Tüm alanlarda aramak için en az 2 karakter yazın.
Ekonomi İngilizcesi: 200 Temel Terim ve Anlamları
Ekonominin kendine özgü bir dili vardır; aynı birkaç yüz kelime derslerde, ders kitaplarında, merkez bankası açıklamalarında ve gazetelerin ekonomi sayfalarında tekrar tekrar karşınıza çıkar. Bu sözlük piyasalar, enflasyon, büyüme, istihdam, para ve maliye politikası, dış ticaret ve kalkınma alanlarının temel terimlerini doğal Türkçe karşılıkları ve gerçekçi örnek cümlelerle açıklar. Ekonomi öğrencileri ve ekonomi haberlerini İngilizce takip etmek isteyen herkes için hazırlandı.
- 200 terim
- 10 konu
- 78 temel terim
- 401 örnek cümle
Merkez Bankaları ve Faiz
Bir ekonomide dolaşımdaki toplam para miktarı; nakit ve banka mevduatlarını kapsar ve M1, M2 gibi kategorilerle ölçülür.
Merkez bankasının yeni para yaratarak büyük miktarda devlet tahvili ya da başka varlıklar satın aldığı ve uzun vadeli faizleri düşürmeyi amaçladığı politika.
Enflasyonu kontrol altına almayı en büyük öncelik saydığı için daha yüksek faizden ya da daha sıkı para politikasından yana olan.
Büyümeyi ve istihdamı desteklemek enflasyonla mücadeleden daha acil göründüğü için genellikle daha düşük faizden ya da daha gevşek para politikasından yana olan.
Bankaların ve diğer borç verenlerin kişilere, şirketlere ya da devletlere kullandırdığı, daha sonra genellikle faiziyle geri ödenmesi gereken para.
Enflasyondan arındırılmış faiz oranı; borç verenin geri aldığı paranın satın alma gücü açısından gerçekte ne kadar arttığını gösterir.
Talebi yavaşlatmak ve enflasyonu düşürmek amacıyla, ağırlıklı olarak faiz artırarak para ve krediyi pahalılaştıran ya da krediye erişimi zorlaştıran politika.
Büyümeyi ve istihdamı desteklemek amacıyla, ağırlıklı olarak faiz indirerek para ve krediyi ucuzlatan ya da krediye erişimi kolaylaştıran politika.
Merkez bankası toplantısında faiz oranlarını değiştirmemek; ne artırmak ne de indirmek.
Bir merkez bankası bünyesinde düzenli olarak toplanıp faiz oranları ve diğer para politikası araçları hakkında karar veren yetkililer kurulu.
Bir merkez bankasının ithalatı finanse etmek, dış borcu ödemek ya da ulusal parayı desteklemek için elinde tuttuğu dolar ve avro gibi yabancı para cinsinden varlıklar.
Finansal sistemde paranın ne kadar kolay bulunabildiği ya da bir varlığın değer kaybetmeden ne kadar hızlı nakde çevrilebildiği.
Bir yatırımcının tahvil tutmaktan elde ettiği, yıllık yüzde olarak gösterilen getiri; tahvil fiyatları düştüğünde getiriler yükselir.
Bir merkez bankasının faiz oranlarının gelecekteki olası seyri hakkında yaptığı ve piyasaların ve kamuoyunun beklentilerini şekillendirmeyi amaçlayan iletişim.
Maliye Politikası ve Kamu Maliyesi
Hükümetin vergiler ve kamu harcamalarıyla ilgili kararları; talebi, büyümeyi, istihdamı ve kamu maliyesinin durumunu etkilemek için kullanılır.
Bir hükümetin bir yıl içinde vergi ve diğer gelirlerle topladığından daha fazla harcama yapması sonucu oluşan fark; genellikle borçlanmayla kapatılır.
Bir devletin yıllar içinde yaptığı borçlanmalar sonucu yurt içindeki ve yurt dışındaki alacaklılara olan toplam borcu.
Devletin gelir, şirket kazancı, harcama ve mülk üzerinden aldığı vergilerle kişilerden ve işletmelerden para toplamasını sağlayan sistem.
Devletin kamu hizmetleri, yatırımlar, maaşlar ve emekli aylığı gibi sosyal ödemeler için yaptığı harcamalar; maliye politikasının temel araçlarından biridir.
Bütçe açığını ya da kamu borcunu azaltmak için kamu harcamalarının ciddi biçimde kısıldığı, bazen de vergilerin artırıldığı politika.
Zayıf seyreden bir ekonomide talebi artırmak ve ekonomiyi canlandırmak amacıyla yapılan ek kamu harcaması, vergi indirimi ya da merkez bankası desteği.
Devletin bir ürünün fiyatını düşürmek ya da belirli bir faaliyeti teşvik etmek için üreticilere veya tüketicilere verdiği para ya da başka türlü destek.
Bir ülkenin kamu borcunun yıllık GSYH'sine bölünmesiyle bulunan ve yüzde olarak ifade edilen oran; borcun ekonominin büyüklüğüne göre ne kadar ağır olduğunu gösterir.
Bir kredinin ya da tahvilin faizini veya anaparasını zamanında ödeyememek; isim olarak default bu ödeme başarısızlığını anlatır.
Devletin sahip olduğu, finanse ettiği ya da yönettiği ekonomik kesim; bakanlıklar, devlet okulları ve hastaneleri ile kamu iktisadi teşebbüsleri buna dahildir.
Bir hükümetin önümüzdeki yıl ne kadar gelir toplamayı ve ne kadar harcama yapmayı planladığını gösteren plan; belirli bir amaç için ayrılan para anlamına da gelir.
Bir hükümetin belirli bir dönemde gelir, kar, satış, mülk ve diğer unsurlar üzerinden aldığı vergilerle topladığı para.
Kişilerin çalışarak, tasarruflarından, kiradan ve diğer kaynaklardan elde ettikleri gelir üzerinden ödedikleri vergi; ücretlilerde genellikle doğrudan maaştan kesilir.
Value-added tax, yani katma değer vergisinin kısaltması: çoğu mal ve hizmetin fiyatına üretimin her aşamasında eklenen ve sonunda tüketicinin ödediği harcama vergisi.
International Monetary Fund, yani Uluslararası Para Fonu'nun kısaltması: dünya ekonomisini izleyen ve ödemeler dengesi sorunu yaşayan üye ülkelere kredi veren uluslararası kuruluş.
Bir devletin borçlanmak için ihraç ettiği borçlanma senedi; devlet faiz ödemeyi ve anaparayı belirli bir tarihte geri ödemeyi taahhüt eder.
Daha çok kazananlardan gelirlerinin daha büyük bir bölümünü alan vergi; genellikle üst gelir dilimlerine daha yüksek oranlar uygulanarak işler.
Gelir gizlemek ya da satışları beyan etmemek gibi yollarla, ödenmesi gerekenden daha az vergiyi yasa dışı biçimde ödemek.
Devlete ait şirketlerin ya da hizmetlerin özel sektöre satılması veya işletilmesinin özel sektöre devredilmesi.
Batmak ya da borcunu ödeyememek üzere olan bir şirkete, bankaya veya ülkeye bir hükümet ya da uluslararası kuruluş tarafından verilen mali destek.
Dış Ticaret ve Döviz Kurları
Bir para biriminin başka bir para birimi cinsinden fiyatı; örneğin bir ABD doları ya da bir euro almak için kaç Türk lirası gerektiği.
Başka bir ülkedeki alıcılara satılan mal ya da hizmet; fiil olarak mal veya hizmeti yurt dışına satmak.
Başka bir ülkedeki üreticilerden satın alınan mal ya da hizmet; fiil olarak yurt dışından mal veya hizmet getirmek.
Bir ülkenin belirli bir dönemde ithal ettiği malların (bazen hizmetlerin de) değerinin ihracatının değerinden fazla olması sonucu oluşan fark.
Hükümetin ithal edilen mallara uyguladığı vergi; yabancı ürünleri yerli ürünlere göre pahalılaştırır.
Bir ülkenin mal, hizmet, gelir ve transferler karşılığında dünyanın geri kalanına ödediği tutarın aldığı tutardan fazla olmasıyla ortaya çıkan açık.
Dalgalı kur rejiminde bir para biriminin resmi bir karar sonucu değil, piyasa koşulları nedeniyle diğer para birimleri karşısında değer kaybetmesi.
Sabit ya da sabitlenmiş kur rejiminde hükümetin veya merkez bankasının ulusal paranın değerini resmi olarak düşürme kararı.
Bir ülkenin ya da kişinin bir malı diğerlerinden daha düşük fırsat maliyetiyle üretebilmesi; ticaretten kazanç sağlanmasının temelidir.
Yerli üreticileri gümrük vergileri, ithalat kotaları ya da sübvansiyonlar gibi araçlarla yabancı rekabete karşı koruyan politikalar.
Bir ülkedeki şirketin başka bir ülkedeki bir işletmede kalıcı bir pay ve kontrol sahibi olmasını sağlayan yatırım; örneğin fabrika kurmak ya da bir şirketi satın almak.
Bir ülke ile dünyanın geri kalanı arasında belirli bir dönemde gerçekleşen tüm para akımlarının kaydı; cari işlemler hesabı ile sermaye ve finans hesabından oluşur.
Gümrük vergisi, kota ya da sübvansiyon gibi engellerin çok az olduğu ya da hiç olmadığı, mal ve hizmetlerin ülkeler arasında serbestçe dolaştığı uluslararası ticaret.
Bir ülkede kullanılan para sistemi; örneğin lira, avro ya da dolar. Foreign currency ise başka ülkelerin parası, yani döviz anlamına gelir.
Bir para biriminin diğer paralar karşısında değerinin artması; böylece öncekinden daha fazla döviz satın alabilir. Depreciation'ın (değer kaybı) karşıtıdır.
Dünya ekonomilerinin dış ticaret, yatırım, göç ve teknoloji ile fikirlerin yayılması yoluyla birbirine giderek daha sıkı bağlanması süreci.
Bir ülkenin belirli bir dönemdeki ihracat değerinden ithalat değerinin çıkarılmasıyla bulunan tutar; ihracat fazlaysa dış ticaret fazlası, ithalat fazlaysa dış ticaret açığı oluşur.
Bir para biriminin değerinin hükümet tarafından sabitlenmek yerine döviz piyasasındaki arz ve talep tarafından belirlendiği kur sistemi.
Hisse senedi, tahvil, şirket ya da gayrimenkul satın almak veya yabancı borçlulara kredi vermek gibi yatırım amaçlı olarak ülkeler arasında gerçekleşen para hareketleri.
Ülkelerin, çoğu zaman karşı tarafın önlemlerine yanıt olarak, birbirlerinin ithalatına gümrük vergisi koyduğu ya da başka kısıtlamalar getirdiği çatışma.
Ülkelerin kendi aralarındaki ticarette gümrük vergilerini kaldırdığı ve grup dışından yapılan ithalata ortak gümrük tarifesi uyguladığı anlaşma.
Daha yüksek faiz ya da hızlı kazanç peşinde ülkeler arasında hızla dolaşan ve aynı hızla çıkıp gidebilen kısa vadeli yatırım.
ABD dolarının ya da başka bir yabancı paranın tasarruf, fiyatlama veya borçlanmada ulusal paranın yerine ya da yanında kullanılması.
Kalkınma ve Eşitsizlik
Nüfustaki her bir kişi için; bir toplamın kişi sayısına bölünmesiyle elde edilir. Kişi başına GSYH ya da kişi başına gelir gibi.
Ortalama geliri ve sanayi üretimi zengin sanayileşmiş ülkelere göre daha düşük, altyapısı daha zayıf olan ülke.
Hızla büyüyen ve sanayileşen, dış ticarete ve yabancı yatırıma giderek daha fazla açılan orta gelirli ekonomi; Brezilya, Hindistan ya da Türkiye gibi.
Gelirin, servetin ya da fırsatların bir toplumdaki kişiler veya gruplar arasında ya da ülkeler arasında eşit olmayan biçimde dağılması.
Bir ülkede temel ihtiyaçları karşılamak için gerekli görülen asgari gelir düzeyi; bu düzeyin altında yaşayanlar yoksul sayılır.
Bir ülkedeki gelir eşitsizliğini özetleyen, 0 ile 1 arasında değişen sayı: 0 herkesin aynı gelire sahip olduğunu, 1 ise tüm gelirin tek bir kişide toplandığını gösterir.
Çalışanların bilgisi, becerileri, sağlığı ve deneyimi; tıpkı makineler ya da binalar gibi verimliliği ve geliri artıran bir varlık olarak görülür.
Devlete kayıtlı olmayan ve devletin denetimi dışında kalan ekonomik faaliyetler; vergi ve sosyal güvenlik primi ödemeyen kayıtsız çalışanlar ve işletmeler gibi.
Bugün yaşam standartlarını yükseltirken çevreyi ve doğal kaynakları koruyan, böylece gelecek kuşakların da kendi ihtiyaçlarını karşılayabilmesini sağlayan ekonomik ve toplumsal ilerleme.
İnsanların ne kadar rahat yaşadığı; gelir, konut, sağlık hizmetleri, eğitim ve mal ve hizmetlere erişim gibi ölçütlerle değerlendirilir.
Bir ülkenin işleyebilmesi için gerekli temel fiziki sistemler; yollar, demiryolları, limanlar, enerji hatları, su şebekesi ve telekomünikasyon gibi.
Kişi başına geliri yüksek, modern sanayi ve hizmet sektörlerine ve köklü kurumlara sahip zengin ve gelişmiş ülke.
Bir ülkenin toplam gelirinin en yoksuldan en zengine kadar kişiler ya da hanehalkları arasında nasıl paylaşıldığı.
Gelirin ya da servetin, ağırlıklı olarak vergiler, sosyal yardımlar ve kamu hizmetleri yoluyla bazı kesimlerden diğerlerine, özellikle zenginlerden yoksullara aktarılması.
Doktor, mühendis ve bilim insanı gibi yüksek eğitimli ya da nitelikli kişilerin, daha iyi ücret veya koşullar sunan başka bir ülkeye göç etmesi.
İnsanların gıda, temiz su ve barınma gibi en temel ihtiyaçlarını bile karşılayacak gelire sahip olmadığı en ağır yoksulluk türü.
Doğumda beklenen yaşam süresini, eğitim süresini ve kişi başına geliri birleştirerek ülkeleri 0 ile 1 arasında tek bir puanla sıralayan BM göstergesi.
Bir ülkenin hızla orta gelir düzeyine ulaştıktan sonra duraksadığı ve yüksek gelir düzeyine çıkamadığı durum; çoğu zaman ucuz işgücüne dayalı büyüme modelinin tükenmesinden kaynaklanır.
Ekonomi Haberleri ve Veriler
Büyüme, enflasyon ya da işsizlik gibi ekonomik göstergelerin gelecekteki değerine dair verilere ve modellere dayanan tahmin; fiil olarak da kullanılır.
İki yüzde değeri arasındaki basit fark: yüzde 3'ten yüzde 5'e çıkış iki yüzde puanlık bir artıştır, yüzde 2'lik değil.
Bir önceki yılın aynı dönemiyle karşılaştırılmış; örneğin bu yılın mart ayındaki satışların geçen yılın mart ayındaki satışlarla kıyaslanması.
Ekonomik büyümede, resesyona ya da işsizlikte büyük bir artışa yol açmadan enflasyonu düşürmeye yetecek kadar yavaşlama.
Yüksek faiz oranları, dış talepteki zayıflık ya da artan enerji fiyatları gibi ekonomik ilerlemeyi zorlaştıran koşullar.
Bir yüzde puanın yüzde biri (0,01 puan); faiz oranlarındaki ve tahvil getirilerindeki küçük değişimleri kesin biçimde ifade etmek için kullanılır.
Yılbaşı alışverişi ya da yaz turizmi gibi düzenli mevsimsel etkilerin istatistiksel yöntemlerle çıkarıldığı; böylece ana eğilimin daha net görülebildiği.
Konut ya da hisse senedi gibi bir varlığın fiyatının, alıcıların fiyatın artmaya devam edeceğini beklemesi yüzünden gerçek değerinin çok üzerine çıktığı ve sonunda çöktüğü durum.
Yavaş ya da zayıf bir dönemin ardından artmak veya iyileşmek; büyümenin, talebin, satışların ya da enflasyonun yeniden yükselişe geçmesi gibi.
Ekonomik büyümenin ya da faaliyetin sürdüğü ancak öncekinden daha yavaş ilerlediği dönem; resesyondan daha hafiftir.
Bir ekonomi, piyasa ya da gösterge için önümüzdeki aylarda veya yıllarda beklenen gidişat.
Finansal sistemde yaşanan ani ve ciddi çöküş; örneğin bankaların batması, varlık fiyatlarının çökmesi ya da bir ülkenin artık borçlanamaz hale gelmesi.
Bir düşüşün ardından hızla yeniden yükselme; büyümede, fiyatlarda, talepte ya da bir para biriminin değerinde görülebilir.
Bir önceki aya göre; fiyatlar ya da satışlar gibi bir göstergenin bir aydan diğerine nasıl değiştiğini anlatmak için kullanılır.
Gücünü ya da şiddetini yitirmek; enflasyonun, fiyat baskılarının ya da piyasalardaki gerginliğin azalması gibi. Merkez bankaları için politikayı gevşetmek anlamına gelir.
Büyümek, artmak; açık, iki faiz oranı arasındaki fark ya da zengin ile yoksul arasındaki uçurum gibi iki rakam arasındaki farklar için kullanılır.
Küçülmek, azalmak; açık, iki faiz oranı arasındaki fark ya da ücret farkı gibi iki rakam arasındaki farklar için kullanılır.
Ani ve güçlü biçimde artmak; fiyatlar, talep, satışlar, borçlanma ya da diğer rakamlar için kullanılır. Bu tür bir artışı anlatan isim olarak da kullanılır.
Fiyatlarda, satışlarda ya da faaliyette ani ve büyük bir düşüş veya ekonominin ya da bir piyasanın çok zayıf seyrettiği uzun bir dönem.
İktisatçıların ve piyasaların öngördüğünden daha iyi ya da daha yüksek gelmek; büyüme, istihdam ya da şirket karları gibi veriler için kullanılır.
Yeni bilgiler geldikten sonra önceki bir rakamı ya da tahmini değiştirmek; yukarı ya da aşağı yönlü düzeltmek.
Hanehalklarının kendi mali durumları ve ekonomi hakkında ne kadar iyimser olduğu; gelir, iş ve harcama planlarına ilişkin aylık anketlerle ölçülür.
Bir ekonomiyi büyük ölçüde etkileyen ani ve beklenmedik olay; petrol fiyatlarının fırlaması, doğal afet ya da finansal kriz gibi.
Yıllık bir orandaki değişimin, güncel gelişmelerden değil, bir önceki yılın aynı ayındaki olağandışı yüksek ya da düşük rakamdan kaynaklanması.
Mini test: bu terimleri biliyor musun?
Bu sözlükten 10 soru. Her terimin doğru Türkçe karşılığını seç, puanını gör.
Ekonomi İngilizcesi nasıl öğrenilir?
- Her gün İngilizce kısa bir ekonomi haberi okuyun; örneğin bir merkez bankası kararı ya da enflasyon verisi. Her rakamla birlikte kullanılan fiilleri not edin: enflasyon rises, eases ya da accelerates; faizler raised, cut ya da held.
- Terimleri çiftler ve zıtlar halinde öğrenin: supply ve demand, inflation ve deflation, surplus ve deficit, hawkish ve dovish, appreciation ve depreciation. Ekonomi metinlerinin çoğu bu karşıtlıklar üzerine kuruludur.
- Rakamları İngilizce okuma alıştırması yapın: 3.5% three point five percent diye okunur, yüzde 3'ten yüzde 4'e çıkış one percentage point'tir, çeyrek puan ise twenty-five basis points'tir.
- Aynı duyurunun iki dildeki metnini karşılaştırın: TCMB ve TÜİK basın duyurularını hem Türkçe hem İngilizce yayımlar; anahtar terimleri yan yana koyarak eşleştirebilirsiniz.
- Soyut gelen tanımları çizin. Basit bir arz-talep grafiği ya da konjonktürün evrelerini gösteren bir zaman çizelgesi pek çok terimi akılda tutmayı kolaylaştırır.
Sıkça sorulan sorular
Economics, economy, economic ve economical arasındaki fark nedir?
Economics akademik disiplindir (iktisat); economy ise üretim ve ticaret sisteminin kendisidir (ekonomi). Economic 'ekonomiyle ilgili' demektir: economic growth (ekonomik büyüme), economic policy (ekonomi politikası). Economical ise 'tasarruflu, az masraflı' anlamına gelir: an economical car (az yakan bir araba). Türkçede son ikisi de 'ekonomik' diye karşılandığı için sık karıştırılır.
İngilizce ekonomi haberlerini takip etmek için önce hangi terimleri öğrenmeliyim?
Her ay manşetlere çıkan göstergelerle başlayın: enflasyon ve tüketici fiyat endeksi, faiz ya da politika faizi, GSYH ve büyüme, işsizlik oranı, döviz kuru, bütçe açığı ve cari açık. Ardından bu göstergelerin hareketini anlatan fiilleri (rise, ease, pick up, widen, narrow) ve yüzde ile yüzde puan arasındaki farkı öğrenin.
Türk ekonomistler İngilizce terimleri mi yoksa Türkçe karşılıklarını mı kullanıyor?
İkisini de. Akademik Türkçede arz, talep, esneklik, fırsat maliyeti ve beşeri sermaye gibi yerleşik karşılıklar vardır; sınavlarda ve ders kitaplarında bunlar kullanılır. Finans piyasalarında ve medyada ise bazı İngilizce terimler doğrudan kullanılır ya da kelimesi kelimesine çevrilir: hawkish ve dovish 'şahin' ve 'güvercin' olur; QE, yumuşak iniş ve baz puan gibi ifadeler de gündelik dilin parçasıdır. İki versiyonu da bilmek Türkçe ve İngilizce kaynaklar arasında rahatça geçiş yapmanızı sağlar.
Yüzde 3,5, 25 baz puan ve 0,4 yüzde puan gibi rakamları İngilizcede nasıl okurum?
3.5% three point five percent diye okunur; Türkçede ondalık için virgül kullanılırken İngilizcede nokta kullanılır. 25 baz puan bir yüzde puanın dörtte biridir ve çoğu zaman a quarter point denir. 0,4 yüzde puan zero point four percentage points diye okunur; İngilizler zero yerine nought da diyebilir. Büyük sayılarda İngilizce binlik ayırıcı olarak virgül kullanır: 1,500 bin beş yüz demektir.
Para politikası ile maliye politikası arasındaki fark nedir?
Para politikası merkez bankası tarafından yürütülür ve ağırlıklı olarak faiz oranları ile para arzı üzerinden işler. Maliye politikası ise hükümet tarafından yürütülür; vergiler ve kamu harcamaları aracılığıyla işler ve bütçede somutlaşır. Her ikisi de talebi, büyümeyi ve enflasyonu etkiler; bu yüzden haberlerde iki politikanın ne kadar uyumlu yürütüldüğü sıkça tartışılır.
İlgili alanlar
Seviyene uygun okumayla pekiştir
Yeni kelimelerin kalıcı olmasının en hızlı yolu seviyene uygun metin okumaktır. Seviyene göre ücretsiz İngilizce kitaplar:
Bu sayfa İngilizce öğrenenler için kelime açıklaması içerir; yatırım veya finans tavsiyesi değildir.
