Tıp İngilizcesi: 200 Temel Terim ve Anlamları
İngilizce; tıp dergilerinin, uluslararası kılavuzların, kongrelerin ve sınavların ortak dilidir, yurt dışındaki pek çok hastanede de günlük çalışma dili İngilizcedir. Bu sözlük, anamnez almaktan reçete yazmaya kadar doktorların ve tıp öğrencilerinin serviste ve poliklinikte gerçekten kullandığı kelimeleri Türkçe karşılıkları ve gerçekçi örneklerle bir araya getirir. Ayrıca poliklinik, asistan ve serum gibi Türkçe konuşanları yanıltan kelimelere de dikkat çeker.
- 200 terim
- 8 konu
- 82 temel terim
- 409 örnek cümle
Belirtiler ve Bulgular
Hastanın kendisinin hissettiği ve anlattığı, bir hastalığa işaret edebilecek değişiklik; ağrı, halsizlik ya da bulantı gibi. Doktor bunu ölçerek değil, sorarak öğrenir.
Hastanın anlattığı değil, doktorun görebildiği, elle hissedebildiği, duyabildiği ya da ölçebildiği hastalık kanıtı; döküntü, kalp üfürümü ya da yüksek ateş gibi.
Aniden başlayan ve kısa süren, çoğu zaman hızlı müdahale gerektiren; kroniğin karşıtı.
Yeterince hava alamama ya da nefes almak için zorlanma hissi; tıbbi adı dispnedir.
Vücut ısısının normalin üzerine, genellikle 38 °C civarının üstüne çıkması; çoğu zaman vücudun bir enfeksiyonla savaştığını gösterir.
Kusacakmış gibi hissettiren, midede duyulan rahatsız edici his; ardından kusma olabilir de olmayabilir de.
Dengesizlik, başta hafiflik ya da odanın dönüyormuş gibi hissedilmesi gibi belirsiz bir his; hastalar bu kelimeyi farklı birçok duyum için kullanır.
Kanser ya da omurga sorunu gibi ciddi bir nedene işaret eden ve acil değerlendirme veya tetkik gerektiren belirti ya da bulgu.
Ağrının başladığı yerden vücudun başka bir bölgesine yayılması; örneğin göğüsten sol kola.
Bir vücut bölümünün, genellikle sıvı birikimi, inflamasyon ya da yaralanma nedeniyle büyümesi; ayak bileklerinin ya da bir eklemin şişmesi gibi.
Cildin renginin ya da dokusunun değiştiği bölge; örneğin kızarması, beneklenmesi, kabarması ya da kaşınması.
Normal dinlenmeyle geçmeyen aşırı yorgunluk ya da enerji eksikliği; çoğu zaman bir hastalığın ya da tedavinin belirtisidir.
Kişinin kendi kalp atışını rahatsız edici biçimde hissetmesi; atışlar hızlı, güçlü, düzensiz ya da tekliyormuş gibi gelebilir.
Vücudun bir bölümünde bir şeylerin hasar gördüğünü ya da düzgün çalışmadığını haber veren rahatsız edici his; insanların hekime başvurmasının en sık nedenidir.
Başın herhangi bir yerinde hissedilen ağrı; çoğu zararsızdır, ancak az bir kısmı ciddi bir sorunun belirtisi olabilir.
Hava yollarını temizlemek için havanın akciğerlerden ani ve sesli biçimde dışarı atılması; kuru olabileceği gibi balgamlı da olabilir.
Mide içeriğinin ağız yoluyla dışarı çıkarılması; çoğu zaman bulantının ardından gelir, ama hiçbir uyarı olmadan da ortaya çıkabilir.
Normalden daha sık, genellikle günde üç ya da daha fazla kez sulu veya yumuşak kıvamlı dışkılama.
Göğüste hissedilen ağrı ya da sıkıntı; kalpten, akciğerlerden, yemek borusundan, kaslardan ya da kaburgalardan kaynaklanabildiği için her zaman ciddiye alınır.
Göğüs ile kasık arasında, karnın herhangi bir yerinde hissedilen ağrı; hazımsızlıktan apandisite kadar pek çok nedeni olabilir.
Hasar görmüş bir damardan kan kaybı; bir yaradan vücut dışına olabileceği gibi, fark edilmeyebilecek şekilde vücut içine de olabilir.
Vücut ağırlığının azalması; kişi çaba göstermeden ortaya çıktığında kanser ya da tiroidin aşırı çalışması gibi ciddi bir hastalığın belirtisi olabilir.
Vücudun bir bölümünde dokunma, ağrı ya da sıcaklığın normal şekilde hissedilememesi; duyunun kaybolması ya da azalması.
Bağırsakları boşaltmakta güçlük çekme ya da kişinin olağan düzenine göre daha seyrek ve sert dışkılama.
