Finans ve bankacılık çalışanları için İngilizce

Finans ve Bankacılık İngilizcesi: 334 Temel Terim ve Anlamları

Uluslararası bankacılığın çalışma dili İngilizcedir: kredi raporları, kredi sözleşmeleri, faaliyet raporları, düzenleyici kurumların rehberleri ve SWIFT mesajları bu dilde yazılır. Bu sözlük, hesaplardan kredilere, riskten uyuma ve finansal teknolojiye kadar finans ve bankacılık çalışanlarının her gün kullandığı kelimeleri doğal Türkçe karşılıkları ve iş hayatından örneklerle bir araya getirir.

  • 334 terim
  • 12 konu
  • 73 temel terim
  • 668 örnek cümle

Krediler ve Borçlanma

  • down paymentisimpeşinat, ön ödeme

    Ev, araba ya da benzeri büyük bir alımda alıcının başta nakit olarak ödediği ve kalanı genellikle krediyle karşılanan kısım.

  • secured loanisimteminatlı kredi

    Borçlu geri ödeme yapmazsa bankanın el koyup satabileceği ev, araç ya da mevduat gibi bir varlıkla güvence altına alınmış kredi.

  • creditworthinessisimkredi değerliliği, kredibilite

    Bir kişinin ya da şirketin gelirine, mevcut borçlarına, ödeme geçmişine ve mali gücüne bakılarak değerlendirilen, borcunu zamanında geri ödeme olasılığı.

  • early repaymentisimerken ödeme, erken kapama

    Bir kredinin tamamının ya da bir kısmının sözleşmede belirlenen tarihlerden önce ödenmesi; böylece borçlunun ödediği toplam faiz azalır.

  • grace periodisimödemesiz dönem, ek süre

    Kredinin başında borçlunun anapara ödemek zorunda olmadığı dönem; ya da son ödeme tarihinden sonra cezalar uygulanmadan önce tanınan ek süre.

  • arrearsisimgecikmiş borç, birikmiş borç

    Daha önce ödenmiş olması gereken para; ödenmemiş kredi taksitleri, kira ya da faturalar gibi. Ödemelerini aksatan borçlu için 'in arrears' denir.

  • refinancefiilyeniden finanse etmek, refinanse etmek

    Mevcut bir krediyi, genellikle daha düşük faiz, daha uzun vade ya da farklı koşullar elde etmek için yeni bir krediyle değiştirmek.

  • restructuringisimyeniden yapılandırma, borç yapılandırma

    Borçlunun ödemede zorlanması nedeniyle kredinin vade, taksit ya da faiz gibi koşullarının değiştirilmesi; ayrıca bir şirketin bütünüyle yeniden örgütlenmesi.

  • credit facilityisimkredi limiti, kredi imkanı

    Bankanın bir şirkete, belirlenen koşullarla ve ihtiyaç duyuldukça kullanılmak üzere, belirli bir tutara kadar kredi vermeyi kabul ettiği düzenleme.

  • syndicated loanisimsendikasyon kredisi

    Riskin tek bir bankada toplanmaması için bir grup bankanın tek bir sözleşme kapsamında birlikte sağladığı büyük tutarlı kredi.

  • covenantisimtaahhüt, finansal taahhüt

    Kredi ya da tahvil sözleşmesinde borçlunun belirli şeyleri yapacağına veya yapmayacağına dair verdiği söz; örneğin borcunu belirli bir seviyenin altında tutmak.

  • balloon paymentisimbalon ödeme

    Öncesinde yapılan düzenli ödemelerden belirgin biçimde büyük olan son kredi ödemesi.

  • bullet loanisimanaparası vade sonunda tek seferde ödenen kredi

    Anaparası kademeli olarak değil, vade sonunda tek bir tutar halinde geri ödenen kredi.

  • negative amortizationisimnegatif amortisman

    Ödenmemiş faizin borca eklenmesi nedeniyle kredi bakiyesinin artması.

  • debt-service coverage ratioisimborç servisi karşılama oranı

    Borç servisine ayrılabilir nakit veya geliri planlanan anapara ve faiz ödemeleriyle karşılaştıran ölçü.

  • debt-to-income ratioisimborç ödemelerinin gelire oranı

    Kişinin düzenli borç ödemelerini aynı dönemdeki geliriyle karşılaştıran ölçü.

  • borrowing baseisimkredi kullanımına esas teminat tutarı

    Bir kredi formülünde kullanılabilir borçlanmayı belirleyen uygun teminat değerine dayalı tutar.

  • commitment feeisimkredi taahhüt komisyonu

    Kredi verenin fon sağlamayı taahhüt etmesi karşılığında, çoğunlukla kullanılmamış taahhüt üzerinden alınan ücret.

  • negative pledgeisimteminat vermeme taahhüdü

    Borçlunun başka alacaklılara varlıkları üzerinde teminat vermesini sınırlayan sözleşme taahhüdü.

  • cross-defaultisimçapraz temerrüt

    Bir borç sözleşmesindeki temerrüdü başka bir sözleşmedeki temerrüde bağlayan madde.

  • pari passuifadeeşit sırada

    Ödeme önceliği veya hukuki statü bakımından belirtilen diğer alacaklarla eşit sırada olma.

  • loan participationisimkrediye katılım payı

    Bir kredi verenin kredideki ekonomik payını başka bir kuruluşla paylaştığı düzenleme.

  • revolving credit facilityisimrotatif kredi imkânı

    Kullanım süresinde belirlenmiş limit içinde tekrar tekrar borçlanmaya ve geri ödemeye izin veren kredi imkânı.

  • non-accrual loanisimfaiz tahakkuku durdurulmuş kredi

    Tahsilat şüpheli olduğu için olağan faiz geliri kaydının durdurulduğu kredi.

  • warehouse lendingisimkredilerin satış öncesi geçici finansmanı

    Yeni açılan kredileri satılmadan veya menkul kıymetleştirilmeden önce finanse eden kısa vadeli kredilendirme.

Faiz ve Kur

  • interest rateisimfaiz oranı, faiz

    Borç alınan ya da biriktirilen paranın belirli bir dönem, genellikle bir yıl için yüzde olarak ifade edilen bedeli; kısacası paranın kullanım fiyatı.

  • fixed rateisimsabit faiz, sabit oran

    Kredinin ya da mevduatın tüm vadesi veya belirlenen bir dönem boyunca değişmeyen faiz oranı; bu sayede ödemeler sabit kalır.

  • variable rateisimdeğişken faiz, değişken oran

    Kredi ya da mevduat vadesi boyunca, genellikle bir gösterge faize bağlı olduğu için yükselip düşebilen faiz oranı.

  • APRkısaltmayıllık maliyet oranı, yıllık efektif faiz oranı

    'Annual percentage rate' ifadesinin kısaltması; faizi ve zorunlu bazı masrafları da kapsayan, bir kredinin ya da kredi kartının yıllık maliyetini yüzde olarak gösteren oran.

  • exchange rateisimdöviz kuru, kur

    Bir para biriminin başka bir para birimi cinsinden fiyatı; örneğin bir avro almak için kaç Türk lirası gerektiği.

  • foreign exchangeisimdöviz, kambiyo

    Para birimlerinin alınıp satılması ya da yabancı paranın kendisi. Çoğu zaman FX ya da forex olarak kısaltılır.

  • compound interestisimbileşik faiz

    Hem anapara hem de daha önce eklenmiş faiz üzerinden hesaplanan faiz; bu sayede toplam tutar zamanla basit faize göre daha hızlı büyür.

  • maturityisimvade, vade sonu

    Bir kredinin, mevduatın ya da tahvilin sona erdiği ve anaparanın geri ödenmesi gereken tarih; ya da bu tarihe kadar olan süre.

  • basis pointisimbaz puan

    Yüzde bir puanın yüzde biri (%0,01). Faiz oranlarındaki ve getirilerdeki küçük değişimleri kesin biçimde ifade etmek için kullanılır.

  • policy rateisimpolitika faizi

    Merkez bankasının ekonomideki paranın maliyetini yönlendirmek ve enflasyonu hedefe yaklaştırmak için belirlediği temel faiz oranı.

  • inflationisimenflasyon

    Fiyatların zaman içinde genel olarak artması; aynı miktarda parayla eskisinden daha az şey alınabilmesi.

  • spreadisimspread, fark

    İki oran ya da fiyat arasındaki fark; örneğin bankanın kredi ve mevduat faizi arasındaki fark ya da bir dövizin alış ve satış fiyatı arasındaki fark.

  • accruefiiltahakkuk etmek, işlemek

    Bir kredi ya da mevduatta faizin işlemesi gibi zamanla yavaş yavaş birikmek; muhasebede ise gelir veya gideri nakit hareketine göre değil, kazanıldığı ya da oluştuğu döneme göre kaydetmek.

  • simple interestisimbasit faiz

    Daha önce kazanılan faiz üzerinden değil, yalnızca başlangıçta borç alınan ya da yatırılan tutar üzerinden hesaplanan ve bu nedenle her dönem aynı miktarda artan faiz.

  • devaluationisimdevalüasyon, değer düşürme

    Bir hükümetin ya da merkez bankasının, genellikle sabit kur rejimi altında, ulusal parasının diğer para birimleri karşısındaki değerini resmi olarak düşürme kararı.

  • appreciatefiildeğer kazanmak, değerlenmek

    Bir para biriminin ya da varlığın zaman içinde değerinin artması. Tersi 'depreciate', yani değer kaybetmektir.

  • real interest rateisimreel faiz, reel faiz oranı

    Enflasyonun etkisi hesaba katıldıktan sonraki faiz oranı; kabaca nominal faizden enflasyon oranının çıkarılmasıyla bulunur. Paranın gerçek getirisini ya da maliyetini gösterir.

  • net interest marginisimnet faiz marjı

    Bankanın faiz gelirlerinden faiz giderlerinin çıkarılıp ortalama faiz getirili varlıklarına bölünmesiyle bulunan oran. Bankanın kredi ve yatırımlarından ne kadar karlı gelir elde ettiğini gösterir.

  • day-count conventionisimgün sayım yöntemi

    Takvim günlerini faiz hesaplamasında kullanılan yıl kesrine dönüştürme kuralı.

  • reset dateisimfaiz yenileme tarihi

    Değişken faiz oranının belirlenmiş referans koşullarına göre güncellendiği tarih.

  • interest rate floorisimfaiz tabanı

    Sözleşmede belirlenen asgari faiz oranı veya bir seviyenin altındaki faizlere karşı koruma sağlayan araç.

  • interest rate capisimfaiz tavanı

    Sözleşmedeki azami faiz oranı veya kararlaştırılan seviyenin üzerindeki faizleri telafi eden araç.

  • forward rate agreementisimvadeli faiz anlaşması

    Varsayımsal tutar üzerinde kararlaştırılmış faizle gelecekteki referans faiz arasındaki farkı ödeyen sözleşme.

  • overnight indexed swapisimgecelik faiz endeksli takas

    Sabit faizi, bileşik gecelik faizlere dayalı bir oranla değiştiren faiz takası.

  • discount factorisimiskonto faktörü

    Gelecekteki nakit tutarını daha önceki bir tarihteki değere dönüştürmek için kullanılan çarpan.

  • forward pointsisimvadeli kur puanları

    Bir para biriminin vadeli döviz kuru ile spot kuru arasındaki kote edilen fark.

  • deposit betaisimmevduat betası

    Belirtilen dönemde gösterge faiz değişiminin mevduat faizlerine yansıyan oranı.

  • term premiumisimvade primi

    Uzun vadeli tahvil getirisinin zaman içinde faiz riskini taşımayla ilişkili bileşeni.

  • covered interest parityisimörtülü faiz paritesi

    İki para birimindeki faizleri spot ve vadeli kurlarla bağlayan arbitrajsızlık ilişkisi.

Finansal Tablolar

  • balance sheetisimbilanço

    Bir şirketin belirli bir tarihteki varlıklarını (sahip olduklarını), yükümlülüklerini (borçlarını) ve özkaynaklarını (ortakların payını) gösteren finansal tablo.

  • income statementisimgelir tablosu, kar veya zarar tablosu

    Bir şirketin çeyrek ya da yıl gibi belirli bir dönemdeki gelirlerini, giderlerini ve sonuçta elde ettiği kar ya da zararı gösteren finansal tablo.

  • assetisimvarlık, aktif

    Bir kişinin ya da şirketin sahip olduğu veya kontrol ettiği nakit, bina, alacak ya da yatırım gibi değerli her şey.

  • liabilityisimyükümlülük, borç

    Bir şirketin başkalarına olan borcu ya da yerine getirmesi gereken yükümlülük; alınan krediler, ödenmemiş faturalar ve bankalar için müşteri mevduatı bu gruba girer.

  • equityisimözkaynak, özsermaye

    Şirketin ortaklara ait kısmı; varlıklardan yükümlülükler düşüldükten sonra kalan tutar. Ödenmiş sermaye ve dağıtılmayan karlar bu kalemde yer alır.

  • revenueisimhasılat, gelir

    Bir şirketin mal ya da hizmet satışı gibi olağan faaliyetlerinden, giderler düşülmeden önce elde ettiği toplam gelir.

  • net incomeisimnet kar, net dönem karı

    Bir şirketin gelirlerinden tüm giderler, faizler, vergiler ve diğer masraflar düşüldükten sonra kalan tutar. Eksi çıkarsa net zarar (net loss) olarak adlandırılır.

  • write offphrasal verb (öbek fiil)aktiften silmek, zarar yazmak

    Değeri kalmayan ya da tahsil edilemeyeceği anlaşılan bir alacağı veya varlığı kayıtlardan çıkarmak ve tutarı zarar olarak kaydetmek.

  • depreciationisimamortisman, değer kaybı

    Makine ya da bina gibi uzun ömürlü maddi bir varlığın maliyetinin kullanım ömrüne yayılması; ayrıca bir para biriminin ya da varlığın değer kaybı.

  • EBITDAkısaltmaFAVÖK, faiz, amortisman ve vergi öncesi kar

    'Earnings before interest, taxes, depreciation and amortization' ifadesinin kısaltması; bir şirketin finansman giderleri ve nakit dışı giderler öncesindeki faaliyet karını gösteren ölçü.

  • in the reddeyimzararda, eksi bakiyede

    Zarar etmek ya da borçlu durumda olmak: bir şirket zarar ettiğinde, bir hesap ise bakiyesi sıfırın altına düştüğünde 'in the red' olur.

  • expenseisimgider, masraf

    Bir işletmenin faaliyetlerini sürdürmek ve gelir elde etmek için harcadığı ya da kayda aldığı tutar; personel maaşları, kira veya faiz gibi.

  • profitisimkar, kazanç

    Bir işletmenin gelirlerinden maliyetlerini düştükten sonra elde ettiği para. Maliyetler gelirden fazlaysa ortaya zarar çıkar.

  • annual reportisimfaaliyet raporu, yıllık faaliyet raporu

    Bir şirketin her yıl yayımladığı; faaliyetlerini, sonuçlarını, stratejisini, risklerini ve yönetimini anlatan, genellikle bağımsız denetimden geçmiş finansal tabloları da içeren belge.

  • auditisimdenetim, bağımsız denetim

    Bir şirketin hesaplarının, kayıtlarının ya da süreçlerinin doğru ve kurallara uygun olup olmadığını kontrol etmek için yapılan resmi ve bağımsız inceleme.

  • P&Lkısaltmakar/zarar, kar zarar tablosu

    'Profit and loss' ifadesinin kısaltması; gelir tablosu ya da daha genel anlamda bir işletmenin, birimin, alım satım masasının veya projenin kar ya da zararı.

  • fiscal yearisimmali yıl, hesap dönemi

    Bir şirketin ya da devletin hesaplarını ve bütçesini düzenlerken esas aldığı, takvim yılıyla örtüşebilen ya da örtüşmeyen on iki aylık dönem.

  • receivablesisimalacaklar, ticari alacaklar

    Müşterilerin, kendilerine teslim edilmiş mal ya da hizmetler karşılığında şirkete borçlu olduğu para; bilançoda varlık olarak gösterilir.

  • in the blackdeyimkarda olmak, kara geçmek

    Kar ediyor olmak ya da hesapta artı bakiye bulunmak. 'In the red' ifadesinin tersidir.

  • break evenphrasal verb (öbek fiil)başa baş gelmek, ne kar ne zarar etmek

    Tüm maliyetleri karşılamaya tam yetecek kadar gelir elde etmek; böylece ne kar ne de zarar oluşması.

  • return on equityisimözkaynak karlılığı, özkaynak getirisi

    Net karın özkaynaklara bölünmesiyle bulunan ve yüzde olarak gösterilen oran. Bir şirketin, sahiplerinin yatırdığı parayla ne kadar kar elde ettiğini ölçer.

  • net interest incomeisimnet faiz geliri

    Belirli bir raporlama dönemindeki faiz gelirinden faiz giderinin çıkarılmasıyla bulunan tutar.

  • cost-to-income ratioisimgider/gelir oranı

    Belirtilen tanıma göre faaliyet giderlerini faaliyet geliriyle karşılaştıran banka verimlilik ölçüsü.

  • loan-to-deposit ratioisimkredi/mevduat oranı

    Tutarlı bir ölçüm esasına göre banka kredilerini müşteri mevduatıyla karşılaştıran oran.

  • amortized costisimitfa edilmiş maliyet

    Anapara ödemeleri ve etkin faiz yöntemiyle itfa için, gerektiğinde değer düşüklüğüyle düzeltilen defter değeri.

  • other comprehensive incomeisimdiğer kapsamlı gelir

    Geçerli raporlama standartlarına göre kar veya zararın dışında kaydedilen belirli gelir ve gider kalemleri.

  • hedge accountingisimriskten korunma muhasebesi

    Uygun bir riskten korunma ilişkisini kazanç ve kayıpların kaydına yansıtan muhasebe uygulaması.

  • derecognitionisimfinansal tablo dışı bırakma

    Önceden kaydedilmiş bir varlığı veya yükümlülüğü işletmenin finansal durum tablosundan çıkarma.

Kurumsal Finansman

  • cash flowisimnakit akışı

    Belirli bir dönemde bir işletmeye giren ve işletmeden çıkan paranın hareketi. Pozitif nakit akışı, gelen paranın çıkan paradan fazla olduğunu gösterir.

  • capitalisimsermaye, özkaynak

    Bir işi kurmak ve yürütmek için kullanılan para ve diğer finansal kaynaklar; bankalar için ise zararları karşılayan ve mevduat sahiplerini koruyan ortak fonları.

  • working capitalisimişletme sermayesi, çalışma sermayesi

    Bir işletmenin günlük faaliyetleri için kullanabildiği para; dönen varlıklardan kısa vadeli yükümlülükler çıkarılarak hesaplanır.

  • leverageisimkaldıraç, borçluluk düzeyi

    Varlıkları ya da yatırımları borç parayla finanse etme; ya da bir şirketin borcunun özkaynağına veya kazancına göre düzeyi.

  • dividendisimtemettü, kar payı

    Bir şirketin karından ortaklarına, genellikle nakit olarak ve hisse başına belirli bir tutar şeklinde dağıttığı pay.

  • bondisimtahvil, bono

    Devletin ya da şirketin borçlanmak için yatırımcılara sattığı borçlanma aracı. Kupon adı verilen düzenli faiz öder ve vade sonunda anaparayı geri öder.

  • valuationisimdeğerleme, değer biçme

    Bir şirketin, varlığın ya da gayrimenkulün ne kadar ettiğine ilişkin tahmin ya da bu değeri hesaplama süreci.

  • M&Akısaltmabirleşme ve satın alma, şirket birleşmeleri ve satın almaları

    'Mergers and acquisitions' ifadesinin kısaltması; şirketlerin birleştiği ya da bir şirketin başka bir şirketi satın aldığı işlemler.

  • IPOkısaltmahalka arz

    'Initial public offering' ifadesinin kısaltması; özel bir şirketin hisselerini ilk kez borsada halka satması.

  • due diligenceisimdurum tespiti, detaylı inceleme

    Bir anlaşma yapılmadan önce şirketin, işlemin ya da müşterinin gerçekleri doğrulamak ve riskleri, hukuki veya mali sorunları ortaya çıkarmak için dikkatle incelenmesi.

  • shareholderisimpay sahibi, hissedar

    Bir şirketin paylarına sahip olan, dolayısıyla şirketin bir kısmının sahibi olan ve oy kullanma, temettü alma gibi haklara sahip kişi ya da kurum.

  • raise capitalifadesermaye artırımı yapmak, fon sağlamak

    Bir işletme için yatırımcılardan ya da kredi verenlerden para sağlamak; örneğin yeni pay satarak, tahvil ihraç ederek ya da borçlanarak.

  • issuefiilihraç etmek, çıkarmak

    Yeni pay, tahvil ya da diğer menkul kıymetleri oluşturup yatırımcılara sunmak; ayrıca kredi kartı veya teminat mektubu gibi resmi bir belge ya da kart düzenlemek.

  • leasingisimfinansal kiralama, leasing

    Bir kiralama şirketinin makine, araç ya da gayrimenkul gibi bir varlığı satın aldığı ve işletmenin bu varlığı düzenli ödemeler karşılığında kullandığı finansman yöntemi.

  • factoringisimfaktoring

    Bir şirketin henüz tahsil edilmemiş faturalarını iskontolu olarak bir faktoring şirketine ya da bankaya devrettiği ve müşterileri ödeme yapmadan önce nakit elde ettiği finansman yöntemi.

  • bankruptcyisimiflas

    Borçlarını ödeyemeyen bir kişi ya da şirket için mahkemenin, varlıkların alacaklılara ödeme amacıyla nasıl kullanılacağını denetlediği yasal süreç.

  • project financeisimproje finansmanı

    Enerji santrali ya da otoyol gibi büyük bir proje için sağlanan ve esas olarak projenin kendi gelecekteki nakit akışlarından geri ödenen uzun vadeli finansman.

  • securitizationisimmenkul kıymetleştirme

    Alacakları veya bunların nakit akışlarını yatırımcılara satılan menkul kıymetler biçiminde yapılandıran finansman işlemi.

Mini test: bu terimleri biliyor musun?

Bu sözlükten 10 soru. Her terimin doğru Türkçe karşılığını seç, puanını gör.

Finans ve Bankacılık İngilizcesi nasıl öğrenilir?

  • Terimleri çiftler halinde öğrenin: asset ve liability, borrower ve lender, fixed ve variable rate, deposit ve withdrawal. Çiftler hem daha kolay akılda kalır hem de gerçek belgelerde birlikte geçer.
  • Alandan gerçek metinler okuyun: bir Türk bankasının İngilizce faaliyet raporunu Türkçesiyle yan yana koyun, merkez bankası basın duyurularını ve kredi sözleşmelerini inceleyin. Birçok Türk bankası raporlarını iki dilde yayımladığı için terimleri karşılaştırmak kolaydır.
  • Her ismin hangi fiille kullanıldığını öğrenin: take out a loan (kredi çekmek), pay off a debt (borcu kapatmak), charge interest (faiz işletmek), write off a bad loan (sorunlu krediyi aktiften silmek), file a suspicious transaction report (şüpheli işlem bildiriminde bulunmak).
  • Amerikan ve İngiliz İngilizcesi farklarına dikkat edin: checking account ve current account, check ve cheque, installment ve instalment, wire transfer ve bank transfer.
  • Kısaltmaları meslektaşlarınız gibi okuyun: KYC, AML ve APR harf harf söylenir; EBITDA ve IBAN ise tek kelime gibi okunur.

Sıkça sorulan sorular

Türk bankacılar İngilizce terimleri mi kullanır, Türkçelerini mi?

İkisini de. Günlük konuşmada birçok İngilizce kelime olduğu gibi kullanılır: KYC, fraud, hedge, spread, due diligence, NPL. Sözleşmelerde, resmi yazışmalarda ve düzenleyici kurumlara yapılan raporlamalarda ise 'müşterini tanı', 'dolandırıcılık' ve 'takipteki krediler' gibi Türkçe terimler tercih edilir. İki versiyonu da bilmek toplantılar, raporlar ve yabancı meslektaşlar arasında rahatça geçiş yapmanızı sağlar.

Faiz oranı ile APR arasındaki fark nedir?

Faiz oranı, borç alınan paranın kendi fiyatıdır. APR (annual percentage rate) ise zorunlu bazı masrafları da içeren yıllık kredi maliyetini gösterir; bu yüzden genellikle daha yüksektir ve teklifleri karşılaştırmak için tasarlanmış orandır. Türkiye'deki kredi belgelerinde karşılığı 'yıllık maliyet oranı'dır.

Müşteri mevduatı banka için neden bir yükümlülüktür?

Çünkü banka bu parayı müşterilerine geri ödemek zorundadır. Banka bilançosunda mevduat yükümlülük, verilen krediler ise varlıktır; bu, müşterinin bakış açısının tam tersidir. Bu ayna etkisini kavradığınızda banka finansal tablolarını okumak çok kolaylaşır.

'Take a loan' mı denir, 'take out a loan' mı?

Doğal ifade 'take out a loan'dır; tıpkı 'take out a mortgage' ve 'take out insurance' gibi. 'Get a loan' ya da kısaca 'borrow' da denebilir. Banka tarafında ise kredi 'grant', 'approve' ya da 'extend' edilir; yani kredi tahsis edilir, onaylanır ya da kullandırılır.

Hesap ekstresinde 'credit' iyi bir şey mi, kötü bir şey mi?

Kendi hesap ekstrenizde 'credit' hesaba giren, 'debit' ise hesaptan çıkan paradır. Muhasebede ise borç (debit) ve alacak (credit) her kaydın iki tarafıdır; hesabın türüne göre alacak kaydı bir hesabı artırabilir ya da azaltabilir. Bir belgeyi çevirmeden önce hangi bakış açısıyla yazıldığına bakın.

Seviyene uygun okumayla pekiştir

Yeni kelimelerin kalıcı olmasının en hızlı yolu seviyene uygun metin okumaktır. Seviyene göre ücretsiz İngilizce kitaplar:

Bu sayfa İngilizce öğrenenler için kelime açıklaması içerir; yatırım veya finans tavsiyesi değildir.