Tüm alanlarda aramak için en az 2 karakter yazın.
Satış İngilizcesi: 189 Temel Terim ve Anlamları
Uluslararası şirketlerde satış ekipleri planlarını, raporlarını ve müşteri görüşmelerini İngilizce yürütür; pipeline, lead, quota ve close gibi kelimeler hemen her toplantıda geçer. Mağazaların ve perakende zincirlerinin de kendine özgü bir dili vardır: point of sale ve footfall'dan markdown ve stok sayımına kadar. Bu sözlük, satışın ve perakendenin temel terimlerini sade bir İngilizce ve Türkçeyle, gerçek iş hayatından örneklerle açıklıyor. Satış temsilcileri, müşteri yöneticileri ve mağaza çalışanları için hazırlandı.
- 189 terim
- 9 konu
- 57 temel terim
- 378 örnek cümle
Müşteri Portföyü Yönetimi
Bir şirketin mevcut müşterilerini rakiplere kaptırmadan, zaman içinde alışveriş yapmaya devam ettirebilme becerisi.
Belirli bir dönemde alışverişi bırakan ya da aboneliğini veya sözleşmesini iptal eden müşterilerin kaybı; ayrıca bunun gerçekleşme oranı.
Mevcut sözleşme ya da abonelik sona erdiğinde bunu yeni bir dönem için uzatma işlemi ya da yenilenen sözleşmenin kendisi.
Bir şirketin, bir müşteriden onun alışveriş yapmaya devam ettiği sürenin tamamı boyunca elde etmeyi beklediği toplam gelir ya da kar.
İşlerin nasıl gittiğini görmek ve ilişkiyi canlı tutmak için, büyük bir gündem olmadan, bir müşteriyle ya da iş arkadaşıyla kısaca iletişime geçmek.
Bir satış çalışanının ya da ekibin sorumlu olduğu coğrafi bölge, müşteri grubu ya da sektör.
Satış çalışmalarına yön vermek için müşteri kuruluşundaki kişilerin, ilişkilerin ve etkilerinin belirlenmesi.
Müşteri kuruluşu içinde, satıcının önerdiği çözümü etkin biçimde destekleyen etkili kişi.
Küçük bir ilk satın almayla müşteri kazanıp sonraki alımlarla ilişkiyi büyütmeye dayanan satış stratejisi.
Mevcut müşterilerde karşılanmamış ihtiyaçların veya hizmet verilmeyen ekiplerin büyüme fırsatı açısından değerlendirilmesi.
Bir tedarikçinin müşteri kuruluşunun ilgili bölümlerinde ne ölçüde iş ilişkisi kurduğunu gösteren durum.
Belirli müşteri ilişkisini geliştirmek ve kararlaştırılan ticari hedeflere ulaşmak için belgelenmiş strateji.
Ayrı müşteri sözleşmelerinin veya aboneliklerinin birlikte yenilenmesi için bitiş tarihlerinin aynı tarihe getirilmesi.
Tedarikçinin, ürünlerine talep oluşturacak onaylı faaliyetler için satış ortaklarına sağladığı para.
Bayinin, belirlenmiş satılmamış stoğu kararlaştırılan koşullarda iade etmesine veya değiştirmesine izin veren düzenleme.
Alışılmış bireysel satış temsilcisi ataması yerine doğrudan şirket tarafından yönetilen müşteri hesabı.
Mağaza ve Müşteri
Ürünleri diğer işletmelere değil, mağazalar, çevrim içi mağazalar ya da başka kanallar aracılığıyla doğrudan halka ve küçük miktarlarda satma işi.
Müşterinin alışverişinin ödemesini yaptığı yer ve an, örneğin mağaza kasası ya da çevrim içi ödeme sayfası; ayrıca bu ödemeyi kaydeden sistem.
Müşterinin ne aldığını, ne kadar ve ne zaman ödediğini gösteren, satın alma kanıtı olarak kullanılan basılı ya da dijital belge.
Bir ürünü iade eden ya da bir hizmeti iptal eden müşteriye geri ödenen para; genellikle aynı karta ya da nakit olarak yapılır.
Mağaza, süpermarket ya da bankada müşterilerden ödeme almak, para üstü ve fiş vermekle görevli kişi.
Mağazada müşterilerin alışverişlerinin ödemesini yaptığı yer ya da bir web sitesindeki son ödeme adımı.
Mağazada ürünlerin sergilendiği ve müşterilerin dolaşıp alışveriş yaptığı bölüm; depo ve ofislerden ayrı tutulur.
Düzenli müşterilerin alışveriş yaptıkça puan, indirim ya da ödül kazandığı ve onları tekrar gelmeye teşvik etmek için tasarlanmış uygulama.
Bir mağazanın, müşterilerin ürünleri ne zaman ve nasıl geri getirebileceğine dair kuralları; örneğin 30 gün içinde, fişle ve orijinal durumunda.
Mağazada ödemelerin alındığı ve paranın saklandığı makine ya da tezgah; Amerikan İngilizcesinde cash register denir.
Bir mağazanın başındaki kişi; çalışanlardan, satış sonuçlarından, stoktan, müşteri hizmetinden ve günlük işleyişten sorumludur.
Satış alanında müşterilere yardım eden, sorularını yanıtlayan, ürün ve beden bulan ve çoğu zaman kasada da çalışan mağaza personeli.
Belirli bir süre içinde bir mağazaya ya da alışveriş bölgesine giren kişi sayısı.
Mağazaya, kuaföre, showroom'a ya da otele randevusuz veya rezervasyonsuz, çoğu zaman sadece bakmak için gelen müşteri.
Bir şirketin ücret karşılığında mağazaya sıradan bir müşteri gibi gönderdiği ve hizmet, personel davranışı ve mağaza standartları hakkında rapor hazırlayan kişi.
Müşteri tercihlerini hatırlayarak veya kaydederek sürekli ilişki kurmaya dayanan kişiselleştirilmiş mağaza satışı.
Başka ürünleri de alabilecek müşterileri çekmek amacıyla bilinçli olarak çok düşük veya zararına fiyatla satılan ürün.
Müşterinin ürünü teslim almadan önce taksitlerle ödediği ve mağazanın ürünü ayırdığı düzenleme.
Mağazada sergileme veya gösterim amacıyla kullanılan ve daha sonra satışa sunulabilen ürün.
Çoğunlukla mobil ekipmanla, ana kasa dışında müşterilere hizmet vererek ödeme kuyruklarını kısaltma.
Ürün Teşhiri ve Stok
Mağazada ya da depoda hiç kalmadığı için şu anda satın alınamayan.
Müşterinin daha fazla alışveriş yapması için mağazadaki ürünlerin planlanması ve sergilenmesi; neyin satılacağı, ne kadar stok tutulacağı, ürünün nereye konacağı ve nasıl fiyatlandırılacağı bu işe dahildir.
Bir işletmenin satışa hazır olarak elinde bulundurduğu malların tamamı ya da bunların ayrıntılı listesi.
Satılan ürünlerin yerine yenilerini koyarak rafları ya da mağazayı yeniden doldurmak veya bir üründen yeniden sipariş vermek.
Bir ürünün satış fiyatında yapılan kalıcı düşüş; genellikle yavaş satan ya da sezon sonunda elde kalan ürünleri satmak için uygulanır.
Bir mağazanın kayıtlara göre sahip olması gereken stok ile gerçekte sahip olduğu stok arasındaki fark; hırsızlık, hasar, hata ya da sahtecilikten kaynaklanır.
Stok tutma birimi: perakendecinin bir ürünün her versiyonuna verdiği benzersiz kod; böylece her beden, renk ya da paket türü ayrı ayrı takip edilebilir.
Her ürünün raf ya da teşhir ünitesinde tam olarak nereye konacağını ve kaç adedinin müşteriye dönük duracağını gösteren şema.
Müşterileri çekmek ve satın almaya yöneltmek için ürünlerin ve mağaza içinin nasıl görüneceğinin tasarlanması; vitrinler, teşhir alanları, aydınlatma ve yerleşim bu işe dahildir.
Mağaza vitrininde, önünden geçenlerin dikkatini çekmek ve onları içeri davet etmek için yapılan ürün ve dekor düzenlemesi.
Satış alanına çıkarılana kadar fazla ürünlerin saklandığı, mağazanın arka tarafındaki oda.
Gerçek stoğun kayıtlarla uyuşup uyuşmadığını kontrol etmek için bir mağazadaki ya da depodaki tüm ürünlerin tek tek sayılması.
Bir ürünün ya da rafın üzerine takılan ve fiyatı gösteren küçük etiket; çoğu zaman barkod ve ürün koduyla birlikte yer alır.
Perakende koridorunun sonunda bulunan ve çoğunlukla teklif veya ürün grubunu öne çıkaran teşhir.
Ürünü açıklamak veya tanıtmak için rafta ürünün yakınına takılan küçük işaret ya da kart.
Müşterilerin doğrudan seçebildiği, gevşek yerleştirilmiş ürünleri tutan açık perakende teşhir kabı.
Mağazada teşhirlerin özellikle yüksek görünürlük kazandığı belirgin ana geçiş yolu.
Perakende sisteminde mevcut görünen, ancak satış için gerçekte bulunamayan stok.
Teşhiri düzenli tutmak için ürünleri rafların önüne getirme ve müşteriye bakacak şekilde çevirme.
Ürün seçimi ve raf düzeni dahil bütün kategorinin yönetiminde perakendeciye tavsiye vermek üzere seçilen tedarikçi.
Hedefler, Metrikler ve Prim
Bir kişinin, ekibin ya da mağazanın belirli bir dönemde ulaşması beklenen, tutar ya da adet olarak belirlenmiş satış miktarı.
Bir satış temsilcisine ya da ekibe belirli bir dönem için verilen ve genellikle prim hesabında ve performans değerlendirmesinde kullanılan sabit satış hedefi.
Satış personeline yaptığı satışlara göre ödenen para; genellikle her satışın ya da toplam cironun belli bir yüzdesidir.
İstenen bir sonraki adımı atan kişilerin yüzdesi; örneğin mağazaya gelip alışveriş yapan ziyaretçilerin ya da müşteriye dönüşen adayların oranı.
Temel performans göstergesi: bir kişinin, ekibin ya da mağazanın önemli bir hedefe göre ne kadar iyi gittiğini gösteren sayı; örneğin günlük satış ya da dönüşüm oranı.
Bir müşterinin tek bir alışverişte harcadığı ortalama tutar; toplam satışın işlem sayısına bölünmesiyle hesaplanır.
Belirli bir dönemde kazanılan ya da kaybedilen olarak kapanan tüm satış fırsatları içinde kazanılanların yüzdesi.
Bir satış çalışanının hedefinin yüzde 100'üne ulaşması durumunda bir yılda alacağı toplam kazanç; sabit maaş ile prim ya da bonusun toplamından oluşur.
Bir kişinin, ekibin ya da şirketin önümüzdeki dönemde ne kadar satış yapacağına dair; pipeline'a, geçmiş sonuçlara ve piyasa koşullarına dayanan tahmin.
Belirli bir dönemde ulaşmanız beklenen satış miktarına ya da sonuca ulaşmak.
Uygun durumdaki açık satış fırsatlarının değerinin, karşılaması beklenen satış hedefine oranı.
Her satış fırsatının değerini tahmini kazanılma olasılığıyla çarpıp sonuçları toplayarak elde edilen toplam.
Belirli koşulları dikkate almak için satış temsilcisinin hedefinin onaylanarak düşürülmesi.
Satış temsilcisi belirlenmiş performans eşiğine ulaştıktan sonra uygulanan daha yüksek prim oranı.
Ücret planında tanımlanan daha düşük performans aralığında uygulanan azaltılmış prim oranı.
Bir ücret planı kapsamında satış temsilcisinin kazanabileceği prime getirilen üst sınır.
Satış ücret planındaki bir koşul sağlanmadığında önceden verilmiş primin geri çevrilmesi.
Gelecekte kazanılacak satış primlerine karşılık verilen ve sonraki primlerden düşülen avans.
Plandaki koşullara göre geri alınabilir açık yaratmayan, satış primine karşı verilen garantili avans.
Hedef başarısını ölçmek veya ücreti hesaplamak için satış temsilcisine atanan satış bölümü.
Belirli satış faaliyetini veya sonucunu teşvik etmek için sunulan kısa süreli ödül.
Yeni satıcı verimliliğini geliştirirken verilen azaltılmış veya kademeli yükselen satış hedefi.
Satılan ürün adedinin işlem sayısına bölünmesiyle bulunan, tamamlanan satın alma başına ortalama ürün sayısı.
Uygun ana ürün satışlarının belirli ek ürün veya hizmeti içerme oranı.
Belirli dönemdeki satış gelirinin fit kare cinsinden ölçülen mağaza alanına bölünmesi.
Belirlenen ölçüm kuralına göre hedef kişiye ulaşan satış aramalarının tüm arama girişimlerine oranı.