Beyinde aniden ortaya çıkan anormal elektriksel aktivite; kasılmalara, vücutta katılaşmaya, boş bakmaya ya da bilinç kaybına yol açabilir.
Kandaki bilirubin birikimine bağlı olarak derinin ve göz aklarının sararması.
Dokularda aşırı sıvı birikmesine bağlı şişlik; en sık ayak bileklerinde ve bacaklarda görülür.
Bir hastalığı ya da pozitif bir test sonucu olduğu halde hiçbir belirti göstermeyen; belirtileri geçmiş hastalar için de kullanılır.
Kişinin net düşünemediği, zaman ya da yer oryantasyonunu kaybettiği veya çevresinde olup biteni takip edemediği durum.
Normalden hızlı kalp atımı; dinlenme halindeki bir yetişkinde genellikle dakikada 100'ün üzerindeki kalp hızı.
Beyne giden kan akımının geçici olarak azalmasına bağlı, kısa süre içinde tam düzelmeyle sonuçlanan kısa süreli bilinç kaybı.
Anamnez ve Fizik Muayene
Hastanın şu anki sorununu, geçirdiği hastalıkları, kullandığı ilaçları, ailesini ve yaşam tarzını anlamak için ona sistemli sorular sormak.
Belirli bir yakınma ya da belirtiyle doktora veya hastaneye başvurmak; bir hastalığın ilk olarak hangi bulguyla ortaya çıktığını anlatmak için de kullanılır.
Hastanın doktora gelmesine neden olan asıl sorun; genellikle notların başında hastanın kendi sözleriyle yazılır.
Muayenenin, doktorun hastalık bulgularını bulmak için hastanın vücuduna baktığı, elle yokladığı, vurduğu (perküsyon) ve steteskopla dinlediği bölümü.
Hastanın ne kadar ağır olduğunu anlamak için bakılan temel ölçümler: ateş, nabız, solunum sayısı, kan basıncı ve çoğu zaman oksijen satürasyonu.
Kanın atardamar duvarlarına yaptığı basınç; milimetre cıva (mmHg) ile ölçülür ve 120/80 gibi iki sayıyla ifade edilir.
Bir belirtinin ya da hastalığın başladığı an veya başlama şekli; örneğin aniden ya da birkaç hafta içinde yavaş yavaş.
Bağışıklık sisteminin normalde zararsız olan bir şeye, örneğin bir ilaca, besine ya da polene karşı verdiği zararlı tepki.
Doktora ya da hemşireye ağrı veya yorgunluk gibi belirli bir belirtinizin olduğunu söylemek.
Klinik notlarda, doktor sorduğunda belirli bir belirtinin olmadığını söylemek.
Anamnezin, hastanın daha önce geçirdiği ve devam eden hastalıklarını, ameliyatlarını ve hastane yatışlarını listeleyen bölümü.
Hastanın anne, baba ve kardeşleri gibi yakın akrabalarındaki hastalıklarla ilgili bilgi; hastanın kendi riskini artırabilir.
Muayene sırasında doktor vücudun bir bölgesine bastırdığında ortaya çıkan ağrı ya da rahatsızlık.
Bir organın büyüklüğünü kontrol etmek ya da bir kitle bulmak gibi amaçlarla vücudun bir bölümünü eller ya da parmaklarla dikkatlice yoklayarak muayene etmek.
Kandaki hemoglobinin oksijen taşıyan yüzdesi; genellikle parmağa takılan bir klipsle ölçülür ve sağlıklı erişkinlerde çoğunlukla %95 ya da üzerindedir.
Bir atardamarın deriye yakın olduğu yerlerde, örneğin el bileğinde ya da boyunda hissedilen düzenli kalp atımı.
Termometreyle ölçülen vücut ısısı; hastalar ve hekimler, normalden yüksek olduğunda birinin 'has a temperature' (ateşi var) olduğunu da söyler.
Kişinin dinlenme halindeyken bir dakikada aldığı nefes sayısı; vital bulgulardan biridir.
Anamnezin, hastanın hastalık dışındaki yaşamıyla ilgili bölümü: evi, işi, sigara, alkol ve madde kullanımı, günlük aktiviteleri ve destek aldığı kişiler.
Anamnezin, hastanın kullandığı tüm ilaçları (reçetesiz ve bitkisel ürünler dahil) ve ilaç alerjilerini listeleyen bölümü.
Anamnezin sonuna doğru, hastanın sözünü etmediği belirtileri yakalamak için her vücut sistemine yönelik sorulan kısa sorular dizisi.
Vücut içindeki sesleri, özellikle kalp, akciğer ve bağırsak seslerini steteskopla dinlemek.
Kalp üzerinde steteskopla duyulan, genellikle daralmış ya da yetersiz bir kapaktan geçen türbülanslı kan akımının oluşturduğu ek ses.
Vücut kitle indeksinin kısaltması: Kilogram cinsinden ağırlığın, metre cinsinden boyun karesine bölünmesiyle bulunan ve kiloyu sınıflandırmakta kullanılan değer.
Havanın daralmış hava yollarından geçerken çıkardığı, genellikle nefes verirken duyulan tiz, ıslığa benzer ses.
Normal; olağan dışı ya da endişe verici bir şey saptanmayan. Muayene notlarında ve test raporlarında kullanılır.
Tanı ve Tetkikler
Anamnez, muayene ve tetkiklerden sonra hastanın yakınmalarına hangi hastalığın ya da durumun yol açtığına dair varılan karar.
Anamnez, muayene ya da tetkikle hastada belirli bir hastalığın olmadığını göstermek ve böylece onu olasılıklar listesinden çıkarmak.
Toplardamardan ya da parmak ucundan alınan kan örneğinin laboratuvarda incelenmesi; kan hücreleri, şeker, elektrolitler veya enfeksiyon belirteçleri gibi değerler ölçülür.
Yumuşak dokulardan geçen ama kemik ve diğer yoğun yapılar tarafından tutulan bir tür ışınla elde edilen vücut içi görüntü.
Elektrokardiyogramın kısaltması; göğse, kollara ve bacaklara yapıştırılan küçük elektrotlarla kalbin elektriksel aktivitesini kaydeden test.
Farklı açılardan çekilen röntgen görüntülerinin bilgisayarla birleştirilmesiyle vücudun ayrıntılı kesit görüntülerini oluşturan tarama. CT, 'computed tomography' (bilgisayarlı tomografi) demektir.
Hastanın belirti ve bulgularını açıklayabilecek olası hastalıkların listesi; doktor bu listeyi tetkikler ve ek sorularla daraltır.
Bir hastalığın nasıl seyredeceğine ve iyileşme ya da yaşam şansına dair doktorun öngörüsü.
Hastanın sorununun nedenini bulmak ya da durumunu kontrol etmek için yapılan kan tahlili veya görüntüleme gibi test ya da inceleme.
Kan örneğindeki alyuvarları, akyuvarları, hemoglobini ve trombositleri ölçen yaygın kan testi.
Radyasyon kullanmadan, yüksek frekanslı ses dalgalarıyla organların, damarların ya da anne karnındaki bebeğin canlı görüntüsünü oluşturan tarama.
Manyetik rezonans görüntülemenin kısaltması; güçlü bir mıknatıs ve radyo dalgalarıyla, özellikle beyin, omurga, eklemler ve yumuşak dokuların ayrıntılı görüntülerini oluşturan tarama.
Mikroskop altında incelenmek üzere vücuttan küçük bir doku parçası alınması; çoğu zaman kanser olup olmadığını anlamak için yapılır.
Belirli bir anda kandaki şeker (glukoz) miktarı; diyabet tanısı koymak ve hastalığı izlemek için ölçülür.
Belirtisi olmayan kişilerde, tedavinin daha etkili olabileceği erken dönemde bir hastalığı ya da riski saptamak için yapılan testler.
İdrar örneğinin yatak başında strip testle ya da laboratuvarda incelenerek kan, protein, şeker, enfeksiyon bulguları ve diğer değişikliklerin araştırılması.
Hastanın muayenesi ya da bir test sonucunda ortaya çıkan veriler; göğüste duyulan bir ses ya da röntgende görülen bir gölge gibi.
Karaciğerde inflamasyon, tıkanıklık ya da işlev bozukluğu olup olmadığını gösteren, ALT, ALP, bilirubin ve albümin gibi kan testlerinden oluşan grup.
Kalp kası hasar gördüğünde kana geçen bir protein; kandaki düzeyinin ölçülmesi kalp krizi tanısında hekimlere yardımcı olur.
Kan dolaşımında bakteri ya da mantar üreyip üremediğini görmek için kanın özel şişelere alınarak inkübe edildiği test.
Kalbin odacıklarını, kapaklarını ve ne kadar güçlü pompaladığını gösteren ultrason incelemesi.
Ucunda kamera bulunan ince ve esnek bir tüpün, genellikle ağızdan vücuda ilerletilerek içeriye bakıldığı ve örnek alındığı işlem.
Belirli bir anda en olası görülen ve kesinleşene ya da değişene kadar tetkik ve tedaviyi yönlendiren tanı.
Sağlıklı insanların çoğunda bulunan test değerleri aralığı; hastanın sonucu bu aralıkla karşılaştırılır.
Sistemlere Göre Hastalıklar
Uzun süren (genellikle üç aydan fazla) ya da tekrar tekrar ortaya çıkan; çoğunlukla tamamen iyileştirilmekten çok kontrol altında tutulan hastalıklar için kullanılır.
Özellikle uzun süreli bir hastalık ya da sağlık sorunu; ayrıca bir hastanın belli bir andaki genel sağlık durumu.
Bakteri, virüs, mantar ya da parazitlerin vücuda girip çoğalmasıyla ortaya çıkan hastalık.
Kan basıncının zaman içinde sürekli olarak normalin üzerinde seyretmesi; inme, kalp krizi ve böbrek hastalığı riskini artırır.
Vücudun yeterli insülin üretemediği ya da insülini iyi kullanamadığı için kan şekerini düzgün kontrol edemediği uzun süreli hastalık.
Bir damarın tıkanması ya da kanama sonucu beynin bir bölümünün aniden hasar görmesi; güçsüzlük, konuşma bozukluğu ya da görme kaybına yol açabilir.
Koroner arterdeki bir pıhtı nedeniyle kan akımının aniden kesilmesi sonucu kalp kasının bir bölümünün ölmesi; kalp krizinin tıbbi adı.
Akciğerdeki küçük hava keseciklerinin sıvı ya da irinle dolduğu, öksürük, ateş ve nefes almada güçlüğe yol açan akciğer enfeksiyonu.
Bir yaralanma ya da kemiğin zayıflaması sonucu kemikte oluşan kırık veya çatlak.
Kalbin kanı vücuda olması gerektiği kadar iyi pompalayamadığı uzun süreli hastalık; çoğu zaman nefes darlığı, yorgunluk ve ayak bileklerinde şişliğe yol açar.
Hava yollarının daralıp iltihaplandığı, gelip geçebilen hırıltı, öksürük ve nefes darlığına yol açan uzun süreli akciğer hastalığı.
Kronik obstrüktif akciğer hastalığının kısaltması; genellikle sigaraya bağlı, hasarlı hava yolları nedeniyle nefes vermenin zorlaştığı uzun süreli akciğer hastalığı.
Vücudun bir enfeksiyona verdiği tepkinin kendi organlarına zarar vermeye başladığı, hayatı tehdit eden durum.
Hücrelerin gereğinden fazla bölünmesiyle oluşan anormal doku kitlesi; benign (iyi huylu) ya da malign (kötü huylu) olabilir.
Kanser olmayan ve vücudun başka bölgelerine yayılmayan; tehlikeli olmayan herhangi bir durum için de kullanılır.
Kanserli, çevre dokulara doğru büyüyebilen ve vücudun başka bölgelerine yayılabilen; çok tehlikeli durumlar için de kullanılır.
Bir organ ya da vücut bölümü adının sonuna eklenerek o bölümün iltihabını anlatan ek; tonsillit, apandisit ya da artrit gibi.
Anormal hücrelerin kontrolsüz biçimde çoğaldığı, çevre dokuları tahrip edebildiği ve vücudun başka bölgelerine yayılabildiği hastalık.
İdrarı üreten ve taşıyan sistemin herhangi bir yerinde, en sık da mesanede görülen enfeksiyon; genellikle idrar yaparken yanma ve sık idrara çıkmaya yol açar.
En az iki hafta süren ve günlük yaşamı etkileyen, sürekli çökkün duygudurum ya da ilgi ve zevk kaybıyla seyreden ruhsal hastalık.
Kalbin pompalama işlevinin aniden durması ve kanın beyne ve diğer organlara ulaşamaması; hemen KPR başlanmazsa dakikalar içinde ölüme yol açar.
Vücudun aldığından fazla su kaybetmesi sonucu normal işleyişi için yeterli sıvının kalmaması durumu.
Bir kişinin bir hastalığa yakalanma olasılığını artıran her türlü etken; sigara, yüksek tansiyon, yaş ya da aile öyküsü gibi.
Vücutta sağlığa zarar verebilecek düzeyde fazla yağ birikmesi; yetişkinlerde genellikle 30 ve üzerindeki vücut kitle indeksi (VKİ) olarak tanımlanır.
Kanda hemoglobin miktarının ya da kırmızı kan hücresi sayısının azalması ve bu nedenle dokulara daha az oksijen ulaşması durumu.
Kalbin üst odacıklarının hızlı ve düzensiz biçimde çalıştığı, nabzın tamamen düzensiz alındığı yaygın bir ritim bozukluğu.
Akciğerdeki bir atardamarın, genellikle bacaktaki derin bir venden kopup gelen pıhtıyla tıkanması.
Hızla gelişen ve solunumu, dolaşımı ya da her ikisini birden etkileyen ciddi, hayatı tehdit eden alerjik reaksiyon.
Kalp kasına giden kan akımının azalması sonucu ortaya çıkan, tipik olarak eforla başlayıp istirahatle geçen göğüs ağrısı ya da sıkışma hissi.
Genellikle bacakta, derin venlerden birinde oluşan, ağrı ve şişliğe yol açabilen ve akciğerlere taşınabilen kan pıhtısı.
En az üç ay süren ve genellikle yıllar içinde yavaş yavaş ilerleyen kalıcı böbrek işlevi kaybı.
Kişinin ateş ya da kan şekeri düşüklüğü gibi belirgin bir tetikleyici olmadan tekrarlayan nöbetler geçirmeye yatkın olduğu beyin hastalığı.
Belleği, düşünmeyi, davranışı ve günlük yaşamı sürdürme becerisini giderek etkileyen ilerleyici beyin hastalıkları grubu.
Kanser hücrelerinin ilk geliştikleri yerden vücudun başka bir bölümüne yayılması; bu yolla oluşan yeni tümör için de kullanılır.
Hastanın tedavi edilen asıl sorunla aynı zamanda sahip olduğu başka bir hastalık ya da durum.
Tedavi ve Girişimler
Bir hastalığı iyileştirmek, kontrol altına almak ya da belirtilerini hafifletmek için hastaya uygulanan ilaç, cerrahi veya diğer bakım yöntemlerinin tümü.
Bir şeyi onarmak, çıkarmak ya da değiştirmek için vücuda kesi yapılarak uygulanan tedavi; aynı zamanda bu işi yapan tıp dalı.
Bir tedaviden, tetkik sonucundan ya da hastanede yatıştan sonra hastanın durumunu görmek için yapılan sonraki randevu veya kontrol.
Genellikle kanül denen ince plastik bir tüp aracılığıyla doğrudan damar içine verilen; sıvılar, antibiyotikler ya da ağrı kesiciler gibi.
Değişmeyen ya da kötüleşmeyen; özellikle vital bulgular ve genel durum güvenli sınırlar içinde kaldığında kullanılır.
Bir hastalık ya da tedavi nedeniyle ortaya çıkan, durumu daha ciddi hale getiren ya da yönetimini zorlaştıran yeni sorun.
Klinik İngilizcede, bir hastanın sorununa yönelik tetkik, tedavi, izlem ve takibi kapsayan genel plan.
Hastanın hiçbir şey yiyip içmemesi gerektiğini belirten talimat; genellikle ameliyattan ya da bazı tetkiklerden önce veya yutmanın güvenli olmadığı durumlarda verilir.
Bir sorunu onarmak, bir dokuyu çıkarmak ya da incelemek amacıyla hastaya cerrahi girişim yapmak.
Bir hastalık, yaralanma ya da ameliyattan sonra iyileşme süreci; ayrıca hastaların anesteziden sonra uyandığı alan.
Bir hastayı, bir bulguyu ya da test sonucunu değişip değişmediğini görmek için belirli bir süre boyunca düzenli olarak kontrol etmek.
Kardiyopulmoner resüsitasyonun kısaltması: Kalbi durmuş birinde kan dolaşımını sürdürmek için yapılan göğüs kompresyonları ve genellikle bunlara eşlik eden kurtarıcı solunumlar.
Bir işlem sırasında hastanın ağrı hissetmemesi için ilaçlar kullanılarak hastanın tamamen uyutulması ya da vücudun yalnızca bir bölümünün uyuşturulması.
Sıvı boşaltmak ya da tedavi vermek için vücuda yerleştirilen ince, esnek tüp; en sık idrarı boşaltmak için mesaneye takılan sonda için kullanılır.
Kanser hücrelerini öldüren ya da bölünmelerini durduran ilaçlarla yapılan ve genellikle aralarda dinlenme süreleri bulunan kürler halinde verilen tedavi.
Tedavisi mümkün olmayan ciddi bir hastalığı olan kişilerde ağrıyı ve diğer belirtileri hafifletmeyi ve yaşam kalitesini artırmayı amaçlayan bakım.
Bir yaranın ya da cerrahi kesinin kenarlarını iyileşme süresince bir arada tutan dikiş ya da bu dikişte kullanılan iplik.
Sıvıların ve ilaçların doğrudan kana verilebilmesi için genellikle elin ya da kolun toplardamarına yerleştirilen ince plastik tüp.
Böbrekler bu işi artık kendileri yapamadığında kandaki atık maddeleri ve fazla sıvıyı uzaklaştıran tedavi.
Bağışlanan kanın ya da kan ürünlerinin hastanın toplardamarına verilmesi; örneğin ağır kanamadan sonra ya da ciddi anemide uygulanır.
Bir hastalık, yaralanma ya da ameliyattan sonra kişinin gücünü, becerilerini ve bağımsızlığını yeniden kazanmasına yardımcı olan tedavi ve destek.
Kanser ya da iltihabi bir hastalık gibi bir hastalığın bulgu ve belirtilerinin azaldığı ya da kaybolduğu dönem.
Kötüye gitmek; özellikle hastanın genel durumu ya da vital bulguları zaman içinde bozulduğunda kullanılır.
Reçete ve İlaçlar
Hastanın hangi ilacı, ne miktarda, ne sıklıkla ve ne kadar süreyle alacağını belirten, doktorun yazılı ya da elektronik talimatı.
Hastanın kullanacağı ilaca ya da tedaviye resmi olarak karar verip eczaneden alabilmesi için bunu yazmak.
Bir ilacın tek seferde alınan ya da verilen miktarı, örneğin 500 mg; çoğu zaman ne sıklıkla alınacağıyla birlikte belirtilir.
Bir ilacın ya da tedavinin amaçlanan asıl etkisi dışında ortaya çıkan, çoğu zaman istenmeyen etki; uyku hali ya da mide rahatsızlığı gibi.
Bakterileri öldüren ya da çoğalmalarını durduran ve bakteriyel enfeksiyonların tedavisinde kullanılan ilaç. Virüslere karşı etkili değildir.
Parasetamol, ibuprofen ya da morfin gibi ağrıyı gideren ilaç; hastalar genellikle 'painkiller' der.
Belirli bir ilacı, tetkiki ya da girişimi o hasta için güvensiz veya uygunsuz hale getiren durum.
Bazı ağrı kesiciler ve soğuk algınlığı ilaçları gibi, doktor reçetesi olmadan eczaneden ya da marketten alınabilen ilaçları niteler.
Her gün iki kez, genellikle sabah ve akşam alınan ya da verilen; ilacın kullanım sıklığını yazmanın standart yollarından biri.
Belirli bir süre boyunca verilen, sayısı belli ilaç dozları ya da tedavi seansları; ayrıca bir hastalığın zaman içindeki gidişi.
Latince 'pro re nata' ifadesinin kısaltması ve 'gerektiğinde' anlamına gelir: belli saatlerde değil, yalnızca hastanın ihtiyacı olduğunda verilen ilaç.
Gecikmeden, hemen; şu anda yapılması gereken ilaç, tetkik ya da değerlendirme istemlerinde kullanılır.
Bir hastalığı tedavi etmek, önlemek ya da belirtilerini hafifletmek için kullanılan madde; hastanın kullandığı ilaçların tümü için de kullanılır.
Genellikle yuvarlak, yutularak alınan küçük katı ilaç formu; bazılarının ortadan ikiye bölünebilmesi için çentiği vardır.
Bir ilacın ya da aşının iğne yardımıyla vücuda, örneğin kasa, deri altına ya da damara verilmesi.
Bağışıklık sistemine belirli bir enfeksiyonu tanımayı ve onunla savaşmayı öğreterek kişiyi o enfeksiyonla karşılaşmadan önce koruyan ürün.
Pankreasın ürettiği ve kan şekerini düşüren hormon; diyabet hastalarına genellikle enjeksiyonla ilaç olarak da verilir.
Bir ilacın etkisinin ya da gücünün, aynı dönemde alınan başka bir ilaç, yiyecek ya da içecek nedeniyle değişmesi.
Ağız yoluyla; yani ilacın enjekte edilmek, solunmak ya da cilde sürülmek yerine yutularak alınması.
Hastanın ilaçlarını kullanırken ya da tedavi planını uygularken hekimiyle üzerinde anlaştığı plana ne ölçüde uyduğu.
Normal şekilde kullanılan bir ilacın zararlı ve istenmeyen etkisi; hafif bir döküntüden hayatı tehdit eden bir reaksiyona kadar uzanabilir.
Vücutta morfinle aynı reseptörler üzerinden etki gösteren güçlü ağrı kesici; kodein, morfin ya da oksikodon gibi.
Kanın pıhtılaşmasını geciktiren ve atriyal fibrilasyon ile derin ven trombozu gibi durumlarda pıhtı oluşumunu önlemek ya da tedavi etmek için kullanılan ilaç.
Hasta nefes aldığında ilacı sprey ya da toz halinde doğrudan akciğerlere ulaştıran küçük, elde taşınabilir cihaz.
Hastane Birimleri ve Personel
Ani hastalık ya da yaralanma nedeniyle acil bakıma ihtiyaç duyanları tedavi eden ve 24 saat açık olan hastane bölümü.
Hastanede hastaların gece ya da daha uzun süre kaldığı yataklı bölüm; genellikle tek bir uzmanlık alanına ayrılır, cerrahi ya da çocuk servisi gibi.
Bir hastayı tedavi ya da gözlem için, genellikle en az bir gece kalmak üzere hastaneye yatırmak.
Artık orada bakıma ihtiyacı kalmayan hastanın hastaneden ya da poliklinik takibinden resmi olarak çıkışını yapmak. İsim olarak vücuttan gelen akıntı anlamına da gelir.
Bir hastayı görüş, tetkik ya da tedavi için başka bir doktora, uzman ekibe veya birime gönderme işlemi; bunu sağlayan mektup ya da istek.
Gece kalmadan randevu, tetkik ya da tedavi için hastaneye veya kliniğe gelen hasta; bu tür bakımı anlatan sıfat olarak da kullanılır.
Durumu kritik olan ve yakın izlem ya da mekanik ventilatör gibi organ desteği gereken hastalar için özel donanımı ve deneyimli ekibi olan hastane birimi.
Özellikle mesai saatleri dışında, gece ya da hafta sonu, gerektiğinde ulaşılabilir olmak ve yardıma gelmek.
Toplumda çalışan, günlük sağlık sorunlarının geniş bir yelpazesini tedavi eden, uzun süreli bakım veren ve gerektiğinde hastaları hastanedeki uzmanlara sevk eden hekim.
İngiltere ve bazı ülkelerde uzmanlık eğitimini tamamlamış ve ekibin hastalarından nihai olarak sorumlu olan kıdemli hastane hekimi.
ABD ve Kanada'da tıp fakültesini bitirmiş ve bir hastanede birkaç yıl süren, gözetim altında uzmanlık eğitimi alan hekim.
Genellikle kıdemli bir hekimin önderliğinde, hekim ekibinin serviste her hastayı görüp gidişatı değerlendirdiği ve o günün planını yaptığı düzenli ziyaret.
Genellikle vardiya değişiminde, hastalara ilişkin bilgi ve sorumluluğun bir hekimden ya da ekipten diğerine aktarılması.
Hastaların durumunun ciddiyetine göre kimin önce tedavi edilmesi gerektiğine karar vermek için hızla değerlendirilmesi süreci.
Hastanede cerrahi ameliyatların yapıldığı, özel donanımlı ve çok temiz oda.
Tetkik ya da tedavi için hastanede en az bir gece kalan hasta.
Kardiyoloji, nöroloji ya da ortopedi gibi tıbbın belirli bir alanında yıllarca ek eğitim almış hekim.
Bir hekim, hemşire ya da başka bir sağlık çalışanıyla, örneğin poliklinikte ya da aile hekimliğinde görüşmek için önceden belirlenmiş zaman.
Hastalıkları ve yaralanmaları ameliyatla tedavi etmek üzere eğitim almış hekim.
Ayaktan hastaların, genellikle tek bir uzmanlık alanından hekimlerce randevuyla görüldüğü, hastanede yatış gerektirmeyen muayene seansı ya da yeri.
Bir hastanın bakımını birlikte planlayan hekim, hemşire ve terapist gibi farklı alanlardan profesyonellerden oluşan ekip.
Hasta hastaneden ayrılırken yazılan ve tanıyı, uygulanan tedaviyi, ilaçları ve takip planını aile hekimine ve hastaya aktaran belge.
İngiltere'de, mezun olmuş ancak henüz kıdemli uzman (consultant) ya da aile hekimi olmamış tüm hekimler; ilk yılındaki hekimlerden kıdemli asistanlara kadar uzanır.
Toplum içinde sağlık hizmetleriyle ilk temas noktası; başta aile hekimleri, aile sağlığı çalışanları ve serbest eczacılar olmak üzere.
Hasta İletişimi
Endişeli bir hastayı ya da yakınını, genellikle sorunun ciddi olmadığını açıklayarak sakinleştirmek ve korkusunu azaltmak.
Doktor tedavinin ya da girişimin ne olduğunu, yararlarını, risklerini ve alternatiflerini açıkladıktan sonra hastanın verdiği onay.
Ciddi bir tanı ya da bir ölüm gibi zor bir bilgiyi hastaya veya ailesine dikkatli, dürüst ve nazik bir şekilde iletmek.
Hastanın en yakın akrabası ya da irtibat kişisi olarak bildirdiği ve acil bir durumda hastanenin arayacağı kişi.
Hekimlerin ve diğer sağlık çalışanlarının hastalarla ilgili bilgileri gizli tutma ve yalnızca izin verildiğinde ya da gerekli olduğunda paylaşma yükümlülüğü.
Hastalarla konuşurken teknik terimler yerine kullanılan, tıp eğitimi almamış kişilerin anlayabileceği günlük kelimeler.
Bir hekimin hastalarla nasıl davrandığı ve konuştuğu; özellikle ne kadar nazik, sakin ve güven verici olduğu.
Bir başkasının ne hissettiğini anlayabilme ve ona bunu anladığınızı gösterebilme becerisi.
Basit bir evet ya da hayırla cevaplanamayan ve hastayı kendi sözleriyle anlatmaya davet eden soru.
Evet, hayır ya da tek bir bilgiyle cevaplanabilen ve belirli ayrıntıları hızlıca doğrulamak için sorulan soru.
Önemli bir karar öncesinde, genellikle hastanın isteğiyle başka bir hekimin tanıyı ya da tedavi planını değerlendirmesi.
Muayene ya da görüşme sırasında hasta ile sağlık personeli arasında sözlü dili ya da işaret dilini çeviren eğitimli kişi.
Hastanın bir kararla ilgili bilgileri anlayabilme, akılda tutabilme, tartabilme ve seçimini ifade edebilme yeteneği.
Mini test: bu terimleri biliyor musun?
Bu sözlükten 10 soru. Her terimin doğru Türkçe karşılığını seç, puanını gör.
Tıp İngilizcesi nasıl öğrenilir?
- Her terimi hastaların kullandığı sade kelimeyle birlikte öğrenin: myocardial infarction ve heart attack, hypertension ve high blood pressure, analgesic ve painkiller gibi.
- Her hafta vaka sunumları, makale özetleri, kılavuz özetleri ve hasta bilgilendirme broşürleri gibi gerçek tıbbi metinler okuyun; 'presented with', 'ruled out' ve 'was discharged' gibi kalıpların nasıl kullanıldığına dikkat edin.
- Yunanca ve Latince yapı taşlarını öğrenin (-itis, -ectomy, cardi-, hepat-, gastr-): Tek bir kök onlarca yeni kelimeyi anlamanızı sağlar.
- OSCE istasyonundaymış gibi İngilizce bir anamnezi baştan sona sesli prova edin: 'What brings you in today?' sorusundan başlayıp şikayetin başlangıcına, yayılımına ve alerjilere kadar.
- Poliklinik, asistan, servis, serum, kontrol ve reçete gibi Türkçeden gelen yanıltıcı kelimelerin bir listesini tutun ve konuşmadan ya da yazmadan önce bu listeye göz atın.
Sıkça sorulan sorular
Tıp İngilizcesi kelimelerini nasıl hızlı öğrenebilirim?
Alfabetik sırayla değil konu konu çalışın ve her terimi birlikte kullanıldığı kelimelerle öğrenin ('take a history', 'rule out a fracture'). Her gün kendi alanınızdan vaka sunumları, epikrizler ve makale özetleri gibi gerçek metinler okuyun; yeni kelimeleri hasta sunarken ya da not yazarken kullanın. Kısa ama düzenli çalışma, sınavdan önceki uzun oturumlardan daha etkilidir.
İlk önce hangi tıbbi terimleri öğrenmeliyim?
Her hasta görüşmesinde ihtiyaç duyacağınız kelimelerle başlayın: belirti ve bulgular, anamnez kalıpları (chief complaint, onset, allergies), vital bulgular, sık istenen tetkikler (kan tahlili, röntgen, EKG, BT), en yaygın hastalıklar ve servis dili (admit, discharge, referral, handover). Bu listenin ilk seviyesi tam olarak bunları kapsar.
Tıp İngilizcesi İngiltere'de ve ABD'de farklı mı?
Temel kelime dağarcığı aynıdır, ancak günlük hastane dilinde bazı farklar vardır: A&E ve ER, consultant ve attending, operating theatre ve operating room, full blood count ve complete blood count, nil by mouth ve NPO gibi. Yazım da farklıdır (tumour/tumor, oedema/edema, anaemia/anemia). Kendi yazılarınızda tek bir stil seçin, ama ikisini de tanımayı öğrenin.
Tıp İngilizcesini anlamak için Latince bilmem gerekir mi?
Hayır. Latince öğrenmeniz gerekmez; ancak yaygın Yunanca ve Latince kökleri, önekleri ve sonekleri bilmek uzun terimleri çözmeyi çok kolaylaştırır. İngilizce konuşan doktorların da pek çok sade kelime kullandığını (bloods, scan, painkiller), hastaların ise daha da basit kelimeler seçtiğini unutmayın.
Doktorlar İngilizce konuşan hastalara tıbbi terimleri nasıl açıklar?
Sade bir dil ve kısa cümleler kullanırlar; hastadan planı kendi sözleriyle tekrar anlatmasını isteyerek anlaşılıp anlaşılmadığını kontrol ederler. 'Hypertension' yerine 'high blood pressure', 'an MI' yerine 'a heart attack' derler. Her terimin hem teknik hem günlük karşılığını öğrenmek en iyi hazırlıktır.
İlgili alanlar
Seviyene uygun okumayla pekiştir
Yeni kelimelerin kalıcı olmasının en hızlı yolu seviyene uygun metin okumaktır. Seviyene göre ücretsiz İngilizce kitaplar:
Bu sayfa İngilizce öğrenenler için kelime açıklaması içerir; tıbbi tavsiye değildir.
