Tüm alanlarda aramak için en az 2 karakter yazın.
Tıp İngilizcesi: 200 Temel Terim ve Anlamları
İngilizce; tıp dergilerinin, uluslararası kılavuzların, kongrelerin ve sınavların ortak dilidir, yurt dışındaki pek çok hastanede de günlük çalışma dili İngilizcedir. Bu sözlük, anamnez almaktan reçete yazmaya kadar doktorların ve tıp öğrencilerinin serviste ve poliklinikte gerçekten kullandığı kelimeleri Türkçe karşılıkları ve gerçekçi örneklerle bir araya getirir. Ayrıca poliklinik, asistan ve serum gibi Türkçe konuşanları yanıltan kelimelere de dikkat çeker.
- 200 terim
- 8 konu
- 82 temel terim
- 409 örnek cümle
Sistemlere Göre Hastalıklar
En az iki hafta süren ve günlük yaşamı etkileyen, sürekli çökkün duygudurum ya da ilgi ve zevk kaybıyla seyreden ruhsal hastalık.
Kalbin pompalama işlevinin aniden durması ve kanın beyne ve diğer organlara ulaşamaması; hemen KPR başlanmazsa dakikalar içinde ölüme yol açar.
Vücudun aldığından fazla su kaybetmesi sonucu normal işleyişi için yeterli sıvının kalmaması durumu.
Bir kişinin bir hastalığa yakalanma olasılığını artıran her türlü etken; sigara, yüksek tansiyon, yaş ya da aile öyküsü gibi.
Vücutta sağlığa zarar verebilecek düzeyde fazla yağ birikmesi; yetişkinlerde genellikle 30 ve üzerindeki vücut kitle indeksi (VKİ) olarak tanımlanır.
Kanda hemoglobin miktarının ya da kırmızı kan hücresi sayısının azalması ve bu nedenle dokulara daha az oksijen ulaşması durumu.
Kalbin üst odacıklarının hızlı ve düzensiz biçimde çalıştığı, nabzın tamamen düzensiz alındığı yaygın bir ritim bozukluğu.
Akciğerdeki bir atardamarın, genellikle bacaktaki derin bir venden kopup gelen pıhtıyla tıkanması.
Hızla gelişen ve solunumu, dolaşımı ya da her ikisini birden etkileyen ciddi, hayatı tehdit eden alerjik reaksiyon.
Kalp kasına giden kan akımının azalması sonucu ortaya çıkan, tipik olarak eforla başlayıp istirahatle geçen göğüs ağrısı ya da sıkışma hissi.
Genellikle bacakta, derin venlerden birinde oluşan, ağrı ve şişliğe yol açabilen ve akciğerlere taşınabilen kan pıhtısı.
En az üç ay süren ve genellikle yıllar içinde yavaş yavaş ilerleyen kalıcı böbrek işlevi kaybı.
Kişinin ateş ya da kan şekeri düşüklüğü gibi belirgin bir tetikleyici olmadan tekrarlayan nöbetler geçirmeye yatkın olduğu beyin hastalığı.
Belleği, düşünmeyi, davranışı ve günlük yaşamı sürdürme becerisini giderek etkileyen ilerleyici beyin hastalıkları grubu.
Kanser hücrelerinin ilk geliştikleri yerden vücudun başka bir bölümüne yayılması; bu yolla oluşan yeni tümör için de kullanılır.
Hastanın tedavi edilen asıl sorunla aynı zamanda sahip olduğu başka bir hastalık ya da durum.
Tedavi ve Girişimler
Bir hastalığı iyileştirmek, kontrol altına almak ya da belirtilerini hafifletmek için hastaya uygulanan ilaç, cerrahi veya diğer bakım yöntemlerinin tümü.
Bir şeyi onarmak, çıkarmak ya da değiştirmek için vücuda kesi yapılarak uygulanan tedavi; aynı zamanda bu işi yapan tıp dalı.
Bir tedaviden, tetkik sonucundan ya da hastanede yatıştan sonra hastanın durumunu görmek için yapılan sonraki randevu veya kontrol.
Genellikle kanül denen ince plastik bir tüp aracılığıyla doğrudan damar içine verilen; sıvılar, antibiyotikler ya da ağrı kesiciler gibi.
Değişmeyen ya da kötüleşmeyen; özellikle vital bulgular ve genel durum güvenli sınırlar içinde kaldığında kullanılır.
Bir hastalık ya da tedavi nedeniyle ortaya çıkan, durumu daha ciddi hale getiren ya da yönetimini zorlaştıran yeni sorun.
Klinik İngilizcede, bir hastanın sorununa yönelik tetkik, tedavi, izlem ve takibi kapsayan genel plan.
Hastanın hiçbir şey yiyip içmemesi gerektiğini belirten talimat; genellikle ameliyattan ya da bazı tetkiklerden önce veya yutmanın güvenli olmadığı durumlarda verilir.
Bir sorunu onarmak, bir dokuyu çıkarmak ya da incelemek amacıyla hastaya cerrahi girişim yapmak.
Bir hastalık, yaralanma ya da ameliyattan sonra iyileşme süreci; ayrıca hastaların anesteziden sonra uyandığı alan.
Bir hastayı, bir bulguyu ya da test sonucunu değişip değişmediğini görmek için belirli bir süre boyunca düzenli olarak kontrol etmek.
Kardiyopulmoner resüsitasyonun kısaltması: Kalbi durmuş birinde kan dolaşımını sürdürmek için yapılan göğüs kompresyonları ve genellikle bunlara eşlik eden kurtarıcı solunumlar.
Bir işlem sırasında hastanın ağrı hissetmemesi için ilaçlar kullanılarak hastanın tamamen uyutulması ya da vücudun yalnızca bir bölümünün uyuşturulması.
Sıvı boşaltmak ya da tedavi vermek için vücuda yerleştirilen ince, esnek tüp; en sık idrarı boşaltmak için mesaneye takılan sonda için kullanılır.
Kanser hücrelerini öldüren ya da bölünmelerini durduran ilaçlarla yapılan ve genellikle aralarda dinlenme süreleri bulunan kürler halinde verilen tedavi.
Tedavisi mümkün olmayan ciddi bir hastalığı olan kişilerde ağrıyı ve diğer belirtileri hafifletmeyi ve yaşam kalitesini artırmayı amaçlayan bakım.
Bir yaranın ya da cerrahi kesinin kenarlarını iyileşme süresince bir arada tutan dikiş ya da bu dikişte kullanılan iplik.
Sıvıların ve ilaçların doğrudan kana verilebilmesi için genellikle elin ya da kolun toplardamarına yerleştirilen ince plastik tüp.
Böbrekler bu işi artık kendileri yapamadığında kandaki atık maddeleri ve fazla sıvıyı uzaklaştıran tedavi.
Bağışlanan kanın ya da kan ürünlerinin hastanın toplardamarına verilmesi; örneğin ağır kanamadan sonra ya da ciddi anemide uygulanır.
Bir hastalık, yaralanma ya da ameliyattan sonra kişinin gücünü, becerilerini ve bağımsızlığını yeniden kazanmasına yardımcı olan tedavi ve destek.
Kanser ya da iltihabi bir hastalık gibi bir hastalığın bulgu ve belirtilerinin azaldığı ya da kaybolduğu dönem.
Kötüye gitmek; özellikle hastanın genel durumu ya da vital bulguları zaman içinde bozulduğunda kullanılır.
Reçete ve İlaçlar
Hastanın hangi ilacı, ne miktarda, ne sıklıkla ve ne kadar süreyle alacağını belirten, doktorun yazılı ya da elektronik talimatı.
Hastanın kullanacağı ilaca ya da tedaviye resmi olarak karar verip eczaneden alabilmesi için bunu yazmak.
Bir ilacın tek seferde alınan ya da verilen miktarı, örneğin 500 mg; çoğu zaman ne sıklıkla alınacağıyla birlikte belirtilir.
Bir ilacın ya da tedavinin amaçlanan asıl etkisi dışında ortaya çıkan, çoğu zaman istenmeyen etki; uyku hali ya da mide rahatsızlığı gibi.
Bakterileri öldüren ya da çoğalmalarını durduran ve bakteriyel enfeksiyonların tedavisinde kullanılan ilaç. Virüslere karşı etkili değildir.
Parasetamol, ibuprofen ya da morfin gibi ağrıyı gideren ilaç; hastalar genellikle 'painkiller' der.
Belirli bir ilacı, tetkiki ya da girişimi o hasta için güvensiz veya uygunsuz hale getiren durum.
Bazı ağrı kesiciler ve soğuk algınlığı ilaçları gibi, doktor reçetesi olmadan eczaneden ya da marketten alınabilen ilaçları niteler.
Her gün iki kez, genellikle sabah ve akşam alınan ya da verilen; ilacın kullanım sıklığını yazmanın standart yollarından biri.
Belirli bir süre boyunca verilen, sayısı belli ilaç dozları ya da tedavi seansları; ayrıca bir hastalığın zaman içindeki gidişi.
Latince 'pro re nata' ifadesinin kısaltması ve 'gerektiğinde' anlamına gelir: belli saatlerde değil, yalnızca hastanın ihtiyacı olduğunda verilen ilaç.
Gecikmeden, hemen; şu anda yapılması gereken ilaç, tetkik ya da değerlendirme istemlerinde kullanılır.
Bir hastalığı tedavi etmek, önlemek ya da belirtilerini hafifletmek için kullanılan madde; hastanın kullandığı ilaçların tümü için de kullanılır.
Genellikle yuvarlak, yutularak alınan küçük katı ilaç formu; bazılarının ortadan ikiye bölünebilmesi için çentiği vardır.
Bir ilacın ya da aşının iğne yardımıyla vücuda, örneğin kasa, deri altına ya da damara verilmesi.
Bağışıklık sistemine belirli bir enfeksiyonu tanımayı ve onunla savaşmayı öğreterek kişiyi o enfeksiyonla karşılaşmadan önce koruyan ürün.
Pankreasın ürettiği ve kan şekerini düşüren hormon; diyabet hastalarına genellikle enjeksiyonla ilaç olarak da verilir.
Bir ilacın etkisinin ya da gücünün, aynı dönemde alınan başka bir ilaç, yiyecek ya da içecek nedeniyle değişmesi.
Ağız yoluyla; yani ilacın enjekte edilmek, solunmak ya da cilde sürülmek yerine yutularak alınması.
Hastanın ilaçlarını kullanırken ya da tedavi planını uygularken hekimiyle üzerinde anlaştığı plana ne ölçüde uyduğu.
Normal şekilde kullanılan bir ilacın zararlı ve istenmeyen etkisi; hafif bir döküntüden hayatı tehdit eden bir reaksiyona kadar uzanabilir.
Vücutta morfinle aynı reseptörler üzerinden etki gösteren güçlü ağrı kesici; kodein, morfin ya da oksikodon gibi.
Kanın pıhtılaşmasını geciktiren ve atriyal fibrilasyon ile derin ven trombozu gibi durumlarda pıhtı oluşumunu önlemek ya da tedavi etmek için kullanılan ilaç.
Hasta nefes aldığında ilacı sprey ya da toz halinde doğrudan akciğerlere ulaştıran küçük, elde taşınabilir cihaz.
Hastane Birimleri ve Personel
Ani hastalık ya da yaralanma nedeniyle acil bakıma ihtiyaç duyanları tedavi eden ve 24 saat açık olan hastane bölümü.
Hastanede hastaların gece ya da daha uzun süre kaldığı yataklı bölüm; genellikle tek bir uzmanlık alanına ayrılır, cerrahi ya da çocuk servisi gibi.
Bir hastayı tedavi ya da gözlem için, genellikle en az bir gece kalmak üzere hastaneye yatırmak.
Artık orada bakıma ihtiyacı kalmayan hastanın hastaneden ya da poliklinik takibinden resmi olarak çıkışını yapmak. İsim olarak vücuttan gelen akıntı anlamına da gelir.
Bir hastayı görüş, tetkik ya da tedavi için başka bir doktora, uzman ekibe veya birime gönderme işlemi; bunu sağlayan mektup ya da istek.
Gece kalmadan randevu, tetkik ya da tedavi için hastaneye veya kliniğe gelen hasta; bu tür bakımı anlatan sıfat olarak da kullanılır.
Durumu kritik olan ve yakın izlem ya da mekanik ventilatör gibi organ desteği gereken hastalar için özel donanımı ve deneyimli ekibi olan hastane birimi.
Özellikle mesai saatleri dışında, gece ya da hafta sonu, gerektiğinde ulaşılabilir olmak ve yardıma gelmek.
Toplumda çalışan, günlük sağlık sorunlarının geniş bir yelpazesini tedavi eden, uzun süreli bakım veren ve gerektiğinde hastaları hastanedeki uzmanlara sevk eden hekim.
İngiltere ve bazı ülkelerde uzmanlık eğitimini tamamlamış ve ekibin hastalarından nihai olarak sorumlu olan kıdemli hastane hekimi.
ABD ve Kanada'da tıp fakültesini bitirmiş ve bir hastanede birkaç yıl süren, gözetim altında uzmanlık eğitimi alan hekim.
Genellikle kıdemli bir hekimin önderliğinde, hekim ekibinin serviste her hastayı görüp gidişatı değerlendirdiği ve o günün planını yaptığı düzenli ziyaret.
Genellikle vardiya değişiminde, hastalara ilişkin bilgi ve sorumluluğun bir hekimden ya da ekipten diğerine aktarılması.
Hastaların durumunun ciddiyetine göre kimin önce tedavi edilmesi gerektiğine karar vermek için hızla değerlendirilmesi süreci.
Hastanede cerrahi ameliyatların yapıldığı, özel donanımlı ve çok temiz oda.
Tetkik ya da tedavi için hastanede en az bir gece kalan hasta.
Kardiyoloji, nöroloji ya da ortopedi gibi tıbbın belirli bir alanında yıllarca ek eğitim almış hekim.
Bir hekim, hemşire ya da başka bir sağlık çalışanıyla, örneğin poliklinikte ya da aile hekimliğinde görüşmek için önceden belirlenmiş zaman.
Hastalıkları ve yaralanmaları ameliyatla tedavi etmek üzere eğitim almış hekim.
Ayaktan hastaların, genellikle tek bir uzmanlık alanından hekimlerce randevuyla görüldüğü, hastanede yatış gerektirmeyen muayene seansı ya da yeri.
Bir hastanın bakımını birlikte planlayan hekim, hemşire ve terapist gibi farklı alanlardan profesyonellerden oluşan ekip.
Hasta hastaneden ayrılırken yazılan ve tanıyı, uygulanan tedaviyi, ilaçları ve takip planını aile hekimine ve hastaya aktaran belge.
İngiltere'de, mezun olmuş ancak henüz kıdemli uzman (consultant) ya da aile hekimi olmamış tüm hekimler; ilk yılındaki hekimlerden kıdemli asistanlara kadar uzanır.
Toplum içinde sağlık hizmetleriyle ilk temas noktası; başta aile hekimleri, aile sağlığı çalışanları ve serbest eczacılar olmak üzere.
Hasta İletişimi
Endişeli bir hastayı ya da yakınını, genellikle sorunun ciddi olmadığını açıklayarak sakinleştirmek ve korkusunu azaltmak.
Doktor tedavinin ya da girişimin ne olduğunu, yararlarını, risklerini ve alternatiflerini açıkladıktan sonra hastanın verdiği onay.
Ciddi bir tanı ya da bir ölüm gibi zor bir bilgiyi hastaya veya ailesine dikkatli, dürüst ve nazik bir şekilde iletmek.
Hastanın en yakın akrabası ya da irtibat kişisi olarak bildirdiği ve acil bir durumda hastanenin arayacağı kişi.
Hekimlerin ve diğer sağlık çalışanlarının hastalarla ilgili bilgileri gizli tutma ve yalnızca izin verildiğinde ya da gerekli olduğunda paylaşma yükümlülüğü.
Hastalarla konuşurken teknik terimler yerine kullanılan, tıp eğitimi almamış kişilerin anlayabileceği günlük kelimeler.
Bir hekimin hastalarla nasıl davrandığı ve konuştuğu; özellikle ne kadar nazik, sakin ve güven verici olduğu.
Bir başkasının ne hissettiğini anlayabilme ve ona bunu anladığınızı gösterebilme becerisi.
Basit bir evet ya da hayırla cevaplanamayan ve hastayı kendi sözleriyle anlatmaya davet eden soru.
Evet, hayır ya da tek bir bilgiyle cevaplanabilen ve belirli ayrıntıları hızlıca doğrulamak için sorulan soru.
Önemli bir karar öncesinde, genellikle hastanın isteğiyle başka bir hekimin tanıyı ya da tedavi planını değerlendirmesi.
Muayene ya da görüşme sırasında hasta ile sağlık personeli arasında sözlü dili ya da işaret dilini çeviren eğitimli kişi.
Hastanın bir kararla ilgili bilgileri anlayabilme, akılda tutabilme, tartabilme ve seçimini ifade edebilme yeteneği.
Mini test: bu terimleri biliyor musun?
Bu sözlükten 10 soru. Her terimin doğru Türkçe karşılığını seç, puanını gör.
Tıp İngilizcesi nasıl öğrenilir?
- Her terimi hastaların kullandığı sade kelimeyle birlikte öğrenin: myocardial infarction ve heart attack, hypertension ve high blood pressure, analgesic ve painkiller gibi.
- Her hafta vaka sunumları, makale özetleri, kılavuz özetleri ve hasta bilgilendirme broşürleri gibi gerçek tıbbi metinler okuyun; 'presented with', 'ruled out' ve 'was discharged' gibi kalıpların nasıl kullanıldığına dikkat edin.
- Yunanca ve Latince yapı taşlarını öğrenin (-itis, -ectomy, cardi-, hepat-, gastr-): Tek bir kök onlarca yeni kelimeyi anlamanızı sağlar.
- OSCE istasyonundaymış gibi İngilizce bir anamnezi baştan sona sesli prova edin: 'What brings you in today?' sorusundan başlayıp şikayetin başlangıcına, yayılımına ve alerjilere kadar.
- Poliklinik, asistan, servis, serum, kontrol ve reçete gibi Türkçeden gelen yanıltıcı kelimelerin bir listesini tutun ve konuşmadan ya da yazmadan önce bu listeye göz atın.
Sıkça sorulan sorular
Tıp İngilizcesi kelimelerini nasıl hızlı öğrenebilirim?
Alfabetik sırayla değil konu konu çalışın ve her terimi birlikte kullanıldığı kelimelerle öğrenin ('take a history', 'rule out a fracture'). Her gün kendi alanınızdan vaka sunumları, epikrizler ve makale özetleri gibi gerçek metinler okuyun; yeni kelimeleri hasta sunarken ya da not yazarken kullanın. Kısa ama düzenli çalışma, sınavdan önceki uzun oturumlardan daha etkilidir.
İlk önce hangi tıbbi terimleri öğrenmeliyim?
Her hasta görüşmesinde ihtiyaç duyacağınız kelimelerle başlayın: belirti ve bulgular, anamnez kalıpları (chief complaint, onset, allergies), vital bulgular, sık istenen tetkikler (kan tahlili, röntgen, EKG, BT), en yaygın hastalıklar ve servis dili (admit, discharge, referral, handover). Bu listenin ilk seviyesi tam olarak bunları kapsar.
Tıp İngilizcesi İngiltere'de ve ABD'de farklı mı?
Temel kelime dağarcığı aynıdır, ancak günlük hastane dilinde bazı farklar vardır: A&E ve ER, consultant ve attending, operating theatre ve operating room, full blood count ve complete blood count, nil by mouth ve NPO gibi. Yazım da farklıdır (tumour/tumor, oedema/edema, anaemia/anemia). Kendi yazılarınızda tek bir stil seçin, ama ikisini de tanımayı öğrenin.
Tıp İngilizcesini anlamak için Latince bilmem gerekir mi?
Hayır. Latince öğrenmeniz gerekmez; ancak yaygın Yunanca ve Latince kökleri, önekleri ve sonekleri bilmek uzun terimleri çözmeyi çok kolaylaştırır. İngilizce konuşan doktorların da pek çok sade kelime kullandığını (bloods, scan, painkiller), hastaların ise daha da basit kelimeler seçtiğini unutmayın.
Doktorlar İngilizce konuşan hastalara tıbbi terimleri nasıl açıklar?
Sade bir dil ve kısa cümleler kullanırlar; hastadan planı kendi sözleriyle tekrar anlatmasını isteyerek anlaşılıp anlaşılmadığını kontrol ederler. 'Hypertension' yerine 'high blood pressure', 'an MI' yerine 'a heart attack' derler. Her terimin hem teknik hem günlük karşılığını öğrenmek en iyi hazırlıktır.
İlgili alanlar
Seviyene uygun okumayla pekiştir
Yeni kelimelerin kalıcı olmasının en hızlı yolu seviyene uygun metin okumaktır. Seviyene göre ücretsiz İngilizce kitaplar:
Bu sayfa İngilizce öğrenenler için kelime açıklaması içerir; tıbbi tavsiye değildir.
