Hemşirelik İngilizcesi: 100 Temel Terim ve Anlamları
Hemşireler İngilizceyi hasta başında, nöbet devrinde ve hasta kayıtlarında, çoğu zaman da zamana karşı yarışırken kullanır. Bu sözlük; yaşam bulgularını almaktan ilaç uygulamaya, yara bakımından enfeksiyon kontrolüne ve endişeli hasta yakınlarıyla konuşmaya kadar serviste her gün duyacağınız kelimeleri bir araya getirir. Her terimde kelimenin ne anlama geldiğini, hemşirelerin onu gerçekte nasıl kullandığını ve Türkçede nasıl karşılandığını bulacaksınız.
- 100 terim
- 11 konu
- 59 temel terim
- 200 örnek cümle
Hasta Değerlendirmesi
Hastanın fiziksel ve ruhsal durumunun ve bakım gereksinimlerinin planlı biçimde incelenmesi; hemşirelik bakımını planlamak ve güncellemek için yapılır.
Hastanın ağrısının ne kadar şiddetli olduğunu gösteren sayı; en sık 0 (hiç ağrı yok) ile 10 (düşünülebilecek en kötü ağrı) arasındaki bir ölçekle belirlenir.
Hastanın geçmiş ve mevcut hastalıkları, ameliyatları, kullandığı ilaçlar, alerjileri ve ailesindeki sağlık sorunları hakkında, bakımına yön vermek için toplanan bilgiler.
Bir değişiklik ya da sorun olduğunda hemen fark etmek için birini veya bir şeyi düzenli ve dikkatli biçimde izlemek.
'Vomit' (kusmak) fiilinin gündelik karşılığı: midedeki yiyecek ya da sıvıyı ağızdan geri çıkarmak.
Hastanın ne kadar uyanık, dikkatli ve çevresinin farkında olduğu; tamamen uyanık olmaktan hiç yanıt vermemeye kadar uzanan durum.
Hastanın olağan ya da başlangıçtaki durumu (normal tansiyonu, hareket düzeyi ya da zihinsel durumu gibi); sonraki değişiklikleri karşılaştırmak için kullanılır.
Uyanık olmak ve kim olduğunun, nerede bulunduğunun ve zamanın farkında olmak; hastanın normal zihinsel durumunu tanımlamanın yaygın bir yolu.
Yaşam Bulguları
Vücudun temel işlevlerinin ne durumda olduğunu gösteren ölçümler; genellikle vücut sıcaklığı, nabız, solunum sayısı, kan basıncı ve oksijen satürasyonu.
Kanın atardamar duvarlarına yaptığı basınç. 120/80 gibi iki sayıyla yazılır ve milimetre cıva (mmHg) ile ölçülür.
Atardamarın deriye yakın geçtiği bilek gibi bölgelerde hissedilen kalp atımı; dakikadaki atım sayısı olarak ölçülür.
Bir kişinin bir dakikada aldığı nefes sayısı; göğsün inip kalkması izlenerek sayılır.
Kandaki hemoglobinin yüzde kaçının oksijen taşıdığını gösteren değer; genellikle parmağa takılan ve pulse oksimetre denen küçük bir probla ölçülür.
Hemşirelikte hastadan düzenli olarak alınan ölçümlerin tümü; başta yaşam bulguları olmak üzere bazen ağrı ya da bilinç düzeyi gibi kontrolleri de kapsar.
Kandaki şeker (glukoz) miktarı; çoğu zaman parmak ucundan alınan bir damla kan ve küçük bir cihazla ölçülür.
Hastanın vücut sıcaklığı; kulak, ağız, koltuk altı, alın ya da rektumdan termometreyle ölçülür. Gündelik konuşmada doğrudan 'ateş' anlamına da gelebilir.
Normalden hızlı kalp atımı; erişkinlerde istirahatte genellikle dakikada 100'ün üzerindeki nabız.
Normalden düşük kan basıncı. Erişkinlerde genellikle yaklaşık 90/60 mmHg'nin altı olarak tanımlanır; ancak hastanın olağan değerinden ne kadar saptığı da önemlidir.
Ateşi olmayan: vücut sıcaklığı normal sınırlar içinde olan hasta için kullanılır.
İlaç Uygulama
Bir ilacı ya da tedaviyi, reçeteye veya protokole uygun olarak, herhangi bir yolla hastaya vermek.
Bir ilacın tek seferde verilen miktarı (örneğin 500 mg) ya da belirli bir sürede verilen toplam miktarı.
Bağışıklık sisteminin, çoğu insan için zararsız olan bir maddeye (ilaç, besin ya da lateks gibi) karşı gösterdiği zararlı tepki.
Bir ilacın ya da tedavinin asıl amacı dışında ortaya çıkan, genellikle istenmeyen etkisi; bulantı ya da uyuşukluk gibi.
Hemşirenin günün belirli saatlerinde ilaç arabasıyla serviste dolaşarak hastalara order edilmiş ilaçlarını verdiği zaman dilimi.
Hemşirelerin herhangi bir ilacı vermeden önce kullandığı kontrol listesi: doğru hasta, doğru ilaç, doğru doz, doğru yol ve doğru zaman.
Reçetede, bir ilacın belirli saatlerde değil yalnızca gerektiğinde (örneğin ağrı ya da bulantı olduğunda) verileceğini göstermek için yazılır. Latince 'pro re nata' ifadesinden gelir.
Hastanın ilaçlarının order edildiği ve hemşirelerin verdikleri ya da vermedikleri her doz için imza attığı form veya elektronik kayıt.
Bir ilacın vücuda giriş yolu; örneğin ağızdan (oral), damardan (IV), kas içine (IM) ya da deri altına (subkutan).
Order edilmiş bir ilacın dozunu, genellikle düşük tansiyon ya da planlanmış bir ameliyat gibi güvenlik gerekçeleriyle, bir süre vermemek.
Kötüye kullanılabildiği ya da bağımlılık yapabildiği için yasalarla sıkı biçimde denetlenen morfin veya fentanil gibi ilaç.
Hemen, derhal; bir ilacın, tetkikin ya da işlemin hemen yapılması gerektiğinde reçeteye yazılır veya ekip tarafından söylenir. Latince 'statim' kelimesinden gelir.
Deri altında, kasın üstündeki yağ dokusunda; insülin ve bazı kan sulandırıcılar gibi bu katmana yapılan enjeksiyonlar için kullanılır.
Kas içine; üst kol, uyluk ya da kalça bölgesi gibi büyük bir kasın derinine yapılan enjeksiyonlar için kullanılır.
Damar Yolu ve Sıvı Tedavisi
'Intravenous' kelimesinin kısaltması: damar içine. İsim olarak, sıvıyı ya da ilacı doğrudan damara veren hattı veya serumu da anlatır.
Sıvı, ilaç ya da kan verilebilmesi için genellikle el veya koldaki bir toplardamara yerleştirilen ince plastik tüp.
Bir hastanın damarına bir tüp aracılığıyla yavaş yavaş akan sıvı ya da ilaç torbası veya bu düzeneğin tamamı için kullanılan gündelik kelime.
Vücudun aldığından daha fazla su kaybetmesi nedeniyle normal işleyişi için yeterli sıvıya sahip olmaması.
Sıvıyı ya da ilacı hastanın damarına tam olarak ayarlanmış bir hızla veren, hat tıkandığında ya da torba boşaldığında alarm veren cihaz.
Belirli bir sürede hastanın aldığı tüm sıvılar (içecekler, serumlar, beslenme ürünleri) ile kaybettiği tüm sıvılar (idrar, kusmuk, dren içeriği) arasındaki fark.
Bir branülün ya da hattın çalıştığını kontrol etmek, açık kalmasını sağlamak veya içindeki ilacı temizlemek için içinden az miktarda sıvı, genellikle serum fizyolojik, geçirmek.
Bir donörden alınan kanın ya da eritrosit, trombosit veya plazma gibi kan bileşenlerinin damar yoluyla hastaya verilmesi.
IV sıvının ya da ilacın damardan branülün çevresindeki dokuya sızması; şişlik, serinlik ve rahatsızlığa yol açar.
Yara Bakımı
Yaralanma, ameliyat ya da uzun süreli bası gibi nedenlerle deride ve altındaki dokuda oluşan hasar.
Yarayı korumak, akıntıyı emmek ve iyileşmesine yardımcı olmak için üzerine konan örtü; gazlı bez, film ya da köpük örtü gibi.
Uzun süreli basınç nedeniyle, genellikle topuk, kalça ya da kuyruk sokumu gibi kemik çıkıntılarının üzerinde, deride ve alt dokularda oluşan hasar.
Yeniden sağlıklı hale gelmek; özellikle bir yaranın ya da hasar görmüş derinin kapanıp onarılması.
Bir yaranın ya da ameliyat kesisinin kenarlarını iyileşene kadar bir arada tutan dikiş veya dikiş sırası; bu iş için kullanılan iplik de aynı adla anılır.
Bir ameliyat sırasında cerrahın deri ve dokular üzerinden yaptığı kesi.
Ameliyat sırasında kan, irin ya da diğer sıvıların bir torbaya veya şişeye akması için yaranın yakınına ya da vücut içine yerleştirilen tüp.
Bir yaradan sızan, serum, hücreler ve bazen irinden oluşan sıvı; miktarı, rengi ve kokusu hemşirelerin yaranın durumunu değerlendirmesine yardımcı olur.
Temel Bakım ve Mobilizasyon
Bir hastanın düşme olasılığı; yaş, kullandığı ilaçlar, bilinç bulanıklığı, denge sorunları ve daha önceki düşmeler gibi etkenlere göre belirlenir.
Yataktan kalkamayan bir hastaya ılık su dolu bir leğen, sabun, havlu ve bezler kullanılarak, üstü örtülü ve sıcak tutularak yapılan banyo.
Hastanın, genellikle bir ameliyat ya da tetkik öncesinde veya güvenli yutamadığı için, hiçbir şey yememesi ve içmemesi gerektiğini belirten talimat.
İdrarı bir torbaya boşaltmak için genellikle üretradan mesaneye yerleştirilen ince ve esnek tüp.
Yataktan kalkamayan hastanın idrar ya da dışkı yapmak için üzerine oturduğu yassı kap.
Yıkanma, giyinme, tuvalet ihtiyacı, ağız bakımı ve tıraş gibi günlük vücut bakımı işlerinde verilen yardım.
Ciltteki basıncı azaltmak, hastayı rahat ettirmek ya da solunumunu kolaylaştırmak için yatakta veya sandalyede hastanın pozisyonunu değiştirmek.
Bir hastayı, özellikle ameliyattan ya da uzun süre yatmasından sonra, oturma, ayağa kalkma ya da yürüme yoluyla hareket ettirmek.
İdrar ya da dışkının vücuttan çıkışını kontrol edememe; kişinin istemi dışında kaçırmalar olması.
Ayakta duramayan bir hastayı, örneğin yataktan sandalyeye aktarmak için kullanılan, kumaş askısı olan kaldırma ekipmanı.
Enfeksiyon Kontrolü
Mikropları uzaklaştırmak ve hastalar arasında yayılmasını önlemek için ellerin su ve sabunla ya da alkol bazlı el antiseptiğiyle temizlenmesi.
'Personal protective equipment' (kişisel koruyucu ekipman) ifadesinin kısaltması: enfeksiyondan korunmak için giyilen eldiven, önlük, gömlek, maske, göz koruyucu ve benzeri malzemeler.
Bir enfeksiyonun yayılmasını önlemek ya da bağışıklığı zayıf bir hastayı korumak için hastanın diğerlerinden ayrı, genellikle ek önlemler alınan tek kişilik bir odada tutulması.
Bakteri ve diğer canlı mikroorganizmalardan tamamen arınmış; bu sayede yaraya ya da vücudun içine güvenle temas edebilir.
Kullanılmış iğnelerin, bistüri uçlarının ve diğer kesici-delici malzemelerin güvenle atılması için kullanılan, kapaklı, sağlam ve çoğu zaman sarı plastik kutu.
Bir işlem sırasında mikropların yaraya, damara ya da vücudun başka bir bölgesine girmesini önleyen çalışma yöntemlerinin bütünü.
Hastanın hastanedeyken ya da sağlık hizmeti alırken edindiği, yatış sırasında var olmayan ya da kuluçka döneminde bulunmayan enfeksiyon.
Kullanılmış bir iğne ya da başka bir kesici-delici aletle kazara deriye batma veya kesilme; kişiyi kan yoluyla bulaşan enfeksiyonlara maruz bırakabilir.
Kullanılmış pansumanlar, kanlı malzemeler, kesici-delici aletler ve bazı ilaçlar gibi bulaşıcı ya da zararlı olabilecek sağlık hizmeti atıkları.
'Methicillin-resistant Staphylococcus aureus' (metisiline dirençli Staphylococcus aureus) kısaltması: birçok yaygın antibiyotiğin etkili olmadığı ve özellikle hastanelerde enfeksiyonlara yol açabilen bir bakteri türü.
Servis İşleyişi ve Nöbet Devri
Hastalarla ilgili bilgilerin ve sorumluluğun bir hemşireden ya da ekipten diğerine aktarılması; genellikle vardiya değişiminde yapılır.
Gündüz, akşam ya da gece gibi belirli bir çalışma dilimi; bitiminde işi başka bir ekip devralır.
Bir hastanın hastaneye ya da servise kabul edilmesi süreci; ilk kontroller ve gerekli evrak işleri de buna dahildir.
Hastanın hastaneden resmi olarak çıkıp evine ya da başka bir bakım yerine gitmesi ve bunun için yapılan hazırlıklar.
Benzer bakım gereksinimleri olan hastaların yattığı ve bir hemşire ekibince bakıldığı, yataklı hastane birimi.
Doktorların, çoğu zaman hemşireler ve diğer çalışanlarla birlikte, servisteki her hastayı ziyaret ederek gidişatı gözden geçirdiği ve günün planını belirlediği düzenli tur.
Vardiya boyunca bir servisi ya da üniteyi yöneten hemşire; personeli organize eder, hastaları dağıtır, sorunlarla ve acil durumlarla ilgilenir.
Bir kişinin iyi olduğundan ya da bir şeyde değişiklik olmadığından emin olmak için gidip ona bakmak.
Hasta hakkındaki bilgiyi düzenli biçimde aktarmanın bir yolu: Situation (durum), Background (öykü), Assessment (değerlendirme), Recommendation (öneri).
Kayıt ve Dokümantasyon
Hastanın hemşirelik gereksinimlerini, bakım hedeflerini ve bu hedeflere ulaşmak için ekibin yapacağı uygulamaları belirten yazılı plan.
Gözlemler, verilen ilaçlar ya da alınan sıvılar gibi hastaya ait bilgileri kayda ya da özel bir forma işlemek.
Hemşirelerin her vardiyada hastanın durumunu, verilen bakımı ve yaşanan değişiklik ya da olayları anlattığı yazılı veya elektronik kayıt.
Hastalarla ilgili bilgileri gizli tutma ve yalnızca bakım için bu bilgiye ihtiyacı olan ya da yasal hakkı bulunan kişilerle paylaşma yükümlülüğü.
Düşme ya da ilaç hatası gibi, bir hastaya, ziyaretçiye veya çalışana zarar veren ya da verebilecek bir olay yaşandığında doldurulan form.
Hastanın bir tedavi ya da girişimin ne içerdiğini, risklerini, yararlarını ve alternatiflerini öğrenip anladıktan sonra özgür iradesiyle verdiği onay.
Hasta ve Yakınlarıyla İletişim
Hastaya en yakın kişi; genellikle bir aile üyesi ya da eşidir ve hastayla ilgili gelişmelerde ilk aranan kişidir.
Endişeli birinin daha sakin ve daha az korkmuş hissetmesini sağlayacak bir şey söylemek ya da yapmak.
Hastanın yardım istemek için bastığı, yatağının yanında ya da banyoda bulunan hemşire çağırma düğmesi.
Arkadaşların ve aile üyelerinin servisteki hastaları ziyaret edebildiği gün içindeki saatler.
Birinin öldüğünü söylemenin yumuşak ve kibar bir yolu; çoğu zaman ailelerle konuşurken kullanılır.
Aynı dili konuşmayan hasta ile sağlık çalışanları arasındaki konuşmayı yüz yüze, telefonla ya da görüntülü olarak çeviren eğitimli kişi.
Tedavisi mümkün olmayan ciddi bir hastalığı olan kişilerin ağrısını ve diğer belirtilerini hafifletmeyi, yaşam kalitesini desteklemeyi ve ailelerine destek olmayı amaçlayan bakım.
Acil Durumlar ve Kötüleşen Hasta
Kötüleşmek; özellikle hastanın genel durumunun ya da yaşam bulgularının, hastalığının ağırlaştığını gösterecek biçimde değişmesi.
'Cardiopulmonary resuscitation' (kardiyopulmoner resüsitasyon) kısaltması: kalbi durmuş birinde kan ve oksijen dolaşımını sürdürmek için yapılan göğüs basısı ve çoğu zaman buna eşlik eden kurtarıcı soluklar.
Sese, dokunmaya ya da ağrılı uyarana tepki vermeyen ve bilinci kapalı görünen; acil yardım gerektiğinin işareti.
Hastanın yaşam bulguları ve bilinç düzeyinden hesaplanan ve ekibin hastanın ağırlaşmaya başladığını erken fark etmesine yardımcı olan puan.
Bir hastayla ilgili endişeyi, harekete geçebilmeleri için sorumlu hemşire ya da doktor gibi daha kıdemli veya uzman birine iletmek.
'Do not resuscitate' (resüsitasyon yapılmasın) ifadesinin kısaltması: hastanın kalbi ya da solunumu durursa KPR uygulanmayacağına ilişkin, kayıtlara geçirilmiş tıbbi karar.
Bir hastanın kalbinin ya da solunumunun durduğunu ve resüsitasyon ekibinin hemen gelmesi gerektiğini bildiren hastane acil çağrısı.
Vücudun bir enfeksiyona verdiği yanıtın kendi organlarına ve dokularına zarar vermeye başladığı, hayatı tehdit eden durum.
Mini test: bu terimleri biliyor musun?
Bu sözlükten 10 soru. Her terimin doğru Türkçe karşılığını seç, puanını gör.
Hemşirelik İngilizcesi nasıl öğrenilir?
- Her kelimeyi hemşirelerin onunla birlikte kullandığı fiille öğrenin: take a blood pressure (tansiyon ölçmek), change a dressing (pansuman değiştirmek), give handover (devir vermek), escalate a concern (endişeyi üst kademeye bildirmek). Bu kalıplar, tek tek kelimelerden çok daha hızlı doğal konuşmanızı sağlar.
- Hastane prosedürleri, hasta bilgilendirme broşürleri ve hemşirelik dergilerindeki makaleler gibi gerçek İngilizce hemşirelik metinleri okuyun; işlemlerin ve gözlemlerin nasıl anlatıldığına dikkat edin.
- Her gün hayali bir hasta için kısa bir sözlü devir ya da SBAR'a uygun bir telefon görüşmesi çalışın. Zaman baskısı altında net konuşmak, hemşirelerin çoğunun en çok zorlandığı beceridir.
- İki ayrı liste tutun: meslektaşlar ve kayıtlar için klinik kelimeler (hypotensive, mobilise, nil by mouth) ve hastalar için gündelik kelimeler (low blood pressure, get up and walk, nothing to eat or drink).
- Drip ve IV, obs ve vitals, nil by mouth ve NPO gibi İngiltere-ABD farklarına dikkat edin ve önce okumayı ya da çalışmayı planladığınız ülkede kullanılan biçimi öğrenin.
Sıkça sorulan sorular
Hemşirelerin İngilizce konuşulan bir ülkede çalışmak için hangi İngilizce seviyesine ihtiyacı var?
Bu, ülkeye ve o ülkenin hemşirelik düzenleyici kurumuna bağlıdır. Çoğu, IELTS ya da OET gibi kabul edilen bir İngilizce sınavında belirli bir puan ister; istenen puanlar ve kabul edilen sınavlar zaman zaman değiştiği için kurumun resmi web sitesini kontrol edin. Sınavın ötesinde, hızlı yapılan devirleri takip edebilmeniz, farklı aksanları anlamanız ve hastalara bir şeyleri basitçe açıklayabilmeniz gerekir.
'Vital signs', 'vitals' ve 'obs' arasındaki fark nedir?
Üçü de aynı temel ölçümleri anlatır: vücut sıcaklığı, nabız, solunum sayısı, kan basıncı ve oksijen satürasyonu. 'Vital signs' standart terimdir; 'vitals' Amerikan İngilizcesindeki gündelik kısaltma, 'obs' (observations) ise İngiliz ve Avustralyalı hemşirelerin serviste kullandığı ifadedir. İngiltere hastanelerinde 'obs' çoğu zaman erken uyarı skorunu ve bilinç düzeyini de kapsar.
Hastalarla konuşurken tıbbi terimler mi yoksa basit kelimeler mi kullanmalıyım?
Hastalar ve yakınlarıyla basit, gündelik kelimeler kullanın; tıbbi terimleri meslektaşlarınız ve kayıtlar için saklayın. Örneğin hastaya 'you are hypotensive' yerine 'your blood pressure is low' deyin, 'nil by mouth' ifadesini de 'nothing to eat or drink' diye açıklayın. Hastalar sık sık 'throw up' (kusmak) ya da 'waterworks' (idrar yolları) gibi gündelik kelimeler kullanır; bunları tanımak işinizi kolaylaştırır.
İngiliz mi yoksa Amerikan hemşirelik İngilizcesi mi öğrenmeliyim?
Okumayı ya da çalışmayı planladığınız ülkede kullanılan biçimi öğrenin, ama ikisini de tanıyabilecek düzeye gelin. Kelimelerin çoğu aynıdır; ancak serviste her gün kullanılan bazı terimler farklıdır: drip ve IV, drug chart ve MAR, nil by mouth ve NPO, hoist ve mechanical lift. Ders kitapları ve çevrimiçi kaynaklar iki biçimi bir arada kullandığı için bu sözlük önemli farkları ayrıca belirtir.
Yurt dışında çalışmaya başlamadan önce hemşirelik İngilizcemi nasıl geliştirebilirim?
Klinik rehberler, hasta bilgilendirme broşürleri ve hemşirelik dergileri gibi gerçek İngilizce hemşirelik metinleri okuyun ve hemşirelerin işlerini anlattığı konuşmaları dinleyin. Devir vermeyi sesli olarak çalışın, sık kullanılan kısaltmaları öğrenin ve bu sözlükteki kelimelerle İngilizce kısa deneme notları yazın.
İlgili alanlar
Seviyene uygun okumayla pekiştir
Yeni kelimelerin kalıcı olmasının en hızlı yolu seviyene uygun metin okumaktır. Seviyene göre ücretsiz İngilizce kitaplar:
Bu sayfa İngilizce öğrenenler için kelime açıklaması içerir; tıbbi tavsiye değildir.
