılması ya da gönderilmesi gerektiğini belirtir.

  • EODkısaltmagün sonu, mesai bitimi

    End of day ifadesinin kısaltması; e-posta ve yazışmalarda gayriresmi bir teslim zamanı olarak kullanılan iş günü sonu.

  • reschedulefiilyeniden planlamak, başka bir zamana almak

    Önceden planlanmış bir toplantının, görüşmenin ya da etkinliğin tarihini veya saatini değiştirmek.

  • time zoneisimsaat dilimi, saat farkı

    Dünyada aynı standart saati kullanan bölgelerden her biri; farklı saat dilimlerindeki meslektaşlar işe farklı saatlerde başlayıp işi farklı saatlerde bitirir.

  • postponefiilertelemek, ileri bir tarihe bırakmak

    Bir toplantıyı, etkinliği ya da kararı başlangıçta planlanandan daha sonraki bir zamana almak.

  • push backphrasal verb (öbek fiil)ertelemek, ileri atmak

    Planlanmış bir tarihi ya da saati daha sonraya almak; ayrıca bir talebe, plana ya da karara direnmek, itiraz etmek.

  • availabilityisimmüsaitlik, uygun zaman

    Bir kişinin görüşmek, konuşmak ya da bir iş üzerinde çalışmak için boş olduğu zamanlar.

  • calendar inviteisimtakvim daveti, toplantı daveti

    Bir takvim uygulaması üzerinden gönderilen ve kabul edildiğinde etkinliği davetlilerin takvimine ekleyen toplantı ya da görüşme daveti.

  • on trackifadeplanlandığı gibi ilerliyor, yolunda

    Beklenen ilerlemeyi göstermek; böylece planın, hedefin ya da teslim tarihinin tutturulması büyük olasılıktır.

  • behind scheduleifadeprogramın gerisinde, gecikmeli

    Planlanandan geç kalmış; takvimin öngördüğü hızda ilerlemeyen.

  • timelineisimzaman çizelgesi, takvim

    Bir projenin ya da sürecin her aşamasının ne zaman gerçekleşeceğini veya işi tamamlamak için ayrılan toplam süreyi gösteren plan.

  • bring forwardphrasal verb (öbek fiil)öne almak, erkene almak

    Bir toplantıyı, etkinliği ya da teslim tarihini başlangıçta planlanandan daha erken bir tarihe veya saate almak.

  • duesıfatteslim edilmesi gereken, vadesi gelen

    Belirli bir zamanda gerçekleşmesi, gelmesi ya da bitirilmesi beklenen veya gereken; belirli bir tarihe kadar ödenmesi gereken tutarlar için de kullanılır.

  • overduesıfatgecikmiş, vadesi geçmiş

    Beklenen zamana kadar yapılmamış, ödenmemiş ya da teslim edilmemiş; gecikmiş.

Mini test: bu terimleri biliyor musun?

Bu sözlükten 10 soru. Her terimin doğru Türkçe karşılığını seç, puanını gör.

İş İngilizcesi nasıl öğrenilir?

  • Tek tek kelimeler yerine kalıpları öğrenin: "wrap up the meeting", "push back the deadline" ve "loop someone in" gibi ifadeler meslektaşların gerçekten kullandığı dildir.
  • Her hafta şirket duyuruları, faaliyet raporları ve iş haberleri gibi gerçek iş metinleri okuyun; e-postaların nasıl açılıp kapandığına dikkat edin.
  • Kendi e-posta cümlelerinizden bir liste tutun ve Türkçeden kelime kelime çevirdiğiniz ifadeleri karşılaştığınız doğal İngilizce kalıplarla değiştirin.
  • Tanıdık görünüp başka anlama gelen kelimelere dikkat edin: "agenda" ajanda değil gündemdir, toplantıdaki "minutes" ise dakika değil tutanaktır.
  • Görüşmelerde gereken "You're on mute" ve "Could you share your screen?" gibi cümleleri ihtiyaç duymadan önce sesli olarak çalışın.

Sıkça sorulan sorular

İş İngilizcesi ile genel İngilizce arasındaki fark nedir?

Dil bilgisi aynıdır. Fark kelime dağarcığında, kalıp ifadelerde ve üsluptadır: İş İngilizcesi toplantılara, e-postalara, sunumlara, müzakerelere ve telefon görüşmelerine odaklanır; net, kibar ve kısa cümleleri öne çıkarır.

İngilizce bir iş e-postasına nasıl başlanır ve nasıl bitirilir?

Güvenli bir kalıp şöyledir: "Dear Ms Smith," ya da "Hi Anna," gibi bir hitap, neden yazdığınızı belirten bir ilk cümle ve ardından adınızla birlikte "Best regards," ya da "Kind regards," gibi bir kapanış. Yazdığınız kişinin üslubuna uyum sağlayın.

"Touch base" ve "circle back" gibi deyimler iş ortamı için fazla gündelik mi?

Konuşma dilinde ve şirket içi e-postalarda, özellikle Amerikan iş kültürünün etkili olduğu şirketlerde olağandır. Resmi yazışmalarda, sözleşmelerde ve resmi raporlarda ise "contact" ya da "discuss later" gibi yalın fiiller daha uygundur.

Türkçe konuşanlar hangi iş İngilizcesi kelimelerinde sık hata yapar?

Tipik tuzaklar şunlardır: "agenda" (ajanda değil gündem), "minutes" (dakika değil tutanak), "bring forward" (ertelemek değil öne almak) ve "shortly" (kısaca değil birazdan). Sık görülen bir dil bilgisi hatası da "look forward to hearing" yerine "look forward to hear" yazmaktır.

İş İngilizcemi nasıl daha hızlı geliştirebilirim?

Şirket e-postaları, raporlar, basın bültenleri ve iş haberleri gibi gerçek iş metinleri okuyun ve sürekli karşınıza çıkan kalıpları not edin. Sonra bunları kendi e-postalarınızda ve toplantılarınızda kullanın; işte birkaç kez kullandığınız bir kalıp kalıcı olur.

Seviyene uygun okumayla pekiştir

Yeni kelimelerin kalıcı olmasının en hızlı yolu seviyene uygun metin okumaktır. Seviyene göre ücretsiz İngilizce kitaplar: