Tüm alanlarda aramak için en az 2 karakter yazın.
Müzik İngilizcesi: 215 Temel Terim ve Anlamları
İngilizce; müzik teorisi kitaplarının, uluslararası konservatuvarların, kayıt stüdyolarının, müzik yazılımlarının ve küresel müzik piyasasının ortak dilidir. Nota, gam ve akor, ritim ve tempo, çalgılar, müzik türleri, prova ve konser, kayıt ve prodüksiyon ile sektörün işleyişine dair temel terimleri bilmek; dersleri ve kullanım kılavuzlarını rahatça okumanızı, başka müzisyenlerle ve ses mühendisleriyle anlaşmanızı, yayın, sözleşme ve telif konularını güvenle yönetmenizi sağlar.
- 215 terim
- 9 konu
- 68 temel terim
- 431 örnek cümle
Melodi, Form ve Şarkı Yazarlığı
Belirli bir karakter, nesne, yer veya fikirle ilişkilendirilen ve hikaye geliştikçe değişebilen, tekrarlanan müzik fikri.
Çalgılar ve Ses
Müzik sesi üretmek için yapılmış ya da kullanılan nesne; piyano, keman, gitar, davul ya da ney gibi.
Bir çalgının seslerini doğru yüksekliğe getirmek için ayar yapmak; genellikle telleri gerip gevşeterek ya da çalgının bir parçasını hareket ettirerek yapılır.
Doğru ses yüksekliğinde olmamak; ya çalgının akordu bozulmuştur ya da şarkıcı veya çalgıcı biraz tiz ya da pes kalmaktadır.
Bir müzik eserindeki şarkı söylenen partiler; özellikle pop, rock ve cazda kullanılır. Ana şarkıcı solo vokali (lead vocals), diğerleri ise arka vokalleri (backing vocals) söyler.
Başlıca keman, viyola, viyolonsel ve kontrbastan oluşan, yayla çalınan çalgılar bölümü. Ayrıca gitar gibi bir çalgının üzerindeki tellerin kendisi anlamına gelir.
Vurularak, sallanarak ya da sürtülerek çalınan çalgılar; davul, zil, ksilofon, tef ve darbuka gibi.
Yaylı, tahta üflemeli, bakır üflemeli ve vurmalı çalgıları birlikte çalan, genellikle bir şef tarafından yönetilen büyük müzisyen topluluğu.
Özellikle pop, rock ya da cazda birlikte çalan müzisyenler topluluğu; ya da bando gibi üflemeli ve vurmalı çalgılardan oluşan topluluk.
Çalıcının dudaklarını kap biçimli bir ağızlıkta titreştirerek ses ürettiği, genellikle metalden yapılmış üflemeli çalgılar ailesi; trompet, trombon, korno ve tuba gibi.
Havanın bir kenara üflenmesiyle ya da bir kamıştan geçirilmesiyle ses üreten üflemeli çalgılar ailesi; flüt, obua, klarnet, fagot ve saksofon gibi.
Aynı notayı aynı ses yüksekliğinde çalsalar bile iki çalgıyı ya da iki sesi birbirinden ayırt etmemizi sağlayan ses niteliği ya da rengi.
Bir şarkıcının rahatça söyleyebildiği en pes sesten en tiz sese kadar olan nota aralığı. Sesler bu aralığa göre bas ve baritondan tenor, alto ve soprana kadar sınıflandırılır.
Çalgı eşliği olmadan, yalnızca bir ya da birden çok sesle söylenen ya da icra edilen anlamına gelir.
Bir şarkıda ana vokalin arkasında söylenen, uyum, doku, ritmik destek ya da vurgu katan vokal partileridir.
İki şarkıcı ya da iki çalgıcı tarafından seslendirilen eser veya iki partinin benzer önem taşıdığı icradır.
Birlikte çalan müzisyenler grubu ya da bu grubun birlikte elde ettiği uyum ve denge anlamına gelir.
Perdeli telli çalgılarda, çalıcıların farklı notalar elde etmek için tellere bastığı sapın ön yüzeyidir.
Ana ezgiye eşlik eden, onunla uyumlu ama farklı notalardan oluşan; çoğu zaman birlikte söylenen ya da çalınan müzik çizgisidir.
Bir ezgiyi, genellikle belirgin sözler olmadan, ağzı kapalı biçimde yumuşakça seslendirmektir.
Keman veya viyolonsel gibi yaylı bir çalgının iki telinde aynı anda çalınan iki nota.
Şarkıcının daha dolgun konuşma veya göğüs rejistrinden çoğunlukla ayrılan, nefes sesi içerebilen hafif bir üst ses rejistri.
Hava geçtiğinde titreşerek klarnet, obua ve saksofon gibi çalgılarda ses oluşmasını sağlayan ince ve esnek parça.
Piyanoda susturucuları tellerden kaldırarak tuşlar bırakıldıktan sonra da notaların tınlamasını sağlayan pedal.
Türler ve Tarzlar
Ritim, çalgılar, armoni ya da tarihsel geçmiş gibi ortak özellikleri olan müzik kategorisi; caz, rock, hip-hop ya da klasik müzik gibi.
Daha önce başka bir sanatçının yayımladığı bir şarkının yeni bir icrası ya da kaydı; çoğu zaman farklı bir tarzda ya da düzenlemeyle yapılır.
Senfoniler, konçertolar, operalar ve oda müziği gibi türleri kapsayan, genellikle ayrıntılı partisyonlarla yazıya geçirilen ve eğitimli müzisyenlerce seslendirilen Batı sanat müziği geleneği.
20. yüzyılın başında New Orleans'taki Afro-Amerikan topluluklarda gelişen; swing ritmi, zengin armonisi ve doğaçlamasıyla bilinen müzik türü.
Bir halkın ya da bölgenin, genellikle kuşaktan kuşağa sözlü olarak aktarılan geleneksel müziği. Aynı zamanda bu gelenekten etkilenen modern, akustik ve şarkı odaklı bir tarzın adıdır.
Geniş bir dinleyici kitlesine yönelik, ticari amaçlı popüler müzik; genellikle kısa şarkılar, akılda kalıcı nakaratlar ve melodi ile prodüksiyona güçlü bir odak içerir.
1970'lerde New York'un Bronx bölgesinde doğan; davul kalıpları ve sample'lardan oluşan altyapılar üzerine rap yapmaya dayanan kültür ve müzik türü.
Genellikle yavaş ya da orta tempolu olan, anlatıma, duyguya ya da akılda kalan sözlü bir melodiye odaklanan şarkı türüdür.
Özellikle opera ve oratoryoda, diyalog veya anlatıyı aktarmak için konuşmaya benzer ritimleri izleyen vokal anlatım biçimidir.
Notaların akıcı bir biçimde eşit olmayan aralıklarla duyulduğu, çoğu zaman caz ve dans edilebilir akışla ilişkili ritmik duyumdur.
Genellikle her ölçüde üç vuruş olarak hissedilen, akıcı ve dönerek ilerleyen karakteri olan bir dans ve müzik türüdür.
Konu adı verilen ana fikrin farklı müzik partilerinde sırayla girdiği ve bu partilerin etkileşimiyle geliştirildiği kontrapuntal eser.
Genellikle birkaç bölümden oluşan, bir veya daha fazla solo çalgıyı orkestrayla karşılıklı etkileşim ve karşıtlık içinde öne çıkaran eser.
Genellikle her partiyi bir kişinin çaldığı küçük çalgı toplulukları için yazılan ve icracılar arasında yakın etkileşim sağlayan müzik.
Zayıf zamanlardaki ritmik vurguları, belirgin bas çizgileri ve rahat ama sağlam ritmik akışıyla tanınan Jamaika kökenli popüler müzik türü.
Afro-Amerikan müzik geleneklerine dayanan, güçlü bas akışlarını ve birbirini tamamlayan, çoğu zaman senkoplu ritmik partileri öne çıkaran tür.
Afro-Amerikan topluluklara dayanan; ifadeli ses kullanımı, tekrarlı cümleler ve kendine özgü armonik kalıplarla tanınan müzik geleneği.
Detroit'te gelişen; genellikle tekrarlanan vuruşlar, sentezlenmiş sesler ve dokudaki kademeli değişimlerle kurulan elektronik dans müziği türü.
Afro-Amerikan gospel ile rhythm and blues geleneklerine dayanan, ifadeli şarkı söyleyişi ve güçlü duygusal aktarımı öne çıkaran popüler müzik türü.
Çoğunlukla elektro gitar, bas, davul ve güçlü vuruş üzerine kurulan; çok çeşitli vokal ve çalgı üsluplarını kapsayan geniş popüler müzik geleneği.
Şarkıcıların karakterleri canlandırdığı ve hikayeyi çoğunlukla çalgı eşliğiyle, ağırlıklı olarak müzik yoluyla anlattığı sahne eseri.
Orkestra için yazılan, genellikle hızları ve karakterleri farklı birkaç bölüme ayrılmış geniş kapsamlı eser.
Performans ve Çalışma
Müzisyenlerin bir eseri ya da gösteriyi seyirci önünde sunmadan önce birlikte çalıştıkları oturum.
Becerilerinizi geliştirmek, yeni eserler öğrenmek ve tekniğinizi formda tutmak için tek başınıza düzenli olarak çalıp söylediğiniz zaman.
Bir müzisyenin ya da grubun canlı performansı için kullanılan gayriresmi kelime; özellikle bir barda, kulüpte ya da bir etkinlikte verilen ücretli konser.
Bir orkestrayı ya da koroyu yöneten, el hareketleri veya bagetle tempoyu belirleyen, girişleri gösteren ve yorumu biçimlendiren kişi.
Tek bir müzisyenin çaldığı ya da söylediği, çoğu zaman grubun geri kalanının önüne çıkan bölüm; ya da tek bir icracı için yazılmış eserin bütünü.
Yazılı notaya bakmadan, çalma anında müzik yaratmak; genellikle bilinen bir akor dizisi üzerinde ya da bir makam veya mod içinde yapılır.
Konserden önce grubun sahnede çaldığı ve ses mühendisinin seyirciye giden sesle sahne monitörlerinin seviyelerini ayarladığı kısa çalışma.
Bir grubun ya da sanatçının konserde çalmayı planladığı şarkıların sıralı listesi. 'Set' ise kesintisiz tek bir performans bölümüdür.
Performans öncesinde ya da sırasında yaşanan, el titremesine, ağız kuruluğuna ya da ezber kaybına yol açabilen yoğun heyecan veya korku.
Seyircinin alkışlarla sanatçıları sahneye geri çağırması üzerine konserin sonunda çalınan ek şarkı ya da eser.
Ana melodiyi ya da solisti destekleyen müzik; örneğin bir şarkıcının altındaki piyano partisi ya da bir kemanın arkasında gitaristin çaldığı akorlar.
İcracının seçim yapabileceğini bildiren bir yorum işaretidir; çoğu kez tempo, süsleme ya da bir partinin isteğe bağlı olmasıyla ilgilidir.
Yaylı çalgı çalanlara, pizzicato ya da başka bir yaysız teknikten sonra yeniden yay kullanmalarını söyleyen bir yönergedir.
Notaların icrada nasıl başlatıldığı, bağlandığı, ayrıldığı ya da vurgulandığını anlatan; açıklığı ve müzikal karakteri belirleyen unsurdur.
Bir yaylı çalgı çalanın sesi ve artikülasyonu biçimlendirmek için yayı kullanma biçimidir; yön, basınç, hız ve cümleleme buna dahildir.
Bir pasaj boyunca ses şiddetinin yavaş yavaş azalmasıdır; icrada yapılır ya da notada işaretlenir.
Bir melodiyi ana biçimini ya da temel armonik işlevini değiştirmeden süsleyen küçük ek nota ya da kısa figürdür.
Gitar ya da benzeri telli çalgılarda tüm boş tellerin sesini birlikte inceltmek için sap üzerine takılan aparattır.
Bir müzisyen ya da şarkıcının performans sırasında tam olarak ne zaman başlaması, durması ya da bir şeyi değiştirmesi gerektiğini gösteren işarettir.
Başa dönüp yeniden çalmayı söyleyen yönergedir; genellikle başka bir işaret nerede durulacağını gösterene kadar sürer.
Bir notanın hızla tekrarlanması veya notalar arasında hızla gidip gelinmesiyle oluşturulan kesintisiz, titreşimli müzik dokusu.
Şarkıcıların ve çalgıcıların sese ifade kazandırmak için bir notanın yüksekliği çevresinde oluşturduğu küçük ve düzenli değişim.
Ardışık notaları aralarında belirgin boşluk bırakmadan düzgünce bağlayarak, müzikal çizginin akıcı ilerlemesini sağlayacak biçimde.
Notaları kısaltıp birbirinden belirgin biçimde ayırarak, müzikal çizgide ayrı başlangıçlar ve boşluklar oluşturacak biçimde.
Özellikle şan ve yaylı çalgılarda, hedeflenen bir sesten diğerine anlatım amacıyla yapılan kesintisiz kaydırma.
Ritim, aralık ve armoni gibi müziksel sesleri ve ilişkileri dinleyerek tanıma, hatırlama ve yeniden üretme çalışması.
Bir müzisyenin veya topluluğun bildiği, çalıştığı ya da icraya hazır tuttuğu eserler bütünü; ayrıca belirli çalgı veya türe ait eserler.
Büyük bir topluluğun tek bir bölümünün, bütün grupla yeniden birleşmeden önce kendi partileri üzerinde çalıştığı prova.
Kayıt ve Prodüksiyon
Bir ses ya da çalgı gibi bir sesi, daha sonra dinlenebilecek, düzenlenebilecek ve yayımlanabilecek biçimde kaydetmek.
Bir albümdeki ya da yayındaki tek bir şarkı. Stüdyoda ya da DAW'da, davul kanalı ya da vokal kanalı gibi ayrı kaydedilmiş tek bir parti anlamına da gelir.
Bir şarkının kaydedilmiş tüm kanallarını ses seviyesi, panorama, EQ, efektler ve dinamik ayarlarıyla dengeleyip son stereo versiyonda birleştirmek.
Ses prodüksiyonunun son aşaması; bitmiş miksler cilalanır, ses yüksekliği ve tını açısından tutarlı hale getirilir ve dijital platformlar, CD ya da plak için hazırlanır.
Bir kayıt projesini yaratıcı ve pratik açıdan yönlendiren; sound'u, düzenlemeyi ve performansları biçimlendiren, çoğu zaman programlama ya da ses mühendisliği de yapan kişi.
Digital audio workstation ifadesinin kısaltması: bilgisayarda müzik kaydetmek, düzenlemek, aranje etmek, mikslemek ve üretmek için kullanılan yazılım; Pro Tools, Logic Pro, Ableton Live ya da Cubase gibi.
Musical Instrument Digital Interface ifadesinin kısaltması: klavyelerin, bilgisayarların ve diğer cihazların hangi notanın, ne kadar güçlü ve ne kadar uzun çalındığı gibi performans verilerini birbirine göndermesini sağlayan standart.
Sesi, yükseltilebilmesi ya da kaydedilebilmesi için elektrik sinyaline dönüştüren cihaz. En yaygın türleri dinamik ve kondansatör mikrofonlardır.
Bir partinin ya da şarkının tamamının bir kez kaydedilme denemesi. Ses mühendisleri genellikle birkaç take kaydeder ve en iyilerini seçer ya da birleştirir.
Daha önce kaydedilmiş kanalların üzerine yeni bir parti kaydetmek; örneğin temel kayıtlar bittikten sonra gitar solosu ya da arka vokal eklemek.
Müzisyenlerin kayıt ya da canlı performans sırasında kulaklıklarında veya kulak içi monitörlerinde duyduğu metronom sesi; herkesin tamamen aynı tempoda kalmasını sağlar.
Equalisation ya da equaliser kelimelerinin kısaltması: bir sesteki pes, orta ve tiz frekansların dengesini ayarlamak ya da bunu yapan araç.
Bir mekanda sesin çok sayıda hızlı yansımasıyla oluşan ve sese hacim kazandıran etki ya da bunu taklit eden efekt; hall, room ya da plate reverb gibi.
Bir davul vuruşu, bir vokal cümlesi ya da var olan bir kaydın bir bölümü gibi, yeni bir müzik eserinde yeniden kullanılan kısa ses kaydı.
Son versiyonu kaydedilmeden önce şarkı fikrini grup arkadaşlarına, prodüktörlere, plak şirketlerine ya da başka sanatçılara göstermek için yapılan sade, ilk kayıt.
İnceleme, düzenleme ya da yeniden miksleme için tam miks içinden ayrılıp tek başına dinlenen kayıt parçası ya da kanaldır.
Dinleyicinin sesi ne kadar güçlü algıladığını anlatan kavramdır; miks ve masteringde yalnızca sinyal seviyesi değil, algı da önemlidir.
Bir notanın tizliğinin, çoğu kez bir tekerlek, kol ya da yazılım otomasyonu ile, yukarı veya aşağı doğru kesintisiz değiştirilmesidir.
Kayıtlı ya da canlı sesin mikrofonlar, seviyeler, netlik ve sistem kurulumu gibi teknik yönlerini yöneten kişidir.
Ses yolunun ardışık noktalarındaki sinyal düzeylerini, aşırı gürültü veya istenmeyen taşma olmadan kullanılabilir kalacak şekilde ayarlama.
Sinyal düzeyi belirlenen eşiğin altına düştüğünde sinyali azaltan, çoğunlukla sesler arasındaki sessiz aralıkları temizleyen ses işlemcisi.
Bir vokal kaydındaki belirgin S sesleri gibi aşırı keskin ıslıklı sesleri ortaya çıktıkları sırada azaltan ses işlemcisi.
Uyumlu mikrofonları veya başka ses cihazlarını çalıştırmak için dengeli mikrofon bağlantısı üzerinden, yaygın olarak 48 voltla gönderilen doğru akım beslemesi.
Bir çalgının elektrik sinyalini, hoparlörünü mikrofonla kaydetmeden, uygun bir arayüz üzerinden kayıt veya canlı ses sistemine bağlama.
Önceden kaydedilmiş çalgı sinyalini bir amfiden geçirip çıkan sesi kaydederek, icradan sonra tınıyı değiştirme işlemi.
Çalma devam ederken mevcut kaydın seçilen bir bölümünü yeniden kaydetmeye başlayıp çevresindeki icrayı koruyarak o pasajı değiştirmek.
Mini test: bu terimleri biliyor musun?
Bu sözlükten 10 soru. Her terimin doğru Türkçe karşılığını seç, puanını gör.
Müzik İngilizcesi nasıl öğrenilir?
- Alandan gerçek metinler okuyun: metot kitapları, teori çalışma kitapları, albüm kapak notları, DAW ve eklenti kılavuzları, müzisyen ve prodüktör röportajları bu terimleri doğal bağlamında kullanır.
- Notaların İngilizce harf adlarını (C D E F G A B) bildiğiniz solfej adlarıyla (do re mi fa sol la si) yan yana öğrenin ve akorları sesli söyleme alıştırması yapın: 'C major' (Do majör), 'A minor' (La minör), 'G seven' (Sol yedi), 'F sharp minor' (Fa diyez minör), 'B flat major' (Si bemol majör).
- Nota değerleri ve nota yazımı için hem İngiliz hem Amerikan adlarını öğrenin, çünkü ikisiyle de karşılaşacaksınız: crotchet ve quarter note (dörtlük), quaver ve eighth note (sekizlik), bar ve measure (ölçü), stave ve staff (porte).
- Provalarda müzisyenlerin gerçekten kullandığı kısa kalıplara dikkat edin: 'from the top' (baştan), 'take it from bar 17' (17. ölçüden alalım), 'count us in' (bize sayı ver), 'a bit slower' (biraz daha yavaş), 'you're slightly sharp' (biraz tiz kalıyorsun). Bunları not alın ve siz de kullanın.
- Stüdyo çalışmalarını, ekipman incelemelerini ve canlı ses eğitimlerini İngilizce altyazıyla izleyin; track, take, mix, EQ, reverb gibi kayıt ve prodüksiyon terimleri Türkiye'deki stüdyolarda da neredeyse her zaman İngilizce kullanılır.
Sıkça sorulan sorular
Nota adlarını İngilizcede nasıl söylerim?
İngilizcede solfej heceleri yerine harfler kullanılır: C do, D re, E mi, F fa, G sol, A la, B ise si'dir. Diyez ve bemol harften sonra söylenir: C sharp (do diyez), B flat (si bemol). Akorlar ve tonlar da aynı şekilde adlandırılır: 'D minor' (Re minör), 'E flat major' (Mi bemol majör). İngilizcede do, re, mi gibi solfej heceleri daha çok kulak eğitimi ve şan alıştırmalarında kullanılır.
İngiliz ve Amerikalı müzisyenler nota değerleri için neden farklı adlar kullanıyor?
İngiliz sistemi eski adları korur; Amerikan sistemi ise her notayı birlik notanın bir kesri olarak adlandırır. Buna göre semibreve whole note (birlik), minim half note (ikilik), crotchet quarter note (dörtlük), quaver eighth note (sekizlik), semiquaver ise sixteenth note (onaltılık) demektir. Amerikan adları Türkçedeki mantığa çok yakın olduğu için Türk öğrenciler genellikle bunları daha kolay öğrenir.
'Nota' kelimesini İngilizceye nasıl çevirmeliyim?
Anlamına göre değişir. Tek bir ses ya da onu gösteren işaret note'tur. Yazılı müziğin bütünü ise sheet music, the music ya da score'dur; bu yüzden 'Notayı getirdin mi?' cümlesi 'Did you bring the music?' veya 'Did you bring the sheet music?' olur. Nota okumak 'reading music' diye ifade edilir: 'Can you read notes?' değil, 'Can you read music?' denir.
Önce hangi müzik terimlerini öğrenmeliyim?
Her derste ve provada duyduğunuz kelimelerle başlayın: note, scale, chord, key, rhythm, beat, tempo, melody, harmony, bar, time signature, sharp, flat, major ve minor. Ardından sahne (rehearsal, gig, soundcheck, setlist), kayıt (track, take, mix) ve işin ticari tarafıyla ilgili kelimeleri (release, royalties, copyright) ekleyin. Bu sözlük de terimleri aynı şekilde, en temelden daha ileri seviyeye doğru sıralar.
Türk makam müziğini İngilizcede nasıl anlatabilirim?
İngilizce yazan kişilerin çoğu Türkçe terimleri korur ve açıklar: makam, kendine özgü dizisi, tipik ezgi gidişi (seyir) ve durak sesleri olan bir melodik yapıdır; usul ise ritmik bir döngüdür. Makamı yalnızca 'scale', usulü de yalnızca 'time signature' diye çevirmekten kaçının. Türk sistemindeki küçük aralıklar için comma (koma) kullanılır; genel bir terim olarak 'microtones' da yaygındır.
İlgili alanlar
Seviyene uygun okumayla pekiştir
Yeni kelimelerin kalıcı olmasının en hızlı yolu seviyene uygun metin okumaktır. Seviyene göre ücretsiz İngilizce kitaplar:
