Doktorlar ve tıp öğrencileri için İngilizce

Tıp İngilizcesi: 200 Temel Terim ve Anlamları

İngilizce; tıp dergilerinin, uluslararası kılavuzların, kongrelerin ve sınavların ortak dilidir, yurt dışındaki pek çok hastanede de günlük çalışma dili İngilizcedir. Bu sözlük, anamnez almaktan reçete yazmaya kadar doktorların ve tıp öğrencilerinin serviste ve poliklinikte gerçekten kullandığı kelimeleri Türkçe karşılıkları ve gerçekçi örneklerle bir araya getirir. Ayrıca poliklinik, asistan ve serum gibi Türkçe konuşanları yanıltan kelimelere de dikkat çeker.

  • 200 terim
  • 8 konu
  • 82 temel terim
  • 409 örnek cümle

Belirtiler ve Bulgular

  • symptomisimsemptom, belirti

    Hastanın kendisinin hissettiği ve anlattığı, bir hastalığa işaret edebilecek değişiklik; ağrı, halsizlik ya da bulantı gibi. Doktor bunu ölçerek değil, sorarak öğrenir.

  • signisimbulgu, işaret

    Hastanın anlattığı değil, doktorun görebildiği, elle hissedebildiği, duyabildiği ya da ölçebildiği hastalık kanıtı; döküntü, kalp üfürümü ya da yüksek ateş gibi.

  • acutesıfatakut, ani başlangıçlı

    Aniden başlayan ve kısa süren, çoğu zaman hızlı müdahale gerektiren; kroniğin karşıtı.

  • shortness of breathisimnefes darlığı, dispne

    Yeterince hava alamama ya da nefes almak için zorlanma hissi; tıbbi adı dispnedir.

  • feverisimateş, yüksek ateş

    Vücut ısısının normalin üzerine, genellikle 38 °C civarının üstüne çıkması; çoğu zaman vücudun bir enfeksiyonla savaştığını gösterir.

  • nauseaisimbulantı, mide bulantısı

    Kusacakmış gibi hissettiren, midede duyulan rahatsız edici his; ardından kusma olabilir de olmayabilir de.

  • dizzinessisimbaş dönmesi, sersemlik

    Dengesizlik, başta hafiflik ya da odanın dönüyormuş gibi hissedilmesi gibi belirsiz bir his; hastalar bu kelimeyi farklı birçok duyum için kullanır.

  • red flagisimalarm bulgusu, kırmızı bayrak

    Kanser ya da omurga sorunu gibi ciddi bir nedene işaret eden ve acil değerlendirme veya tetkik gerektiren belirti ya da bulgu.

  • radiatefiilyayılmak, vurmak

    Ağrının başladığı yerden vücudun başka bir bölgesine yayılması; örneğin göğüsten sol kola.

  • swellingisimşişlik, ödem

    Bir vücut bölümünün, genellikle sıvı birikimi, inflamasyon ya da yaralanma nedeniyle büyümesi; ayak bileklerinin ya da bir eklemin şişmesi gibi.

  • rashisimdöküntü, kızarıklık

    Cildin renginin ya da dokusunun değiştiği bölge; örneğin kızarması, beneklenmesi, kabarması ya da kaşınması.

  • fatigueisimyorgunluk, halsizlik

    Normal dinlenmeyle geçmeyen aşırı yorgunluk ya da enerji eksikliği; çoğu zaman bir hastalığın ya da tedavinin belirtisidir.

  • palpitationsisimçarpıntı

    Kişinin kendi kalp atışını rahatsız edici biçimde hissetmesi; atışlar hızlı, güçlü, düzensiz ya da tekliyormuş gibi gelebilir.

  • painisimağrı, acı

    Vücudun bir bölümünde bir şeylerin hasar gördüğünü ya da düzgün çalışmadığını haber veren rahatsız edici his; insanların hekime başvurmasının en sık nedenidir.

  • headacheisimbaş ağrısı

    Başın herhangi bir yerinde hissedilen ağrı; çoğu zararsızdır, ancak az bir kısmı ciddi bir sorunun belirtisi olabilir.

  • coughisimöksürük

    Hava yollarını temizlemek için havanın akciğerlerden ani ve sesli biçimde dışarı atılması; kuru olabileceği gibi balgamlı da olabilir.

  • vomitingisimkusma

    Mide içeriğinin ağız yoluyla dışarı çıkarılması; çoğu zaman bulantının ardından gelir, ama hiçbir uyarı olmadan da ortaya çıkabilir.

  • diarrheaisimishal, diyare

    Normalden daha sık, genellikle günde üç ya da daha fazla kez sulu veya yumuşak kıvamlı dışkılama.

  • chest painisimgöğüs ağrısı

    Göğüste hissedilen ağrı ya da sıkıntı; kalpten, akciğerlerden, yemek borusundan, kaslardan ya da kaburgalardan kaynaklanabildiği için her zaman ciddiye alınır.

  • abdominal painisimkarın ağrısı

    Göğüs ile kasık arasında, karnın herhangi bir yerinde hissedilen ağrı; hazımsızlıktan apandisite kadar pek çok nedeni olabilir.

  • bleedingisimkanama

    Hasar görmüş bir damardan kan kaybı; bir yaradan vücut dışına olabileceği gibi, fark edilmeyebilecek şekilde vücut içine de olabilir.

  • weight lossisimkilo kaybı, zayıflama

    Vücut ağırlığının azalması; kişi çaba göstermeden ortaya çıktığında kanser ya da tiroidin aşırı çalışması gibi ciddi bir hastalığın belirtisi olabilir.

  • numbnessisimuyuşma, hissizlik

    Vücudun bir bölümünde dokunma, ağrı ya da sıcaklığın normal şekilde hissedilememesi; duyunun kaybolması ya da azalması.

  • constipationisimkabızlık, konstipasyon

    Bağırsakları boşaltmakta güçlük çekme ya da kişinin olağan düzenine göre daha seyrek ve sert dışkılama.

  • seizureisimnöbet, konvülziyon

    Beyinde aniden ortaya çıkan anormal elektriksel aktivite; kasılmalara, vücutta katılaşmaya, boş bakmaya ya da bilinç kaybına yol açabilir.

  • jaundiceisimsarılık, ikter

    Kandaki bilirubin birikimine bağlı olarak derinin ve göz aklarının sararması.

  • edemaisimödem, şişlik

    Dokularda aşırı sıvı birikmesine bağlı şişlik; en sık ayak bileklerinde ve bacaklarda görülür.

  • asymptomaticsıfatasemptomatik, belirtisiz

    Bir hastalığı ya da pozitif bir test sonucu olduğu halde hiçbir belirti göstermeyen; belirtileri geçmiş hastalar için de kullanılır.

  • confusionisimkonfüzyon, bilinç bulanıklığı

    Kişinin net düşünemediği, zaman ya da yer oryantasyonunu kaybettiği veya çevresinde olup biteni takip edemediği durum.

  • tachycardiaisimtaşikardi

    Normalden hızlı kalp atımı; dinlenme halindeki bir yetişkinde genellikle dakikada 100'ün üzerindeki kalp hızı.

  • syncopeisimsenkop, bayılma

    Beyne giden kan akımının geçici olarak azalmasına bağlı, kısa süre içinde tam düzelmeyle sonuçlanan kısa süreli bilinç kaybı.

Anamnez ve Fizik Muayene

  • take a historyifadeanamnez almak, öykü almak

    Hastanın şu anki sorununu, geçirdiği hastalıkları, kullandığı ilaçları, ailesini ve yaşam tarzını anlamak için ona sistemli sorular sormak.

  • present withphrasal verb (öbek fiil)... şikayetiyle başvurmak, ... ile gelmek

    Belirli bir yakınma ya da belirtiyle doktora veya hastaneye başvurmak; bir hastalığın ilk olarak hangi bulguyla ortaya çıktığını anlatmak için de kullanılır.

  • chief complaintisimbaşvuru şikayeti, ana şikayet

    Hastanın doktora gelmesine neden olan asıl sorun; genellikle notların başında hastanın kendi sözleriyle yazılır.

  • physical examinationisimfizik muayene, muayene

    Muayenenin, doktorun hastalık bulgularını bulmak için hastanın vücuduna baktığı, elle yokladığı, vurduğu (perküsyon) ve steteskopla dinlediği bölümü.

  • vital signsisimvital bulgular, yaşamsal bulgular

    Hastanın ne kadar ağır olduğunu anlamak için bakılan temel ölçümler: ateş, nabız, solunum sayısı, kan basıncı ve çoğu zaman oksijen satürasyonu.

  • blood pressureisimkan basıncı, tansiyon

    Kanın atardamar duvarlarına yaptığı basınç; milimetre cıva (mmHg) ile ölçülür ve 120/80 gibi iki sayıyla ifade edilir.

  • onsetisimbaşlangıç, başlama şekli

    Bir belirtinin ya da hastalığın başladığı an veya başlama şekli; örneğin aniden ya da birkaç hafta içinde yavaş yavaş.

  • allergyisimalerji, aşırı duyarlılık

    Bağışıklık sisteminin normalde zararsız olan bir şeye, örneğin bir ilaca, besine ya da polene karşı verdiği zararlı tepki.

  • complain ofphrasal verb (öbek fiil)... şikayeti olmak, ... yakınması olmak

    Doktora ya da hemşireye ağrı veya yorgunluk gibi belirli bir belirtinizin olduğunu söylemek.

  • denyfiiltarif etmemek, olmadığını belirtmek

    Klinik notlarda, doktor sorduğunda belirli bir belirtinin olmadığını söylemek.

  • past medical historyisimözgeçmiş, geçirilmiş hastalıklar

    Anamnezin, hastanın daha önce geçirdiği ve devam eden hastalıklarını, ameliyatlarını ve hastane yatışlarını listeleyen bölümü.

  • family historyisimsoygeçmiş, aile öyküsü

    Hastanın anne, baba ve kardeşleri gibi yakın akrabalarındaki hastalıklarla ilgili bilgi; hastanın kendi riskini artırabilir.

  • tendernessisimhassasiyet, ağrılı hassasiyet

    Muayene sırasında doktor vücudun bir bölgesine bastırdığında ortaya çıkan ağrı ya da rahatsızlık.

  • palpatefiilpalpe etmek, elle muayene etmek

    Bir organın büyüklüğünü kontrol etmek ya da bir kitle bulmak gibi amaçlarla vücudun bir bölümünü eller ya da parmaklarla dikkatlice yoklayarak muayene etmek.

  • oxygen saturationisimoksijen satürasyonu, oksijen doygunluğu

    Kandaki hemoglobinin oksijen taşıyan yüzdesi; genellikle parmağa takılan bir klipsle ölçülür ve sağlıklı erişkinlerde çoğunlukla %95 ya da üzerindedir.

  • pulseisimnabız

    Bir atardamarın deriye yakın olduğu yerlerde, örneğin el bileğinde ya da boyunda hissedilen düzenli kalp atımı.

  • temperatureisimvücut sıcaklığı, ateş

    Termometreyle ölçülen vücut ısısı; hastalar ve hekimler, normalden yüksek olduğunda birinin 'has a temperature' (ateşi var) olduğunu da söyler.

  • respiratory rateisimsolunum sayısı, solunum hızı

    Kişinin dinlenme halindeyken bir dakikada aldığı nefes sayısı; vital bulgulardan biridir.

  • social historyisimsosyal öykü, sosyal anamnez

    Anamnezin, hastanın hastalık dışındaki yaşamıyla ilgili bölümü: evi, işi, sigara, alkol ve madde kullanımı, günlük aktiviteleri ve destek aldığı kişiler.

  • drug historyisimilaç öyküsü, kullandığı ilaçlar

    Anamnezin, hastanın kullandığı tüm ilaçları (reçetesiz ve bitkisel ürünler dahil) ve ilaç alerjilerini listeleyen bölümü.

  • review of systemsisimsistem sorgusu, sistemlerin gözden geçirilmesi

    Anamnezin sonuna doğru, hastanın sözünü etmediği belirtileri yakalamak için her vücut sistemine yönelik sorulan kısa sorular dizisi.

  • auscultatefiiloskültasyon yapmak, steteskopla dinlemek

    Vücut içindeki sesleri, özellikle kalp, akciğer ve bağırsak seslerini steteskopla dinlemek.

  • murmurisimüfürüm

    Kalp üzerinde steteskopla duyulan, genellikle daralmış ya da yetersiz bir kapaktan geçen türbülanslı kan akımının oluşturduğu ek ses.

  • BMIkısaltmaVKİ, vücut kitle indeksi

    Vücut kitle indeksinin kısaltması: Kilogram cinsinden ağırlığın, metre cinsinden boyun karesine bölünmesiyle bulunan ve kiloyu sınıflandırmakta kullanılan değer.

  • wheezeisimhışıltı, wheezing

    Havanın daralmış hava yollarından geçerken çıkardığı, genellikle nefes verirken duyulan tiz, ıslığa benzer ses.

  • unremarkablesıfatolağan, normal

    Normal; olağan dışı ya da endişe verici bir şey saptanmayan. Muayene notlarında ve test raporlarında kullanılır.

Tanı ve Tetkikler

  • diagnosisisimtanı, teşhis

    Anamnez, muayene ve tetkiklerden sonra hastanın yakınmalarına hangi hastalığın ya da durumun yol açtığına dair varılan karar.

  • rule outphrasal verb (öbek fiil)ekarte etmek, dışlamak

    Anamnez, muayene ya da tetkikle hastada belirli bir hastalığın olmadığını göstermek ve böylece onu olasılıklar listesinden çıkarmak.

  • blood testisimkan tahlili, kan testi

    Toplardamardan ya da parmak ucundan alınan kan örneğinin laboratuvarda incelenmesi; kan hücreleri, şeker, elektrolitler veya enfeksiyon belirteçleri gibi değerler ölçülür.

  • X-rayisimröntgen, direkt grafi

    Yumuşak dokulardan geçen ama kemik ve diğer yoğun yapılar tarafından tutulan bir tür ışınla elde edilen vücut içi görüntü.

  • ECGkısaltmaEKG, elektrokardiyografi

    Elektrokardiyogramın kısaltması; göğse, kollara ve bacaklara yapıştırılan küçük elektrotlarla kalbin elektriksel aktivitesini kaydeden test.

  • CT scanisimBT, bilgisayarlı tomografi

    Farklı açılardan çekilen röntgen görüntülerinin bilgisayarla birleştirilmesiyle vücudun ayrıntılı kesit görüntülerini oluşturan tarama. CT, 'computed tomography' (bilgisayarlı tomografi) demektir.

  • differential diagnosisisimayırıcı tanı

    Hastanın belirti ve bulgularını açıklayabilecek olası hastalıkların listesi; doktor bu listeyi tetkikler ve ek sorularla daraltır.

  • prognosisisimprognoz, seyir

    Bir hastalığın nasıl seyredeceğine ve iyileşme ya da yaşam şansına dair doktorun öngörüsü.

  • investigationisimtetkik, inceleme

    Hastanın sorununun nedenini bulmak ya da durumunu kontrol etmek için yapılan kan tahlili veya görüntüleme gibi test ya da inceleme.

  • complete blood countisimtam kan sayımı, hemogram

    Kan örneğindeki alyuvarları, akyuvarları, hemoglobini ve trombositleri ölçen yaygın kan testi.

  • ultrasoundisimultrason, ultrasonografi

    Radyasyon kullanmadan, yüksek frekanslı ses dalgalarıyla organların, damarların ya da anne karnındaki bebeğin canlı görüntüsünü oluşturan tarama.

  • MRIkısaltmaMR, manyetik rezonans görüntüleme

    Manyetik rezonans görüntülemenin kısaltması; güçlü bir mıknatıs ve radyo dalgalarıyla, özellikle beyin, omurga, eklemler ve yumuşak dokuların ayrıntılı görüntülerini oluşturan tarama.

  • biopsyisimbiyopsi

    Mikroskop altında incelenmek üzere vücuttan küçük bir doku parçası alınması; çoğu zaman kanser olup olmadığını anlamak için yapılır.

  • blood glucoseisimkan şekeri, kan glukozu

    Belirli bir anda kandaki şeker (glukoz) miktarı; diyabet tanısı koymak ve hastalığı izlemek için ölçülür.

  • screeningisimtarama

    Belirtisi olmayan kişilerde, tedavinin daha etkili olabileceği erken dönemde bir hastalığı ya da riski saptamak için yapılan testler.

  • urinalysisisimtam idrar tahlili, idrar analizi

    İdrar örneğinin yatak başında strip testle ya da laboratuvarda incelenerek kan, protein, şeker, enfeksiyon bulguları ve diğer değişikliklerin araştırılması.

  • findingsisimbulgular

    Hastanın muayenesi ya da bir test sonucunda ortaya çıkan veriler; göğüste duyulan bir ses ya da röntgende görülen bir gölge gibi.

  • liver function testsisimkaraciğer fonksiyon testleri, KCFT

    Karaciğerde inflamasyon, tıkanıklık ya da işlev bozukluğu olup olmadığını gösteren, ALT, ALP, bilirubin ve albümin gibi kan testlerinden oluşan grup.

  • troponinisimtroponin

    Kalp kası hasar gördüğünde kana geçen bir protein; kandaki düzeyinin ölçülmesi kalp krizi tanısında hekimlere yardımcı olur.

  • blood cultureisimkan kültürü

    Kan dolaşımında bakteri ya da mantar üreyip üremediğini görmek için kanın özel şişelere alınarak inkübe edildiği test.

  • echocardiogramisimekokardiyografi, EKO

    Kalbin odacıklarını, kapaklarını ve ne kadar güçlü pompaladığını gösteren ultrason incelemesi.

  • endoscopyisimendoskopi

    Ucunda kamera bulunan ince ve esnek bir tüpün, genellikle ağızdan vücuda ilerletilerek içeriye bakıldığı ve örnek alındığı işlem.

  • working diagnosisisimön tanı, çalışma tanısı

    Belirli bir anda en olası görülen ve kesinleşene ya da değişene kadar tetkik ve tedaviyi yönlendiren tanı.

  • normal rangeisimnormal aralık, referans aralığı

    Sağlıklı insanların çoğunda bulunan test değerleri aralığı; hastanın sonucu bu aralıkla karşılaştırılır.

Sistemlere Göre Hastalıklar

  • chronicsıfatkronik, süregen

    Uzun süren (genellikle üç aydan fazla) ya da tekrar tekrar ortaya çıkan; çoğunlukla tamamen iyileştirilmekten çok kontrol altında tutulan hastalıklar için kullanılır.

  • conditionisimhastalık, durum

    Özellikle uzun süreli bir hastalık ya da sağlık sorunu; ayrıca bir hastanın belli bir andaki genel sağlık durumu.

  • infectionisimenfeksiyon

    Bakteri, virüs, mantar ya da parazitlerin vücuda girip çoğalmasıyla ortaya çıkan hastalık.

  • hypertensionisimhipertansiyon, yüksek tansiyon

    Kan basıncının zaman içinde sürekli olarak normalin üzerinde seyretmesi; inme, kalp krizi ve böbrek hastalığı riskini artırır.

  • diabetesisimdiyabet, şeker hastalığı

    Vücudun yeterli insülin üretemediği ya da insülini iyi kullanamadığı için kan şekerini düzgün kontrol edemediği uzun süreli hastalık.

  • strokeisiminme, serebrovasküler olay

    Bir damarın tıkanması ya da kanama sonucu beynin bir bölümünün aniden hasar görmesi; güçsüzlük, konuşma bozukluğu ya da görme kaybına yol açabilir.

  • myocardial infarctionisimmiyokard enfarktüsü, kalp krizi

    Koroner arterdeki bir pıhtı nedeniyle kan akımının aniden kesilmesi sonucu kalp kasının bir bölümünün ölmesi; kalp krizinin tıbbi adı.

  • pneumoniaisimpnömoni, zatürre

    Akciğerdeki küçük hava keseciklerinin sıvı ya da irinle dolduğu, öksürük, ateş ve nefes almada güçlüğe yol açan akciğer enfeksiyonu.

  • fractureisimkırık

    Bir yaralanma ya da kemiğin zayıflaması sonucu kemikte oluşan kırık veya çatlak.

  • heart failureisimkalp yetmezliği

    Kalbin kanı vücuda olması gerektiği kadar iyi pompalayamadığı uzun süreli hastalık; çoğu zaman nefes darlığı, yorgunluk ve ayak bileklerinde şişliğe yol açar.

  • asthmaisimastım

    Hava yollarının daralıp iltihaplandığı, gelip geçebilen hırıltı, öksürük ve nefes darlığına yol açan uzun süreli akciğer hastalığı.

  • COPDkısaltmaKOAH, kronik obstrüktif akciğer hastalığı

    Kronik obstrüktif akciğer hastalığının kısaltması; genellikle sigaraya bağlı, hasarlı hava yolları nedeniyle nefes vermenin zorlaştığı uzun süreli akciğer hastalığı.

  • sepsisisimsepsis

    Vücudun bir enfeksiyona verdiği tepkinin kendi organlarına zarar vermeye başladığı, hayatı tehdit eden durum.

  • tumorisimtümör, kitle

    Hücrelerin gereğinden fazla bölünmesiyle oluşan anormal doku kitlesi; benign (iyi huylu) ya da malign (kötü huylu) olabilir.

  • benignsıfatbenign, iyi huylu

    Kanser olmayan ve vücudun başka bölgelerine yayılmayan; tehlikeli olmayan herhangi bir durum için de kullanılır.

  • malignantsıfatmalign, kötü huylu

    Kanserli, çevre dokulara doğru büyüyebilen ve vücudun başka bölgelerine yayılabilen; çok tehlikeli durumlar için de kullanılır.

  • -itissonek-it, iltihabı

    Bir organ ya da vücut bölümü adının sonuna eklenerek o bölümün iltihabını anlatan ek; tonsillit, apandisit ya da artrit gibi.

  • cancerisimkanser

    Anormal hücrelerin kontrolsüz biçimde çoğaldığı, çevre dokuları tahrip edebildiği ve vücudun başka bölgelerine yayılabildiği hastalık.

  • urinary tract infectionisimidrar yolu enfeksiyonu, İYE

    İdrarı üreten ve taşıyan sistemin herhangi bir yerinde, en sık da mesanede görülen enfeksiyon; genellikle idrar yaparken yanma ve sık idrara çıkmaya yol açar.

  • depressionisimdepresyon

    En az iki hafta süren ve günlük yaşamı etkileyen, sürekli çökkün duygudurum ya da ilgi ve zevk kaybıyla seyreden ruhsal hastalık.

  • cardiac arrestisimkardiyak arrest, kalp durması

    Kalbin pompalama işlevinin aniden durması ve kanın beyne ve diğer organlara ulaşamaması; hemen KPR başlanmazsa dakikalar içinde ölüme yol açar.

  • dehydrationisimdehidratasyon, sıvı kaybı

    Vücudun aldığından fazla su kaybetmesi sonucu normal işleyişi için yeterli sıvının kalmaması durumu.

  • risk factorisimrisk faktörü

    Bir kişinin bir hastalığa yakalanma olasılığını artıran her türlü etken; sigara, yüksek tansiyon, yaş ya da aile öyküsü gibi.

  • obesityisimobezite, şişmanlık

    Vücutta sağlığa zarar verebilecek düzeyde fazla yağ birikmesi; yetişkinlerde genellikle 30 ve üzerindeki vücut kitle indeksi (VKİ) olarak tanımlanır.

  • anemiaisimanemi, kansızlık

    Kanda hemoglobin miktarının ya da kırmızı kan hücresi sayısının azalması ve bu nedenle dokulara daha az oksijen ulaşması durumu.

  • atrial fibrillationisimatriyal fibrilasyon, AF

    Kalbin üst odacıklarının hızlı ve düzensiz biçimde çalıştığı, nabzın tamamen düzensiz alındığı yaygın bir ritim bozukluğu.

  • pulmonary embolismisimpulmoner emboli, akciğer embolisi

    Akciğerdeki bir atardamarın, genellikle bacaktaki derin bir venden kopup gelen pıhtıyla tıkanması.

  • anaphylaxisisimanafilaksi, anafilaktik reaksiyon

    Hızla gelişen ve solunumu, dolaşımı ya da her ikisini birden etkileyen ciddi, hayatı tehdit eden alerjik reaksiyon.

  • anginaisimanjina, angina pektoris

    Kalp kasına giden kan akımının azalması sonucu ortaya çıkan, tipik olarak eforla başlayıp istirahatle geçen göğüs ağrısı ya da sıkışma hissi.

  • deep vein thrombosisisimderin ven trombozu, DVT

    Genellikle bacakta, derin venlerden birinde oluşan, ağrı ve şişliğe yol açabilen ve akciğerlere taşınabilen kan pıhtısı.

  • chronic kidney diseaseisimkronik böbrek hastalığı, KBH

    En az üç ay süren ve genellikle yıllar içinde yavaş yavaş ilerleyen kalıcı böbrek işlevi kaybı.

  • epilepsyisimepilepsi, sara

    Kişinin ateş ya da kan şekeri düşüklüğü gibi belirgin bir tetikleyici olmadan tekrarlayan nöbetler geçirmeye yatkın olduğu beyin hastalığı.

  • dementiaisimdemans, bunama

    Belleği, düşünmeyi, davranışı ve günlük yaşamı sürdürme becerisini giderek etkileyen ilerleyici beyin hastalıkları grubu.

  • metastasisisimmetastaz

    Kanser hücrelerinin ilk geliştikleri yerden vücudun başka bir bölümüne yayılması; bu yolla oluşan yeni tümör için de kullanılır.

  • comorbidityisimeşlik eden hastalık, komorbidite

    Hastanın tedavi edilen asıl sorunla aynı zamanda sahip olduğu başka bir hastalık ya da durum.

Tedavi ve Girişimler

  • treatmentisimtedavi, sağaltım

    Bir hastalığı iyileştirmek, kontrol altına almak ya da belirtilerini hafifletmek için hastaya uygulanan ilaç, cerrahi veya diğer bakım yöntemlerinin tümü.

  • surgeryisimameliyat, cerrahi

    Bir şeyi onarmak, çıkarmak ya da değiştirmek için vücuda kesi yapılarak uygulanan tedavi; aynı zamanda bu işi yapan tıp dalı.

  • follow-upisimkontrol, takip

    Bir tedaviden, tetkik sonucundan ya da hastanede yatıştan sonra hastanın durumunu görmek için yapılan sonraki randevu veya kontrol.

  • intravenoussıfatdamar içi, intravenöz

    Genellikle kanül denen ince plastik bir tüp aracılığıyla doğrudan damar içine verilen; sıvılar, antibiyotikler ya da ağrı kesiciler gibi.

  • stablesıfatstabil, durağan

    Değişmeyen ya da kötüleşmeyen; özellikle vital bulgular ve genel durum güvenli sınırlar içinde kaldığında kullanılır.

  • complicationisimkomplikasyon

    Bir hastalık ya da tedavi nedeniyle ortaya çıkan, durumu daha ciddi hale getiren ya da yönetimini zorlaştıran yeni sorun.

  • managementisimtedavi yaklaşımı, hasta yönetimi

    Klinik İngilizcede, bir hastanın sorununa yönelik tetkik, tedavi, izlem ve takibi kapsayan genel plan.

  • nil by mouthifadeoral alımı kapalı, ağızdan bir şey verilmemesi

    Hastanın hiçbir şey yiyip içmemesi gerektiğini belirten talimat; genellikle ameliyattan ya da bazı tetkiklerden önce veya yutmanın güvenli olmadığı durumlarda verilir.

  • operatefiilameliyat etmek, opere etmek

    Bir sorunu onarmak, bir dokuyu çıkarmak ya da incelemek amacıyla hastaya cerrahi girişim yapmak.

  • recoveryisimiyileşme, toparlanma

    Bir hastalık, yaralanma ya da ameliyattan sonra iyileşme süreci; ayrıca hastaların anesteziden sonra uyandığı alan.

  • monitorfiilizlemek, takip etmek

    Bir hastayı, bir bulguyu ya da test sonucunu değişip değişmediğini görmek için belirli bir süre boyunca düzenli olarak kontrol etmek.

  • CPRkısaltmaKPR, kardiyopulmoner resüsitasyon

    Kardiyopulmoner resüsitasyonun kısaltması: Kalbi durmuş birinde kan dolaşımını sürdürmek için yapılan göğüs kompresyonları ve genellikle bunlara eşlik eden kurtarıcı solunumlar.

  • anesthesiaisimanestezi, narkoz

    Bir işlem sırasında hastanın ağrı hissetmemesi için ilaçlar kullanılarak hastanın tamamen uyutulması ya da vücudun yalnızca bir bölümünün uyuşturulması.

  • catheterisimkateter, sonda

    Sıvı boşaltmak ya da tedavi vermek için vücuda yerleştirilen ince, esnek tüp; en sık idrarı boşaltmak için mesaneye takılan sonda için kullanılır.

  • chemotherapyisimkemoterapi

    Kanser hücrelerini öldüren ya da bölünmelerini durduran ilaçlarla yapılan ve genellikle aralarda dinlenme süreleri bulunan kürler halinde verilen tedavi.

  • palliative careisimpalyatif bakım

    Tedavisi mümkün olmayan ciddi bir hastalığı olan kişilerde ağrıyı ve diğer belirtileri hafifletmeyi ve yaşam kalitesini artırmayı amaçlayan bakım.

  • sutureisimdikiş, sütür

    Bir yaranın ya da cerrahi kesinin kenarlarını iyileşme süresince bir arada tutan dikiş ya da bu dikişte kullanılan iplik.

  • cannulaisimkanül, damar yolu

    Sıvıların ve ilaçların doğrudan kana verilebilmesi için genellikle elin ya da kolun toplardamarına yerleştirilen ince plastik tüp.

  • dialysisisimdiyaliz

    Böbrekler bu işi artık kendileri yapamadığında kandaki atık maddeleri ve fazla sıvıyı uzaklaştıran tedavi.

  • blood transfusionisimkan transfüzyonu, kan nakli

    Bağışlanan kanın ya da kan ürünlerinin hastanın toplardamarına verilmesi; örneğin ağır kanamadan sonra ya da ciddi anemide uygulanır.

  • rehabilitationisimrehabilitasyon

    Bir hastalık, yaralanma ya da ameliyattan sonra kişinin gücünü, becerilerini ve bağımsızlığını yeniden kazanmasına yardımcı olan tedavi ve destek.

  • remissionisimremisyon, hastalığın gerilemesi

    Kanser ya da iltihabi bir hastalık gibi bir hastalığın bulgu ve belirtilerinin azaldığı ya da kaybolduğu dönem.

  • deterioratefiilkötüleşmek, ağırlaşmak

    Kötüye gitmek; özellikle hastanın genel durumu ya da vital bulguları zaman içinde bozulduğunda kullanılır.

Reçete ve İlaçlar

  • prescriptionisimreçete

    Hastanın hangi ilacı, ne miktarda, ne sıklıkla ve ne kadar süreyle alacağını belirten, doktorun yazılı ya da elektronik talimatı.

  • prescribefiilreçete etmek, reçeteye yazmak

    Hastanın kullanacağı ilaca ya da tedaviye resmi olarak karar verip eczaneden alabilmesi için bunu yazmak.

  • doseisimdoz

    Bir ilacın tek seferde alınan ya da verilen miktarı, örneğin 500 mg; çoğu zaman ne sıklıkla alınacağıyla birlikte belirtilir.

  • side effectisimyan etki

    Bir ilacın ya da tedavinin amaçlanan asıl etkisi dışında ortaya çıkan, çoğu zaman istenmeyen etki; uyku hali ya da mide rahatsızlığı gibi.

  • antibioticisimantibiyotik

    Bakterileri öldüren ya da çoğalmalarını durduran ve bakteriyel enfeksiyonların tedavisinde kullanılan ilaç. Virüslere karşı etkili değildir.

  • analgesicisimanaljezik, ağrı kesici

    Parasetamol, ibuprofen ya da morfin gibi ağrıyı gideren ilaç; hastalar genellikle 'painkiller' der.

  • contraindicationisimkontrendikasyon

    Belirli bir ilacı, tetkiki ya da girişimi o hasta için güvensiz veya uygunsuz hale getiren durum.

  • over-the-countersıfatreçetesiz, reçetesiz satılan

    Bazı ağrı kesiciler ve soğuk algınlığı ilaçları gibi, doktor reçetesi olmadan eczaneden ya da marketten alınabilen ilaçları niteler.

  • twice dailyifadegünde iki kez, günde iki defa

    Her gün iki kez, genellikle sabah ve akşam alınan ya da verilen; ilacın kullanım sıklığını yazmanın standart yollarından biri.

  • courseisimkür, tedavi süreci

    Belirli bir süre boyunca verilen, sayısı belli ilaç dozları ya da tedavi seansları; ayrıca bir hastalığın zaman içindeki gidişi.

  • PRNkısaltmagerektiğinde, lüzumu halinde

    Latince 'pro re nata' ifadesinin kısaltması ve 'gerektiğinde' anlamına gelir: belli saatlerde değil, yalnızca hastanın ihtiyacı olduğunda verilen ilaç.

  • statzarfhemen, acilen

    Gecikmeden, hemen; şu anda yapılması gereken ilaç, tetkik ya da değerlendirme istemlerinde kullanılır.

  • medicationisimilaç, ilaç tedavisi

    Bir hastalığı tedavi etmek, önlemek ya da belirtilerini hafifletmek için kullanılan madde; hastanın kullandığı ilaçların tümü için de kullanılır.

  • tabletisimtablet, hap

    Genellikle yuvarlak, yutularak alınan küçük katı ilaç formu; bazılarının ortadan ikiye bölünebilmesi için çentiği vardır.

  • injectionisimenjeksiyon, iğne

    Bir ilacın ya da aşının iğne yardımıyla vücuda, örneğin kasa, deri altına ya da damara verilmesi.

  • vaccineisimaşı

    Bağışıklık sistemine belirli bir enfeksiyonu tanımayı ve onunla savaşmayı öğreterek kişiyi o enfeksiyonla karşılaşmadan önce koruyan ürün.

  • insulinisiminsülin

    Pankreasın ürettiği ve kan şekerini düşüren hormon; diyabet hastalarına genellikle enjeksiyonla ilaç olarak da verilir.

  • drug interactionisimilaç etkileşimi

    Bir ilacın etkisinin ya da gücünün, aynı dönemde alınan başka bir ilaç, yiyecek ya da içecek nedeniyle değişmesi.

  • orallyzarfağızdan, oral yolla

    Ağız yoluyla; yani ilacın enjekte edilmek, solunmak ya da cilde sürülmek yerine yutularak alınması.

  • adherenceisimtedavi uyumu, ilaç uyumu

    Hastanın ilaçlarını kullanırken ya da tedavi planını uygularken hekimiyle üzerinde anlaştığı plana ne ölçüde uyduğu.

  • adverse drug reactionisimadvers ilaç reaksiyonu, istenmeyen ilaç etkisi

    Normal şekilde kullanılan bir ilacın zararlı ve istenmeyen etkisi; hafif bir döküntüden hayatı tehdit eden bir reaksiyona kadar uzanabilir.

  • opioidisimopioid, narkotik ağrı kesici

    Vücutta morfinle aynı reseptörler üzerinden etki gösteren güçlü ağrı kesici; kodein, morfin ya da oksikodon gibi.

  • anticoagulantisimantikoagülan, kan sulandırıcı

    Kanın pıhtılaşmasını geciktiren ve atriyal fibrilasyon ile derin ven trombozu gibi durumlarda pıhtı oluşumunu önlemek ya da tedavi etmek için kullanılan ilaç.

  • inhalerisiminhaler, solunum spreyi

    Hasta nefes aldığında ilacı sprey ya da toz halinde doğrudan akciğerlere ulaştıran küçük, elde taşınabilir cihaz.

Hastane Birimleri ve Personel

  • emergency departmentisimacil servis, acil

    Ani hastalık ya da yaralanma nedeniyle acil bakıma ihtiyaç duyanları tedavi eden ve 24 saat açık olan hastane bölümü.

  • wardisimservis, klinik

    Hastanede hastaların gece ya da daha uzun süre kaldığı yataklı bölüm; genellikle tek bir uzmanlık alanına ayrılır, cerrahi ya da çocuk servisi gibi.

  • admitfiilyatırmak, yatışını yapmak

    Bir hastayı tedavi ya da gözlem için, genellikle en az bir gece kalmak üzere hastaneye yatırmak.

  • dischargefiiltaburcu etmek, akıntı

    Artık orada bakıma ihtiyacı kalmayan hastanın hastaneden ya da poliklinik takibinden resmi olarak çıkışını yapmak. İsim olarak vücuttan gelen akıntı anlamına da gelir.

  • referralisimsevk, yönlendirme

    Bir hastayı görüş, tetkik ya da tedavi için başka bir doktora, uzman ekibe veya birime gönderme işlemi; bunu sağlayan mektup ya da istek.

  • outpatientisimayaktan hasta, poliklinik hastası

    Gece kalmadan randevu, tetkik ya da tedavi için hastaneye veya kliniğe gelen hasta; bu tür bakımı anlatan sıfat olarak da kullanılır.

  • intensive care unitisimyoğun bakım ünitesi, yoğun bakım

    Durumu kritik olan ve yakın izlem ya da mekanik ventilatör gibi organ desteği gereken hastalar için özel donanımı ve deneyimli ekibi olan hastane birimi.

  • on callifadenöbetçi, nöbette

    Özellikle mesai saatleri dışında, gece ya da hafta sonu, gerektiğinde ulaşılabilir olmak ve yardıma gelmek.

  • general practitionerisimaile hekimi, pratisyen hekim

    Toplumda çalışan, günlük sağlık sorunlarının geniş bir yelpazesini tedavi eden, uzun süreli bakım veren ve gerektiğinde hastaları hastanedeki uzmanlara sevk eden hekim.

  • consultantisimuzman hekim, kıdemli uzman

    İngiltere ve bazı ülkelerde uzmanlık eğitimini tamamlamış ve ekibin hastalarından nihai olarak sorumlu olan kıdemli hastane hekimi.

  • residentisimasistan hekim, uzmanlık öğrencisi

    ABD ve Kanada'da tıp fakültesini bitirmiş ve bir hastanede birkaç yıl süren, gözetim altında uzmanlık eğitimi alan hekim.

  • ward roundisimvizit, servis viziti

    Genellikle kıdemli bir hekimin önderliğinde, hekim ekibinin serviste her hastayı görüp gidişatı değerlendirdiği ve o günün planını yaptığı düzenli ziyaret.

  • handoverisimnöbet devri, hasta devri

    Genellikle vardiya değişiminde, hastalara ilişkin bilgi ve sorumluluğun bir hekimden ya da ekipten diğerine aktarılması.

  • triageisimtriyaj, önceliklendirme

    Hastaların durumunun ciddiyetine göre kimin önce tedavi edilmesi gerektiğine karar vermek için hızla değerlendirilmesi süreci.

  • operating theatreisimameliyathane, ameliyat salonu

    Hastanede cerrahi ameliyatların yapıldığı, özel donanımlı ve çok temiz oda.

  • inpatientisimyatan hasta, yatarak tedavi gören hasta

    Tetkik ya da tedavi için hastanede en az bir gece kalan hasta.

  • specialistisimuzman hekim, uzman

    Kardiyoloji, nöroloji ya da ortopedi gibi tıbbın belirli bir alanında yıllarca ek eğitim almış hekim.

  • appointmentisimrandevu

    Bir hekim, hemşire ya da başka bir sağlık çalışanıyla, örneğin poliklinikte ya da aile hekimliğinde görüşmek için önceden belirlenmiş zaman.

  • surgeonisimcerrah

    Hastalıkları ve yaralanmaları ameliyatla tedavi etmek üzere eğitim almış hekim.

  • clinicisimpoliklinik, ayaktan tedavi birimi

    Ayaktan hastaların, genellikle tek bir uzmanlık alanından hekimlerce randevuyla görüldüğü, hastanede yatış gerektirmeyen muayene seansı ya da yeri.

  • multidisciplinary teamisimmultidisipliner ekip, multidisipliner konsey

    Bir hastanın bakımını birlikte planlayan hekim, hemşire ve terapist gibi farklı alanlardan profesyonellerden oluşan ekip.

  • discharge summaryisimepikriz, taburcu özeti

    Hasta hastaneden ayrılırken yazılan ve tanıyı, uygulanan tedaviyi, ilaçları ve takip planını aile hekimine ve hastaya aktaran belge.

  • junior doctorisimasistan hekim, kıdemsiz hekim

    İngiltere'de, mezun olmuş ancak henüz kıdemli uzman (consultant) ya da aile hekimi olmamış tüm hekimler; ilk yılındaki hekimlerden kıdemli asistanlara kadar uzanır.

  • primary careisimbirinci basamak sağlık hizmeti, birinci basamak

    Toplum içinde sağlık hizmetleriyle ilk temas noktası; başta aile hekimleri, aile sağlığı çalışanları ve serbest eczacılar olmak üzere.

Hasta İletişimi

  • reassurefiiliçini rahatlatmak, güvence vermek

    Endişeli bir hastayı ya da yakınını, genellikle sorunun ciddi olmadığını açıklayarak sakinleştirmek ve korkusunu azaltmak.

  • informed consentisimaydınlatılmış onam, bilgilendirilmiş onam

    Doktor tedavinin ya da girişimin ne olduğunu, yararlarını, risklerini ve alternatiflerini açıkladıktan sonra hastanın verdiği onay.

  • break bad newsifadekötü haber vermek, kötü haberi iletmek

    Ciddi bir tanı ya da bir ölüm gibi zor bir bilgiyi hastaya veya ailesine dikkatli, dürüst ve nazik bir şekilde iletmek.

  • next of kinisimen yakın akraba, birinci derece yakın

    Hastanın en yakın akrabası ya da irtibat kişisi olarak bildirdiği ve acil bir durumda hastanenin arayacağı kişi.

  • confidentialityisimgizlilik, hasta mahremiyeti

    Hekimlerin ve diğer sağlık çalışanlarının hastalarla ilgili bilgileri gizli tutma ve yalnızca izin verildiğinde ya da gerekli olduğunda paylaşma yükümlülüğü.

  • lay termsisimhalkın anlayacağı dil, sade dil

    Hastalarla konuşurken teknik terimler yerine kullanılan, tıp eğitimi almamış kişilerin anlayabileceği günlük kelimeler.

  • bedside mannerisimhastayla iletişim tarzı, hastaya yaklaşım

    Bir hekimin hastalarla nasıl davrandığı ve konuştuğu; özellikle ne kadar nazik, sakin ve güven verici olduğu.

  • empathyisimempati, duygudaşlık

    Bir başkasının ne hissettiğini anlayabilme ve ona bunu anladığınızı gösterebilme becerisi.

  • open questionisimaçık uçlu soru

    Basit bir evet ya da hayırla cevaplanamayan ve hastayı kendi sözleriyle anlatmaya davet eden soru.

  • closed questionisimkapalı uçlu soru

    Evet, hayır ya da tek bir bilgiyle cevaplanabilen ve belirli ayrıntıları hızlıca doğrulamak için sorulan soru.

  • second opinionisimikinci görüş

    Önemli bir karar öncesinde, genellikle hastanın isteğiyle başka bir hekimin tanıyı ya da tedavi planını değerlendirmesi.

  • interpreterisimtercüman, çevirmen

    Muayene ya da görüşme sırasında hasta ile sağlık personeli arasında sözlü dili ya da işaret dilini çeviren eğitimli kişi.

  • capacityisimkarar verme yetisi, ayırt etme gücü

    Hastanın bir kararla ilgili bilgileri anlayabilme, akılda tutabilme, tartabilme ve seçimini ifade edebilme yeteneği.

Mini test: bu terimleri biliyor musun?

Bu sözlükten 10 soru. Her terimin doğru Türkçe karşılığını seç, puanını gör.

Tıp İngilizcesi nasıl öğrenilir?

  • Her terimi hastaların kullandığı sade kelimeyle birlikte öğrenin: myocardial infarction ve heart attack, hypertension ve high blood pressure, analgesic ve painkiller gibi.
  • Her hafta vaka sunumları, makale özetleri, kılavuz özetleri ve hasta bilgilendirme broşürleri gibi gerçek tıbbi metinler okuyun; 'presented with', 'ruled out' ve 'was discharged' gibi kalıpların nasıl kullanıldığına dikkat edin.
  • Yunanca ve Latince yapı taşlarını öğrenin (-itis, -ectomy, cardi-, hepat-, gastr-): Tek bir kök onlarca yeni kelimeyi anlamanızı sağlar.
  • OSCE istasyonundaymış gibi İngilizce bir anamnezi baştan sona sesli prova edin: 'What brings you in today?' sorusundan başlayıp şikayetin başlangıcına, yayılımına ve alerjilere kadar.
  • Poliklinik, asistan, servis, serum, kontrol ve reçete gibi Türkçeden gelen yanıltıcı kelimelerin bir listesini tutun ve konuşmadan ya da yazmadan önce bu listeye göz atın.

Sıkça sorulan sorular

Tıp İngilizcesi kelimelerini nasıl hızlı öğrenebilirim?

Alfabetik sırayla değil konu konu çalışın ve her terimi birlikte kullanıldığı kelimelerle öğrenin ('take a history', 'rule out a fracture'). Her gün kendi alanınızdan vaka sunumları, epikrizler ve makale özetleri gibi gerçek metinler okuyun; yeni kelimeleri hasta sunarken ya da not yazarken kullanın. Kısa ama düzenli çalışma, sınavdan önceki uzun oturumlardan daha etkilidir.

İlk önce hangi tıbbi terimleri öğrenmeliyim?

Her hasta görüşmesinde ihtiyaç duyacağınız kelimelerle başlayın: belirti ve bulgular, anamnez kalıpları (chief complaint, onset, allergies), vital bulgular, sık istenen tetkikler (kan tahlili, röntgen, EKG, BT), en yaygın hastalıklar ve servis dili (admit, discharge, referral, handover). Bu listenin ilk seviyesi tam olarak bunları kapsar.

Tıp İngilizcesi İngiltere'de ve ABD'de farklı mı?

Temel kelime dağarcığı aynıdır, ancak günlük hastane dilinde bazı farklar vardır: A&E ve ER, consultant ve attending, operating theatre ve operating room, full blood count ve complete blood count, nil by mouth ve NPO gibi. Yazım da farklıdır (tumour/tumor, oedema/edema, anaemia/anemia). Kendi yazılarınızda tek bir stil seçin, ama ikisini de tanımayı öğrenin.

Tıp İngilizcesini anlamak için Latince bilmem gerekir mi?

Hayır. Latince öğrenmeniz gerekmez; ancak yaygın Yunanca ve Latince kökleri, önekleri ve sonekleri bilmek uzun terimleri çözmeyi çok kolaylaştırır. İngilizce konuşan doktorların da pek çok sade kelime kullandığını (bloods, scan, painkiller), hastaların ise daha da basit kelimeler seçtiğini unutmayın.

Doktorlar İngilizce konuşan hastalara tıbbi terimleri nasıl açıklar?

Sade bir dil ve kısa cümleler kullanırlar; hastadan planı kendi sözleriyle tekrar anlatmasını isteyerek anlaşılıp anlaşılmadığını kontrol ederler. 'Hypertension' yerine 'high blood pressure', 'an MI' yerine 'a heart attack' derler. Her terimin hem teknik hem günlük karşılığını öğrenmek en iyi hazırlıktır.

Seviyene uygun okumayla pekiştir

Yeni kelimelerin kalıcı olmasının en hızlı yolu seviyene uygun metin okumaktır. Seviyene göre ücretsiz İngilizce kitaplar:

Bu sayfa İngilizce öğrenenler için kelime açıklaması içerir; tıbbi tavsiye değildir.