Fırsat sayısı, ortalama anlaşma değeri, kazanma oranı ve satış döngüsü uzunluğuyla hesaplanan zaman başına satış değeri tahmini.
Farklı ürün, hizmet veya kategorilerin şirket satışlarına yaptığı göreli katkı.
Ekibin mevcut çalışanları, zamanı ve verimliliğiyle gerçekçi olarak ulaşabileceği satış düzeyi.
Satış ücret planına göre ilk satıştan sonra süren müşteri ödemelerinden veya tekrar işlerden kazanılan prim.
Bir plan kapsamında prim ödenebilmesi için ulaşılması gereken asgari satış veya performans düzeyi.
Mini test: bu terimleri biliyor musun?
Bu sözlükten 10 soru. Her terimin doğru Türkçe karşılığını seç, puanını gör.
Satış İngilizcesi nasıl öğrenilir?
- Bir satışın aşamalarını sırasıyla öğrenin: lead, nitelikli müşteri adayı, ihtiyaç analizi görüşmesi, demo, teklif, pazarlık, kapanış. Pipeline raporları ve CRM ekranları da aynı sırayı izler; kelimeler böylece daha çabuk akılda kalır.
- Her terimle birlikte kullanılan fiilleri toplayın: generate leads, qualify a prospect, handle an objection, close a deal, hit a target. Satış İngilizcesi bu kısa ve etken kalıplar üzerine kuruludur.
- Ürün tanıtım sayfaları, vaka çalışmaları, teklif dosyaları ve satış pozisyonlarının iş ilanları gibi gerçek İngilizce satış metinleri okuyun; özelliklerin değil, faydaların nasıl anlatıldığına dikkat edin.
- Telefon ve toplantı kalıplarını sesli çalışın: “Is now a good time to talk?” ya da “What would stop you from moving forward today?” gibi. Kısa ve kibar sorular, uzun cümlelerden daha çok işe yarar.
- Mağazada çalışıyorsanız İngiliz ve Amerikan İngilizcesindeki çiftleri birlikte öğrenin: till ve register, footfall ve foot traffic, stocktake ve inventory count. Uluslararası markalar ikisini de kullanır.
Sıkça sorulan sorular
Lead ile prospect arasındaki fark nedir?
Lead, müşteri olma ihtimali olan herhangi bir kişi ya da şirkettir; örneğin bir form dolduran ya da bir listede bulunan biri. Prospect ise incelenmiş ve uygun olduğu görülmüş bir leaddir: gerçek bir ihtiyacı, bütçesi ve satın alma yetkisi vardır. Pek çok şirket bu kelimeleri gevşek kullanır ama pipeline raporlarında aradaki fark önemlidir.
Commission ile bonus aynı şey mi?
Tam olarak değil. Commission (prim, komisyon) genellikle her satışın ya da getirdiğiniz cironun belli bir yüzdesidir; her anlaşmayla birlikte artar. Bonus ise çoğunlukla bir hedefe ulaşıldığında ya da dönem sonunda ödenen sabit bir tutardır. Birçok satış işinde sabit maaş, prim ve bazen de bonus bir arada bulunur.
Türk satış ekipleri İngilizce kelimeleri mi kullanıyor?
Çoğu zaman evet. Kurumsal ve teknoloji satışında lead, pipeline, deal, forecast, demo ve CRM gibi kelimeler Türkçe cümlelerin içinde olduğu gibi kullanılır. Mağaza çalışanları ise daha çok kasa, reyon, sayım, fiş gibi Türkçe kelimeleri tercih eder. İki versiyonu da bilmek hem şirket içi toplantıları takip etmenizi hem de yabancı yöneticiler ya da tedarikçilerle konuşmanızı kolaylaştırır.
Satışı kapatmak (close a sale) ne demek?
Satışı kapatmak, müşterinin satın almaya kesin onay vermesini sağlamak demektir; imzalı bir sözleşme, bir satın alma siparişi ya da bir ödeme gibi. Buradaki close olumlu bir anlam taşır: anlaşmanın kazanıldığını gösterir, kötü bittiğini değil. Satışla sonuçlanmayan bir fırsat ise genellikle lost (kaybedilmiş) olarak adlandırılır.
İlgili alanlar
Seviyene uygun okumayla pekiştir
Yeni kelimelerin kalıcı olmasının en hızlı yolu seviyene uygun metin okumaktır. Seviyene göre ücretsiz İngilizce kitaplar:
