Anatomi İngilizcesi: 100 Temel Terim ve Anlamları
Anatomi ve fizyoloji ders kitapları, atlaslar, dersler ve sınav soruları Latince ve Yunanca köklere dayanan İngilizce terimlerle doludur; aynı kelimeler öğrencilerin karşısına daha sonra klinikte, radyoloji raporlarında ve bilimsel makalelerde de çıkar. Bu sözlük, yön terimlerinden kemiklere, organlardan hücrelere ve vücut işlevlerine kadar yapı ve işleve dair temel kelimeleri Türkçe karşılıkları ve gerçek ders ve klinik ortamlarından alınmış örneklerle açıklar. Ayrıca İngilizce kullanımın, derste öğrenilen Latince adlardan nerede ayrıldığını da gösterir.
- 100 terim
- 9 konu
- 50 temel terim
- 200 örnek cümle
Vücut Bölgeleri ve Yön Terimleri
Vücudun yapısını, bölümlerinin nasıl yerleştiğini ve birbirine nasıl bağlandığını inceleyen bilim dalı. 'Dizin anatomisi' örneğinde olduğu gibi yapının kendisi için de kullanılır.
Vücudu tarif ederken referans alınan standart duruş: Dik ayakta durmak, yüzü öne çevirmek, kolları yanlara bırakıp avuç içlerini öne çevirmek ve ayakları bitiştirmek.
Vücudun ön tarafında olan ya da öne doğru olan. Örneğin sternum (göğüs kemiği) kalbin önündedir.
Vücudun arka tarafında olan ya da arkaya doğru olan. Örneğin omurga kalbin arkasındadır.
Başa doğru ya da bir yapının üst kısmına doğru olan; yukarıda. Örneğin baş, omuzların üstündedir.
Baştan uzak olan ya da bir yapının alt kısmına doğru olan; aşağıda. Örneğin mide diyaframın altındadır.
Vücudu sağ ve sol yarıya ayıran hayali dikey çizgiye, yani orta hatta daha yakın olan. Örneğin burun gözlerin medialindedir.
Vücudun orta hattından daha uzak olan; yana doğru. Örneğin kulaklar gözlerin lateralindedir.
Bir uzvun gövdeye bağlandığı noktaya ya da bir yapının başlangıcına daha yakın olan. Örneğin dirsek, el bileğine göre proksimaldedir.
Bir uzvun gövdeye bağlandığı noktadan ya da bir yapının başlangıcından daha uzak olan. Örneğin parmaklar, el bileğine göre distaldedir.
Gövdenin göğüs ile pelvis arasındaki bölümü. Mide, bağırsaklar, karaciğer, böbrekler ve diğer organları içerir; göğüs boşluğundan diyaframla ayrılır.
Göğüs; gövdenin boyun ile karın arasındaki bölümü. Kaburgalar, sternum ve torakal omurlarla çevrilidir; kalbi ve akciğerleri içerir.
Vücut yüzeyine daha yakın olan. Örneğin deri kaslara göre yüzeyseldir; yüzeysel venler de çoğu zaman deri altından görülebilir.
Vücut yüzeyinden daha uzak, içeriye doğru olan. Örneğin kol kemikleri, onları örten kasların derinindedir.
Vücudu sağ ve sol bölümlere ayıran hayali dikey düzlem. Tam ortadan geçen midsagital (median) düzlem, vücudu iki eşit yarıya böler.
Vücudun sırt tarafında olan ya da sırta doğru olan. El ve ayakta üst yüzeyi de ifade eder: Elin sırtı ve ayağın üst yüzü dorsal yüzlerdir.
Yüzü yukarı bakacak şekilde sırtüstü düz yatar halde. Bunun tersi olan yüzüstü yatış pozisyonuna 'prone' denir.
Kol ya da bacak. Anatomide kol, omuzdan ele kadar uzanan üst ekstremite (upper limb); bacak ise kalçadan ayağa kadar uzanan alt ekstremite (lower limb) olarak adlandırılır.
Vücudu üst (superior) ve alt (inferior) bölümlere ayıran hayali yatay düzlem. Bu düzlemde alınan kesitlere enine kesit (cross-section) denir.
Hücreler, Dokular ve Vücudun Yapılanması
Vücudun canlı olan en küçük birimi. Her hücrenin bir zarı ve sitoplazması, çoğunun da bir çekirdeği vardır; benzer hücreler bir araya gelerek dokuları oluşturur.
Benzer hücrelerin, aralarındaki maddeyle birlikte ortak bir görevi yerine getirmek için oluşturduğu topluluk. Dört temel doku tipi epitel, bağ, kas ve sinir dokusudur.
İki ya da daha fazla dokudan oluşan ve belirli bir işlevi birlikte yerine getiren vücut bölümü; kalp, karaciğer, mide ya da deri gibi.
Vücudun temel bir işlevini birlikte yerine getiren organlar grubu. Örneğin sindirim sistemi ağız, özofagus, mide, bağırsaklar, karaciğer ve pankreastan oluşur.
Vücut yüzeylerini örten; boşlukları, kanalları ve bezleri döşeyen, sıkıca dizilmiş hücrelerden oluşan doku. Derinin dış tabakası ve bağırsakların iç yüzeyi buna örnektir.
Diğer dokuları destekleyen, birbirine bağlayan ve koruyan doku. Hücreleri, lifler ve temel maddeden oluşan bir ara madde (matriks) içine dağılmıştır; kemik, kıkırdak, yağ dokusu, tendonlar ve kan bu dokunun türleridir.
Her hücreyi çevreleyen, hücreye neyin girip çıkacağını kontrol eden ince ve esnek tabaka. Esas olarak, içine proteinlerin yerleştiği çift katlı bir fosfolipit tabakasından oluşur.
Hücrenin kendi zarıyla çevrili kontrol merkezi. Protein üretimi ve hücre bölünmesi için gerekli bilgiyi taşıyan DNA'yı içerir.
Hücrenin içinde bulunan ve oksijen kullanarak hücrenin enerjisinin büyük kısmını ATP şeklinde üreten küçük yapı. Kas hücreleri gibi çok enerjiye ihtiyaç duyan hücrelerde sayıca fazladır.
Kemikler ve İskelet
Vücudu destekleyen, organları koruyan ve hareketi mümkün kılan, kemik ve kıkırdaktan oluşan çatı. Yetişkin iskeletinde genellikle 206 kemik bulunur.
İskeleti oluşturan sert ve canlı doku ile bu dokudan oluşan organların her biri. Kemikler vücudu destekler, organları korur, kalsiyum depolar ve kan hücrelerini üreten iliği barındırır.
Üst üste dizilerek omurgayı (columna vertebralis) oluşturan yaklaşık 33 küçük kemikten her biri. Her omurun bir gövdesi, bir yayı ve omuriliğin içinden geçtiği bir deliği vardır.
Sağlam ama esnek, kan damarı içermeyen bir bağ dokusu. Eklemlerde kemik uçlarını örter, burun ve kulağa şeklini verir, kaburgaları sternuma bağlar.
Beyni koruyan ve yüzü oluşturan baş iskeleti. Sutura adı verilen hareketsiz eklemlerle birleşmiş çok sayıda kemikten ve hareketli alt çene kemiğinden (mandibula) oluşur.
Omurganın alt ucunda, iki kalça kemiği, sakrum ve koksiksten oluşan leğen biçimli kemik halkası. Gövdeyi taşır; mesaneyi, rektumu ve üreme organlarını korur.
12 çift kaburga, sternum ve torakal omurların oluşturduğu göğüs iskeleti. Kalbi ve akciğerleri korur, solunum sırasında hareket eder.
Uyluk kemiği; kalça ile diz arasında uzanan uzun kemik. İnsan vücudunun en uzun ve en güçlü kemiğidir.
Kaslar, Eklemler ve Hareket
İki ya da daha fazla kemiğin birleştiği yer. Diz gibi bazı eklemler serbestçe hareket eder, kafatası kemikleri arasındakiler gibi bazıları ise neredeyse hiç hareket etmez.
Kasılarak (kısalarak) hareket ya da kuvvet oluşturabilen hücrelerden meydana gelen doku ya da organ. Üç türü vardır: iskelet kası, kalp kası ve düz kas.
Bir kemiği başka bir kemiğe bağlayan ve eklemi sabit tutan, fibröz bağ dokusundan oluşan sağlam bant.
Bir kası kemiğe bağlayan ve kas kasıldığında kemiği çekmesini sağlayan, fibröz dokudan oluşan sağlam kiriş.
Bir kasın lifleri uyarıldığında kısalması ya da gerilmesi; bu sayede hareket ya da kuvvet oluşur. Kalpte kasılma, kanı boşluklardan dışarı iter.
İki vücut bölümü arasındaki açıyı küçülten bükme hareketi; dirseği ya da dizi bükmek gibi.
İki vücut bölümü arasındaki açıyı büyüten düzleştirme hareketi; dirseği ya da dizi düzleştirmek gibi. Fleksiyonun zıttıdır.
Bir uzvun ya da vücut bölümünün vücudun orta hattından uzaklaşması; kolu yana doğru kaldırmak gibi.
Bir uzvun ya da vücut bölümünün vücudun orta hattına yaklaşması; yana kaldırılmış kolu tekrar gövdenin yanına indirmek gibi.
Kemiklere tutunan, iskeleti hareket ettiren ve istemli (bilinçli) kontrol altında olan kas. Mikroskopta uzun lifleri çizgili göründüğü için çizgili kas (striated muscle) olarak da adlandırılır.
Kalp, Dolaşım ve Solunum
Göğüs boşluğunda bulunan ve kanı vücuda pompalayan kaslı organ. Dört boşluğu vardır: Kanı karşılayan iki atriyum ve kanı dışarı pompalayan iki ventrikül.
Kanı kalpten uzaklaştıran kan damarı. Atardamarların çoğu oksijenden zengin kan taşır; istisna, oksijeni az olan kanı akciğerlere götüren pulmoner arterlerdir.
Kanı kalbe geri taşıyan kan damarı. Toplardamarların çoğu oksijeni az olan kanı taşır; akciğerlerden oksijenden zengin kanı getiren pulmoner venler istisnadır.
Göğüs boşluğunda bulunan, havadaki oksijenin kana geçtiği ve karbondioksitin kandan atıldığı iki süngerimsi organdan her biri. Sağ akciğer üç, sol akciğer iki lobdan oluşur.
Duvarı yalnızca tek hücre kalınlığında olan en küçük kan damarı türü. Kılcal damarlar arterleri venlere bağlar; oksijen, besin maddeleri ve atıklar bunların duvarından dokulara geçer ya da dokulardan alınır.
Dolaşan kanın atardamar duvarlarına uyguladığı kuvvet. Sistolik ve diyastolik olmak üzere iki sayıyla, milimetre cıva (mmHg) biriminde ifade edilir; örneğin 120/80.
Oksijen alıp karbondioksit atma süreci. Soluk alıp vermeyi (ventilasyon), akciğerlerde ve dokularda gerçekleşen gaz değişimini ve oksijenin hücre içinde kullanılmasını (hücresel solunum) kapsar.
Kalbin kanı dışarı pompalayan iki alt boşluğundan her biri: Sağ ventrikül kanı akciğerlere, sol ventrikül ise vücudun geri kalanına gönderir.
Kalbin kanı karşılayan iki üst boşluğundan her biri: Sağ atriyum vücuttan gelen venlerden, sol atriyum ise akciğerlerden kan alır. Her atriyum kanı altındaki ventriküle aktarır.
Göğüs boşluğunu karın boşluğundan ayıran kubbe şeklindeki kas tabakası. Kasıldığında düzleşerek akciğerlere hava çekilmesini sağlar; solunumun ana kasıdır.
Hemoglobin proteini sayesinde oksijeni akciğerlerden dokulara taşıyan disk biçimli kan hücresi. Olgun alyuvarların çekirdeği yoktur ve yaklaşık 120 gün yaşarlar.
Bir kalp atımı sırasında gerçekleşen olaylar dizisi: Atriyumların ve ventriküllerin kasılması (sistol) ve gevşemesi (diyastol) ile kalp kapaklarının sırayla açılıp kapanması.
Soluk borusu; havayı gırtlaktan (larinks) göğüs boşluğuna taşıyan ve burada sağ ve sol ana bronşlara ayrılan tüp. C şeklindeki kıkırdak halkalar trakeanın açık kalmasını sağlar.
Akciğerlerde hava yollarının uçlarında bulunan milyonlarca minik hava keseciğinden her biri. İnce duvarları kılcal damarlarla çevrilidir; oksijen ve karbondioksit değişimi burada gerçekleşir.
Oksijenin kana geçmesi ve karbondioksitin kandan ayrılması; akciğerlerde alveol ve kılcal damar duvarları boyunca, dokularda ise kan ile dokular arasında difüzyonla gerçekleşir.
Lenfatik sistemin, lenf sıvısını süzen ve bağışıklık hücreleri barındıran küçük, fasulye biçimli organı. Lenf düğümleri boyunda, koltuk altlarında, kasıklarda, göğüste ve karında gruplar halinde bulunur.
Sindirim ve Boşaltım Sistemi
Özofagus ile ince bağırsak arasında bulunan J şeklinde, kaslı kese. Besinleri depolar, asit ve enzimlerle karıştırır ve yavaş yavaş duodenuma (onikiparmak bağırsağına) iletir.
Karnın sağ üst bölümündeki büyük organ. Besin maddelerini işler, safra ve birçok kan proteinini üretir, glikojen depolar; ilaçları, alkolü ve toksik maddeleri parçalar.
Karnın arka tarafında yer alan; kanı süzen, atıkları ve fazla suyu idrar olarak uzaklaştıran, kan basıncının ve tuz dengesinin düzenlenmesine yardım eden fasulye biçimli iki organdan her biri.
Besinlerin vücudun emebileceği küçük moleküllere parçalanması süreci. Bir kısmı mekanik (çiğneme, karıştırma), bir kısmı ise enzimlerle gerçekleşen kimyasal sindirimdir.
Mide ile kalın bağırsak arasında uzanan, duodenum, jejunum ve ileumdan oluşan uzun ve kıvrımlı tüp. Besinlerin sindiriminin ve emiliminin büyük kısmı burada gerçekleşir.
Çekumdan rektum ve anüse kadar uzanan, sindirim kanalının son bölümü. Sindirilmiş besinlerden geriye kalan kısımdan su ve tuzları emer, dışkıyı oluşturur ve depolar.
Besinleri ve sıvıları yutaktan (farenks) mideye taşıyan kaslı tüp. Trakeanın arkasından geçer ve diyaframı geçerek mideye ulaşır.
Midenin arkasında yer alan ve iki görevi olan bez: Duodenuma akan sindirim enzimlerini üretir; adacık hücreleri ise insülin ve glukagon gibi hormonları kana salgılar.
Böbreklerden gelen idrarı, üretra yoluyla vücuttan atılana kadar depolayan, pelviste yer alan içi boş, kaslı organ.
Sinir ve Endokrin Sistem
Bilgiyi alan, işleyen ve elektriksel sinyaller göndererek vücudun tepkilerini kontrol eden, beyin, omurilik ve sinirlerden oluşan ağ.
Kafatasının içinde yer alan ve düşünme, bellek, hareket, duyular ile birçok istem dışı vücut işlevini kontrol eden organ. Ana bölümleri beyin yarıküreleri (serebrum), beyincik ve beyin sapıdır.
Beyinden başlayıp omurga kanalının içinde aşağı doğru uzanan uzun sinir dokusu demeti. Beyin ile vücut arasında sinyalleri iletir ve basit refleksleri kontrol eder.
Beyin ya da omurilik ile vücudun diğer bölümleri arasında elektriksel sinyalleri taşıyan, sinir liflerinden (aksonlardan) oluşan kordon şeklindeki demet.
Sinir hücresi; elektriksel ve kimyasal sinyaller alıp gönderen, sinir sisteminin temel birimi. Bir hücre gövdesi, sinyalleri alan dendritleri ve sinyalleri ileten bir aksonu vardır.
Bir bez tarafından üretilen ve kanla hedef organlara taşınarak onların işleyişini değiştiren kimyasal haberci. İnsülin, kortizol ve tiroksin buna örnektir.
Bir sinir hücresinin sinyali başka bir sinir hücresine, kas hücresine ya da bez hücresine ilettiği bağlantı noktası. İletim genellikle nörotransmitter adı verilen kimyasal habercilerin salınmasıyla olur.
Bir madde üreten ve salgılayan organ ya da hücre grubu. Endokrin bezler hormonlarını kana verir; ekzokrin bezler ise ter ya da tükürük gibi salgılarını kanallar aracılığıyla dışarı verir.
Bir sinir ya da kas hücresinin zarı boyunca ilerleyen kısa süreli elektriksel sinyal. Önce sodyum iyonları hızla hücreye girer (depolarizasyon), ardından potasyum iyonları hücreden çıkar (repolarizasyon).
Bilinçli düşünme gerektirmeyen, bir uyarana verilen hızlı ve otomatik yanıt; sıcak bir şeye dokununca elini hemen çekmek gibi. Birçok basit refleks omurilik düzeyinde gerçekleşir.
Beynin arka bölümünde, beyin yarıkürelerinin altında bulunan; hareketleri, dengeyi ve duruşu koordine eden ve motor becerilerin öğrenilmesine yardım eden bölüm.
Boynun ön tarafında, gırtlağın altında bulunan kelebek biçimli endokrin bez. Metabolizma hızını düzenleyen tiroid hormonlarını (T3 ve T4) ve kalsitonin hormonunu üretir.
Fizyolojik Süreçler
Vücudun ve bölümlerinin nasıl çalıştığını inceleyen bilim dalı; kalbin kanı nasıl pompaladığı, sinirlerin nasıl sinyal ilettiği ve böbreklerin nasıl idrar ürettiği gibi.
Dış ortam değişse bile vücudun sıcaklık, kan şekeri ve su dengesi gibi iç koşullarını görece sabit tutabilme yeteneği.
Hücrelerde besinleri parçalayarak enerji elde eden ve yeni moleküller üreten kimyasal tepkimelerin tamamı. Yıkım tepkimelerini (katabolizma) ve yapım tepkimelerini (anabolizma) kapsar.
Taneciklerin, hücre enerji harcamadan, yoğun oldukları bölgeden daha az yoğun oldukları bölgeye hareket etmesi. Akciğerlerde oksijen kana bu yolla geçer.
Suyun seçici geçirgen bir zardan, daha seyreltik çözeltiden daha derişik çözeltiye doğru, iki taraf dengelenmeye yaklaşana kadar geçmesi.
Vücutta meydana gelen bir değişikliğin, bu değişikliği tersine çeviren ve koşulları belirli bir ayar değerine (set point) geri döndüren bir yanıtı tetiklediği kontrol sistemi. Homeostazı sürdüren temel mekanizmadır.
Vücuttaki belirli bir kimyasal tepkimeyi, kendisi tükenmeden hızlandıran protein. Örneğin sindirim enzimleri, besinleri emilebilecek kadar küçük moleküllere parçalar.
Sindirilmiş besin maddelerinin, suyun ve diğer maddelerin bağırsaktan kana ya da lenfe geçmesi süreci; büyük ölçüde ince bağırsak duvarı aracılığıyla gerçekleşir.
Önekler, Sonekler ve Kökler
Yunanca kökenli, 'kalp' anlamına gelen kelime parçası. Kelime başında 'cardi-' ya da 'cardio-', kelime sonunda '-cardia' ya da '-cardium' olarak görülür; cardiology, tachycardia ve myocardium gibi.
'… bilimi' ya da '… ile ilgilenen bilim dalı' anlamına gelen son ek. Histology dokuları, cytology hücreleri, neurology ise sinir sistemini ve hastalıklarını inceleyen bilim dalıdır.
Yunanca kökenli, 'kemik' anlamına gelen kelime parçası. Osteocyte (kemik hücresi), osteoblast (kemik yapan hücre), osteology (kemik bilimi) ve osteoporosis gibi kelimelerde geçer.
Yunanca kökenli, 'sinir' ya da 'sinir sistemi' anlamına gelen kelime parçası. Neurology, neurotransmitter, neuroanatomy ve kısaltılmış biçimiyle neuron gibi kelimelerde geçer.
Yunanca kökenli, 'mide' anlamına gelen kelime parçası. Gastric (mideye ait), gastrointestinal (mide ve bağırsaklara ait) ve gastroenterology gibi kelimelerde geçer.
Yunanca kökenli, 'karaciğer' anlamına gelen kelime parçası. Hepatic (karaciğere ait), hepatocyte (karaciğer hücresi) ve hepatitis (karaciğer iltihabı) gibi kelimelerde geçer.
Yunanca kökenli, 'böbrek' anlamına gelen kelime parçası. Nephron (böbreğin süzme birimi), nephrology (böbrek hastalıkları bilimi) ve nephrectomy (böbreğin çıkarılması) gibi kelimelerde geçer.
Yunanca kökenli, 'hücre' anlamına gelen son ek. Erythrocyte (alyuvar), leukocyte (akyuvar), osteocyte (kemik hücresi) ve hepatocyte (karaciğer hücresi) gibi kelimelerde geçer.
'İçinde' ya da 'içine' anlamına gelen ön ek; intracellular (hücre içi), intravenous (damar içi, ven içine) ve intramuscular (kas içi) gibi.
Mini test: bu terimleri biliyor musun?
Bu sözlükten 10 soru. Her terimin doğru Türkçe karşılığını seç, puanını gör.
Anatomi İngilizcesi nasıl öğrenilir?
- Yön terimlerini zıt çiftler halinde öğrenin (anterior/posterior, medial/lateral, proximal/distal, superficial/deep) ve kendi vücudunuz üzerinde pratik yapın: 'My wrist is distal to my elbow.'
- Uzun kelimeleri parçalarına ayırın. Cardi- (kalp), hepat- (karaciğer), oste- (kemik), -cyte (hücre) ve -ology (bilimi) parçalarını biliyorsanız osteocyte, hepatocyte ve cardiology gibi kelimeler kendiliğinden anlaşılır.
- Her organı sıfat haliyle birlikte öğrenin; çünkü ders kitapları sıfatı çok daha sık kullanır: heart ve cardiac, kidney ve renal, liver ve hepatic, lung ve pulmonary, stomach ve gastric gibi.
- Her hafta ders kitabı bölümleri, atlas etiketleri ve makale özetleri gibi gerçek İngilizce anatomi ve fizyoloji metinleri okuyun; konumların nasıl tarif edildiğine dikkat edin: 'lies posterior to', 'passes through', 'drains into'.
- Atlas ya da maket üzerinde çalışırken her yapının adını sesli söyleyin. Birçok terimde okunmayan harfler ya da beklenmedik vurgular (muscle, diaphragm, physiology) ve Yunanca ya da Latince çoğullar (vertebrae, nuclei, alveoli) vardır.
Sıkça sorulan sorular
Anatomiyi İngilizce çalışmak için Latince bilmem gerekir mi?
Hayır, ama Latince ve Yunanca kökleri tanımak çok işe yarar. İngilizce ders kitapları yapıların çoğu için İngilizce adları kullanır (heart, kidney, thigh bone), birçok kasta ve bazı damarlarda ise Latince adı korur (biceps brachii, vena cava). Sıfatlar genellikle Latince ya da Yunancadan gelir: renal, hepatic, cardiac, pulmonary. Yaygın kökleri öğrendiğinizde, Türkçe derslerde öğrendiğiniz Latince adlarla İngilizce terimleri hızla eşleştirebilirsiniz.
Anatomi ile fizyoloji arasındaki fark nedir?
Anatomi yapıyla ilgilenir: Vücudun bir bölümünün neye benzediği, nerede bulunduğu ve nelerle bağlantılı olduğu. Fizyoloji ise işlevle ilgilenir: O bölümün nasıl çalıştığı ve nasıl kontrol edildiği. Örneğin anatomi kalbin boşluklarını ve kapaklarını tarif eder, fizyoloji ise kalp döngüsünü ve kan basıncını açıklar. Yapı ve işlev birbirine bağlı olduğu için çoğu programda iki ders paralel olarak okutulur.
İlk önce hangi anatomi terimlerini öğrenmeliyim?
Anatomik pozisyonla, yön terimleriyle (anterior, posterior, superior, inferior, medial, lateral, proximal, distal) ve vücut düzlemleriyle başlayın; çünkü ders kitaplarındaki bütün tarifler bunlara dayanır. Ardından yapılanma düzeylerini (hücre, doku, organ, sistem), başlıca kemikleri, kasları ve eklemleri ve her sistemin ana organlarını öğrenin. Bu listenin ilk seviyesi de bu sırayı izler.
Neden bazı anatomi kelimelerinin esophagus ve oesophagus gibi iki farklı yazımı var?
Amerikan İngilizcesi, Yunanca ve Latinceden gelen 'ae' ve 'oe' harf çiftlerini sadeleştirir; İngiliz İngilizcesi ise bunları korur: esophagus/oesophagus, hemoglobin/haemoglobin, cecum/caecum, feces/faeces, edema/oedema gibi. İkisi de doğrudur. Bu sözlükte Amerikan yazımı kullanılmış, gerektiğinde İngiliz yazımı da belirtilmiştir. Kendi yazılarınızda tek bir stil seçin ve tutarlı biçimde kullanın.
Anatomi terimlerini nasıl doğru telaffuz edebilirim?
Vurguya dikkat edin; vurgu çoğu zaman Türkçedekinden farklı bir heceye düşer: physi-OL-ogy, ho-meo-STA-sis, CAR-ti-lage gibi. Okunmayan harfleri (muscle'daki c, diaphragm'daki g, limb'deki b) ve Yunanca ya da Latince çoğulları (vertebrae, nuclei, alveoli) öğrenin. Ders kayıtlarını ve sesli sözlükleri dinleyin; yeni terimleri doğal gelene kadar sesli tekrar edin.
İlgili alanlar
Seviyene uygun okumayla pekiştir
Yeni kelimelerin kalıcı olmasının en hızlı yolu seviyene uygun metin okumaktır. Seviyene göre ücretsiz İngilizce kitaplar:
Bu sayfa İngilizce öğrenenler için kelime açıklaması içerir; tıbbi tavsiye değildir.
