Tüm alanlarda aramak için en az 2 karakter yazın.
Edebiyat İngilizcesi: 252 Temel Terim ve Anlamları
İngilizce, dünya edebiyatının ve edebiyat araştırmalarının büyük bölümünün çalışma dilidir: Shakespeare'den Woolf'a uzanan klasikler aslından okunur; her dilden romanlar da İngilizce çeviriler, eleştiriler ve inceleme yazıları sayesinde geniş okur kitlelerine ulaşır. Bu sözlük, olay örgüsü, karakter ve bakış açısından metafora, ölçüye, trajediye, modernizme ve yakın okumaya kadar edebiyat öğrencilerinin ve kitap severlerin ilk karşılaştığı terimleri Türkçe karşılıkları ve derslerden, ödevlerden, okuma kulüplerinden, kitap eleştirilerinden alınmış örneklerle bir araya getirir. Ayrıca novel ile romance, poem ile poetry ya da author ile writer gibi Türkçe konuşanları sık yanıltan ayrımlara dikkat çeker.
- 252 terim
- 10 konu
- 56 temel terim
- 504 örnek cümle
Anlatım ve Bakış Açısı
Öykünün anlatıldığı konum; olayları kimin gözünden gördüğümüzü ve ne kadarını öğrendiğimizi belirler. Örneğin birinci tekil ya da üçüncü tekil kişili anlatım.
Birbirine bağlı olayların aktarıldığı öykü ya da anlatım ve bu öykünün aktarılma biçimi; sıfat olarak da öykü anlatan her şeyi niteler.
Öykünün içinde yer alan ve onu 'ben' diyerek anlatan, okurun olayları yalnızca onun gözünden görmesini sağlayan anlatıcı.
Bütün karakterlerin düşünce ve duyguları da dahil olmak üzere öyküyle ilgili her şeyi, farklı yer ve zamanlardaki olayları bilen üçüncü kişili anlatıcı.
Yalan söylediği, olayları yanlış anladığı, ruhsal açıdan dengesiz olduğu ya da durumu net göremeyecek kadar genç veya taraflı olduğu için anlattıklarına tam olarak güvenilemeyen anlatıcı.
Bir karakterin düşüncelerini, duygularını ve anılarını zihinden geçtikleri gibi, kesintisiz ve çoğu zaman noktalamasız bir akış halinde sunan anlatım tekniği.
Bir anlatının olayları hangi algı ve bilgi süzgecinden sunduğunu gösteren bakış düzenidir; özellikle kimin gördüğü ve bildiğiyle ilgilidir.
Bir karakterin düşünce ya da sözlerini, doğrudan alıntı işaretleri kullanmadan üçüncü kişi anlatımıyla kaynaştıran anlatım biçimidir.
Bir edebî eserde kurulan, gerçek yazardan ayrı düşünülen ve duyguların, tutumların ya da gözlemlerin onun üzerinden sunulduğu konuşan kimliktir.
Anlatı içinde anlatıcının öyküyü yönelttiği ya da hitap ettiği kişi ya da kurmaca figürdür.
Olayları, anlatımla yaşanma anı arasında çok az ya da hiç zaman farkı yokmuş gibi aktaran anlatım tekniğidir.
Anlatılan olayların kurmaca dünyasında bir karakter olarak yer almadan hikâyeyi aktaran anlatıcıdır.
Anlattığı öykünün dünyasında aynı zamanda bir karakter olarak yer alan anlatıcı.
Anlattığı öykünün merkezindeki kişi yine kendisi olan anlatıcı.
Bir metnin belirli bilgileri ve tepkileri bekleyerek varsaydığı okur rolü.
Bir anlatıcının anlattığı öyküye girmesi gibi, farklı anlatı düzeyleri arasındaki sınırın aşılması.
Bir eserde farklı toplumsal dil ve söylem biçimlerinin birlikte bulunması ve etkileşmesi.
Karakterlerin bağımsız düşünsel seslerinin tek bir kesin yazar yargısına indirgenmeden bir arada bulunması.
Daha sonraki bir zaman noktasından önceki olaylara bakılarak yapılan anlatım.
Edebi Teknikler ve Söz Sanatları
Bir şeyi 'gibi' ya da 'kadar' gibi bir benzetme edatı kullanmadan, başka bir şeymiş gibi anlatarak aralarındaki gizli benzerliği gösteren söz sanatı.
İki farklı şeyi genellikle 'like' ya da 'as' (gibi, kadar) kelimeleriyle doğrudan karşılaştıran söz sanatı; örneğin 'buz gibi soğuk'.
Bir metinde gerçek anlamının ötesinde daha büyük bir düşünceyi temsil eden nesne, kişi, yer ya da olay; örneğin hayatı temsil eden bir yolculuk.
Görme, işitme, koklama, tatma ve dokunma gibi duyulara seslenerek okurun anlatılanı zihninde canlandırmasını ya da hissetmesini sağlayan betimleyici dil.
Söylenenle kastedilen ya da beklenenle gerçekte olan arasındaki karşıtlık; çoğu zaman mizah ya da eleştiri amacıyla kullanılır.
Hayvanlara, nesnelere, yerlere ya da soyut kavramlara insana özgü nitelikler, duygular ya da eylemler yükleyen söz sanatı; örneğin 'rüzgar fısıldadı'.
Sözcükleri gerçek anlamlarının dışında ya da alışılmadık bir biçimde kullanarak özel bir etki veya anlam yaratma yolu; örneğin metafor, benzetme, abartma ya da kişileştirme.
Vurgu ya da mizah için bilerek yapılan, apaçık abartıya dayanan söz sanatı; örneğin 'Sana bunu bin kere söyledim.'
Yakın sözcüklerin başında aynı ünsüz sesin tekrarlanması; ritim, vurgu ya da müzikal etki için kullanılır. Örneğin 'big bad bear'.
Yazarın okurun tanımasını beklediği, Kutsal Kitap, Yunan mitolojisi ya da Shakespeare gibi bilinen bir kişiye, yere, olaya ya da metne yapılan kısa ve dolaylı gönderme.
Karakterlerin ve olayların soyut kavramları ya da gerçek durumları temsil ettiği, böylece çoğu zaman ahlaki ya da siyasi ikinci, gizli bir anlam taşıyan öykü, şiir ya da resim.
'Sağır edici sessizlik' ya da 'acı tatlı' gibi, çarpıcı bir etki yaratmak için çelişen iki sözcüğü yan yana getiren söz sanatı.
İlk bakışta kendisiyle çelişen ya da saçma görünen ama daha derin bir gerçeği dile getirdiği anlaşılan söz ya da durum; örneğin 'az çoktur'.
Seyircinin ya da okurun, bir karakterin bilmediği önemli bir şeyi bildiği ve bu nedenle karakterin sözlerinin ya da eylemlerinin ek bir anlam kazandığı durum.
Yakın cümlelerin, dizelerin ya da yan tümcelerin başında aynı sözcük veya ifadenin etki yaratmak için yinelenmesidir.
Anlamı keskinleştirmek ve vurguyu artırmak için güçlü karşıt fikirleri dengeli bir yapıda yan yana getiren söz sanatıdır.
Konuşanın, orada olmayan bir kişiye, soyut bir kavrama ya da insan dışı bir varlığa doğrudan seslendiği söz sanatıdır.
Yakın sözcüklerde benzer ünlü seslerin tekrarlanmasıyla oluşan; ses örgüsü, vurgu ya da müzikal etki sağlayan söz sanatıdır.
Beyazın saflığı, gecenin tehlikeyi çağrıştırması gibi, bir kültürde anlamı yaygın biçimde tanınan simgelerin kullanımıdır.
Destan şiirinde ya da yüce anlatıda, karşılaştırmayı birkaç dize boyunca ayrıntılı biçimde geliştirerek güçlü etki yaratan uzun benzetmedir.
Dilde sözcük seçimi, ritim ve seslerin yumuşak birleşimiyle oluşan hoş, akıcı ve kulağa uyumlu ses etkisidir.
Bir şeyin doğrudan adı yerine onunla yakın ilişkili başka bir şeyin adının kullanılması.
Bir parçanın bütünü ya da bütünün bir parçayı temsil edecek biçimde kullanılması.
Söylenmek istenenin karşıtını olumsuzlayarak yapılan ölçülü ve dolaylı anlatım.
Eşleşen sözcüklerin ya da düşüncelerin iki ifadede ters sırayla düzenlenmesi.
Tek bir sözcüğün başka iki sözcükle farklı anlamlarda ilişkilendirilmesiyle, çoğu zaman nükteli etki yaratılması.
Birbirinden çok farklı şeyler arasında kurulan ayrıntılı ve şaşırtıcı benzetme.
Özellikle eski Germen şiirinde sıradan adın yerine kullanılan kısa, mecazlı birleşik adlandırma.
Ardışık cümleciklerin ya da dizelerin sonlarında aynı sözcüklerin tekrarlanması.
Sözcükler, ifadeler ya da cümlecikler arasındaki bağlaçların bilinçli olarak kullanılmaması.
Olağan dilbilgisinin gerektirdiğinden fazla bağlacın bilinçli olarak kullanılması.
Bir cümleciğin sonundaki sözcük ya da ifadenin, sonrakinin başında tekrarlanması.
Yüce bir söyleyişten ya da yoğun duygudan önemsiz bir şeye ani, çoğu zaman komik geçiş.
Sözcüklerin, anlattıkları sesleri kendi ses yapılarıyla taklit etmesi.
Anlatım etkisi yaratmak amacıyla kullanılan sert ve uyumsuz konuşma sesleri birleşimi.
Yakın sözcüklerde ıslığı ya da tıslamayı andıran konuşma seslerinin tekrarlanması.
Tanınabilir bir eseri ya da üslubu komik veya eleştirel etki yaratmak için değiştirerek taklit etme.
Tanınabilir üslupları, çoğu zaman alay yerine saygı gösterme amacıyla taklit eden ya da birleştiren yazı.
Şiir Terimleri
Duygu ve düşünceleri yoğun bir biçimde ifade etmek için dizeler halinde düzenlenen, ritim, ses, imge ve çoğu zaman uyaktan yararlanan edebi yazı; şiir sanatı.
Bir deneyimi, duyguyu ya da düşünceyi özenle seçilmiş sözcüklerle ifade eden, çoğunlukla düzenli bir ritmi ya da uyağı olan, dizeler halinde yazılmış tek bir eser.
Şiirde diğer gruplardan bir boşlukla ayrılan ve düzyazıdaki paragraf gibi işleyen dize grubu.
Sözcüklerin, özellikle şiirdeki dizelerin sonunda aynı ya da benzer seslerin tekrarlanması; örneğin 'night' ve 'light'.
Düzyazının karşıtı olarak, ritimli dizeler halinde düzenlenmiş yazı; ayrıca bir şiirin tek bir dizesi ya da bir şarkıdaki dize grubu.
Bir şiir dizesinde ya da düzyazıda vurgulu ve vurgusuz hecelerin, duraklamaların ve hızın oluşturduğu, metne hareket duygusu veren düzen.
Şiirde vurgulu ve vurgusuz hecelerin oluşturduğu, ayak (foot) adı verilen birimlerle ölçülen düzenli örüntü; örneğin iamb (da-DUM) ya da trochee (DUM-da).
Belirli bir uyak düzeni olan, İngilizcede genellikle iambik pentametreyle yazılan ve çoğunlukla aşkı ya da tek bir güçlü duyguyu işleyen on dört dizelik şiir.
Düzenli bir ölçüye ya da uyak düzenine bağlı kalmayan; bunun yerine konuşma dilinin doğal ritmine, dize bölünmelerine ve imgelere dayanan şiir.
Genellikle aynı uzunlukta olan, birbiriyle uyaklı ve bir anlam birimi oluşturan art arda iki şiir dizesi.
Bir şiirde ya da bentte dize sonlarındaki uyakların oluşturduğu düzen; aynı harfle gösterilen dizelerin uyaklı olduğu harflerle, örneğin ABAB biçiminde gösterilir.
Her biri vurgusuz bir heceyi izleyen vurgulu bir heceden oluşan beş iambdan kurulu, toplam on heceli şiir dizesi: da-DUM da-DUM da-DUM da-DUM da-DUM.
Özellikle beş vurgulu iambik ölçü gibi düzenli bir ölçüyle yazılan, ancak dize sonu uyağı bulunmayan şiirdir.
Ölümü yas tutarak anan ya da kayıp, bellek ve keder üzerine derin biçimde düşünen şiir; bazen daha geniş bir edebî metin de olabilir.
Özellikle İngiliz şiirinde görülen, genellikle beş vurgulu ölçüyle yazılan ve birbiriyle uyaklı iki dizeden oluşan şiir birimidir; çoğu zaman yüksek üslup, düşünce ya da nükte taşır.
Bir şiirin başında esin, yardım ya da söz yetkisi istemek için ilhama, tanrıya ya da yönlendirici bir güce yapılan sesleniştir.
Baştan sona tek ve düzenli bir ölçü kalıbını izlemeyen, ama yine de ritim, ses tekrarları ya da kısmi bir yapı koruyabilen nazım türü ya da şiirsel söyleyiştir.
Uzun bir öykü anlatmaktan çok kişisel duygu, ruh hâli ya da düşünceyi yoğun ve çoğu zaman ezgili bir biçimde dile getiren şiirdir.
Bir kişiyi, nesneyi, düşünceyi ya da olayı ciddi, düşünceli ve çoğu zaman yüceltilmiş bir üslupla ele alıp öven lirik şiirdir.
Bir söz öbeğinin ya da cümlenin tam durak olmadan bir şiir dizesinden sonrakine devam etmesi.
Bir şiir dizesinin içinde fark edilir ölçüde belirgin olan duraklama.
Sonu, anlamlı bir dilbilgisel durakla aynı yere denk gelen şiir dizesi.
İki vurgusuz heceyi bir vurgulu hecenin izlediği ölçü ayağı.
Bir vurgulu heceyi iki vurgusuz hecenin izlediği ölçü ayağı.
Vurguya dayalı şiirde, iki vurgulu heceden oluşan ölçü ayağı.
ABA BCB CDC biçiminde birbirine bağlanan üç dizelik bentlerden oluşan uyak düzeni.
ABABABCC uyak düzenli, İngilizcede çoğunlukla iambik pentametreyle yazılan sekiz dizelik bent.
ABABBCC uyak düzenli, İngilizcede genellikle iambik pentametreyle yazılan yedi dizelik bent.
Uyaklanan sözcüklerin son vurgulu hecesinde biten uyak.
Vurgulu heceden sonra gelen bir ya da birkaç vurgusuz heceye uzanan uyak.
Sözcüklerin sayfadaki görsel düzeninin anlamın bir parçasını oluşturduğu şiir.
Mahrem kişisel deneyimleri açık sözlülükle ele almasıyla ilişkilendirilen şiir.
Bir şiirde belirli aralıklarla tekrarlanan dize ya da dize grubu.
Tiyatro ve Oyun Yazını
Oyuncular tarafından sahnede oynanmak üzere yazılan, öyküsünü diyalog ve eylem yoluyla anlatan edebiyat türü; ayrıca tek bir ciddi oyun.
Diyaloglardan ve sahne yönergelerinden oluşan, oyuncuların seyirci önünde sahnelediği tiyatro metni.
Tiyatro için, bazen de radyo ya da televizyon için oyun yazan; oyuncuların sahnede canlandırdığı diyalogları ve sahne yönergelerini kaleme alan kişi.
Ana karakterin acı çektiği ve çoğu zaman kişisel bir kusur ya da ölümcül bir hata yüzünden yıkıma uğradığı ciddi oyun ya da öykü.
Seyirciyi ya da okuru eğlendirmek amacıyla yazılan, genellikle yanlış anlamalar ve mizah üzerine kurulan ve çoğunlukla kavuşma ya da evlilikle mutlu sonla biten oyun veya öykü.
Bir öyküde, oyunda ya da filmde karakterlerin birbirleriyle yaptığı konuşmalar; düzyazıda genellikle tırnak işareti içinde gösterilir.
Bir oyunda, filmde ya da öyküde tek bir karakterin, dinleyen diğer karakterlere ya da seyirciye yönelik yaptığı uzun konuşma.
Bir oyunda sahnede yalnız kalan karakterin düşüncelerini yüksek sesle dile getirdiği ve seyircinin onun gerçekte ne hissettiğini öğrendiği konuşma.
Bir oyunun bölündüğü, genellikle birkaç sahneden oluşan ve çoğu zaman aralarında ara verilen ana bölümlerden her biri.
Mini test: bu terimleri biliyor musun?
Bu sözlükten 10 soru. Her terimin doğru Türkçe karşılığını seç, puanını gör.
Edebiyat İngilizcesi nasıl öğrenilir?
- Her hafta İngilizce gerçek metinler okuyun: bir kısa öykü, birkaç şiir, bir kitap eleştirisi ya da bir yazar hakkındaki ansiklopedi maddesi. Yalnızca öyküdeki bilinmeyen kelimelerin değil, eleştirmenlerin kullandığı çözümleme kelimelerinin de altını çizin.
- Terimleri zaten bildiğiniz eserler üzerinden öğrenin. Sevdiğiniz bir Türk romanını İngilizce anlatın: mekanını, başkahramanını, bakış açısını, çatışmasını ve temalarını.
- Terimleri eleştirmenlerin birbirinden ayırdığı çiftler ve gruplar halinde öğrenin: simile ve metaphor, theme ve motif, yuvarlak ve düz karakter, memoir ve autobiography, soliloquy ve monologue.
- Bir metin parçasını incelerken 'teknik + örnek + etki' kalıbını kullanın: Tekniğin adını verin, birkaç kelime alıntılayın, ardından okur üzerindeki etkisini açıklayın.
- Şiir terimlerini sesli söyleyin ve vurguları parmağınızla vurun. Vurgu ve ritim duyulduğunda daha kolay anlaşılır; hyperbole, genre ve soliloquy gibi kelimeler de sık yanlış telaffuz edilir.
Sıkça sorulan sorular
Edebiyat İngilizcesi terimlerini nasıl etkili biçimde öğrenebilirim?
Alfabetik sırayla değil konu konu çalışın: Önce bir anlatının öğeleri (olay örgüsü, karakter, mekan, tema, bakış açısı), ardından söz sanatları, şiir terimleri, tiyatro ve edebi akımlar. Her terimi bildiğiniz bir kitaptan örnekle öğrenin; kısa öyküler, şiirler, kitap eleştirileri ve klasik baskıların giriş yazıları gibi gerçek metinleri düzenli okuyun. Ardından bir kitap hakkında yeni terimlerden beş altısını kullanarak İngilizce kısa bir paragraf yazın.
İngilizce edebi çözümleme ödevi yazmak için önce hangi terimleri bilmem gerekir?
Bir metnin nasıl işlediğini anlatan kelimelerle başlayın: plot, conflict, character, protagonist, narrator, point of view, setting, theme, tone ve symbol. Ardından yaygın teknikleri (metaphor, simile, imagery, irony) ve çözümleme fiillerini ekleyin: suggest, convey, highlight, contrast, foreshadow. Bu sözlüğün ilk seviyesi tam olarak bunları kapsar.
Türkçe edebiyat terimlerinin neden çoğu zaman iki adı var, örneğin benzetme ve teşbih?
Türkçe edebiyat terimleri farklı dönemlerden gelir. Klasik belagat Arapça ve Farsça kökenli terimler bırakmıştır (teşbih, istiare, mübalağa, kafiye); 20. yüzyıldaki dil devrimi Türkçe karşılıklar türetmiştir (benzetme, eğretileme, abartma, uyak); çağdaş eleştiri ise Avrupa dillerinden kelimeler almıştır (metafor, ironi, alegori). Ders kitapları, çevirmenler ve üniversiteler farklı tercihler yaptığı için iki Türkçe adı da öğrenip tek bir İngilizce terimle eşleştirmek en kolay yoldur.
Klasikleri İngilizce aslından mı yoksa Türkçe çevirisinden mi okumak daha iyi?
İkisinin de yararı var. Türkçesini zaten okuduğunuz bir eseri İngilizce okumak iyi bir başlangıçtır; olay örgüsünü bildiğiniz için dile odaklanabilirsiniz. Önce modern düzyazı, kısa öykü ya da uzun öyküyle başlayın; Shakespeare'i ve eski şiiri sonraya bırakın ya da açıklamalı öğrenci baskılarından okuyun. Başka dillerde yazılmış eserlerin İngilizce çevirileri de edebiyat tartışmalarının kelime dağarcığını öğrenmek için gayet uygundur.
İlgili alanlar
Seviyene uygun okumayla pekiştir
Yeni kelimelerin kalıcı olmasının en hızlı yolu seviyene uygun metin okumaktır. Seviyene göre ücretsiz İngilizce kitaplar:
